Koltuktan Kalkamayan Erkekler Çağı

O odada takvim değişir, kuşak değişir, dünya değişir; ama onlar değişmez. Çünkü onlar için siyaset dönemsel bir hizmet alanı değil de kendini halka dayatma alanıdır. Her konuşmada geçmişi anımsatırlar. Her eleştiride halkı azarlarlar. Her yeni kuşağı deneyimsizlikle suçlarlar. Her kadını vitrine, her genci bekleme odasına, her değişik ya da eleştirel sesi de “sonra bakarız” rafına kaldırırlar.

Oysa demokrasi, aynı erkeklerin aynı koltuklarda yaşlanması değildir. Demokrasi; koltuğun kişiye değil, göreve ilişkin olduğunu bilmektir. Demokrasi, devleti kendi biyografisi sanmamaktır. Demokrasi, “ben gidersem ülke biter” diyenlerin değil; “ben giderim, kurumlar kalır, toplum gelişerek yaşar” diyebilenlerin yönetim biçimidir.

Bu deyim, yalnızca ölüm ve cenaze üzerinden yapılan siyaseti değil; koltuktan kalkmayı, geri çekilmeyi, yerini yeni kuşaklara bırakmayı bilmeyen siyasetçilerin ölümüne sürdürdüğü iktidar tutkusunu da anlatırdı. Özellikle ileri yaşına ve sağlık sorunlarına karşın siyasette kalmakta ısrar eden bazı liderler için "Örneğin Bülent Ecevit" kullanılan bu deyim, gerçekte Türkiye siyasetinin eski ama hiç eskimeyen hastalığını görünür kılıyordu: Siyaseti bir kamu görevi değil, son soluğu verene kadar sürdürülecek kişisel bir yazgı ya da yaşam döngüsü gibi görme sayrılığı...

Haydi beyler; sizler sıranızı savdınız. Döneminiz geldi de geçti bile... Şimdi biraz da efendice evlerinizdeki sallanan sandalyelerinize oturmaya gidin. Çünkü dünya artık sizin eski söylevlerinizle, eski korkularınızla, eski öfkelerinizle ve eski koltuk alışkanlıklarınızla yönetilemeyecek kadar değişti. Ama bir tek sizler değişmediniz; hep karşımızdasınız, hep aynısınız.

{ "vars": { "account": "G-W4QZM0WZP2" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }