KÖY ÖZLEMİ

Ge­nel­lik­le ta­rım­la uğ­ra­şan, top­lum­sal çev­re­den çok, doğal çev­rey­le iliş­ki­si bu­lu­nan, az sa­yı­da aile­nin oluş­tur­du­ğu ev top­lu­lu­ğu, idare ör­gü­tü­nün en kü­çü­ğü köy­dür.
Köy aha­li­si­ni teş­kil eden top­lum­da her­kes bir­bi­ri­ni tanır. Yar­dım­laş­ma, ça­ma­şır yı­ka­ma, har­man kal­dır­ma, bul­gur kay­nat­ma, yan­gın sön­dür­me, düğün bir­lik­te ya­pı­lır.
Köy ço­cu­ğu ol­du­ğum için anı­la­rım rü­ya­la­rı­mı da meş­gul eder.
Tür­ki­ye’de 1952 yı­lın­da Köy Ens­ti­tü­le­ri ka­pan­dık­tan sonra, köy­ler önce yavaş sonra hızlı bir şe­kil­de bo­şal­dı, in­san­lar şe­hir­le­re ta­şın­dı.
Köye trak­tör ge­lin­ce, küçük çapta tarım zen­gin­le­rin eline geçti.
Tar­la­la­rı trak­tö­rü olan­lar satın aldı.
Köyüm Mus­ta­fa­cık’ın şehre ta­şın­ma­sı başka bir se­bep­le ce­re­yan etti.
Kö­yü­mü­zün kuyu su­la­rı­na ye­ral­tın­dan Tuz Gölü’nden tuz ka­rış­tı. Her evin bah­çe­si vardı, su tuzlu olun­ca sebze meyve ekmek im­kân­sız oldu. Hali vakti iyi olan­lar, şe­hir­de ev satın alan­lar önce şehre ta­şın­dı. Gücü yet­me­yen, geri kalan köy halkı ko­ope­ra­tif usu­lüy­le, dev­le­te uzun süre borç­la­na­rak ta­şı­na­bil­di. Şe­hir­de aynı ma­hal­le­de köy ha­ya­tı devam etti.
İyi ha­zır­la­nıp plân­lan­ma­dı­ğı için şe­hir­ler­de so­run­lar arttı.
Gaz lâm­ba­sı ışın­da ev ödev­le­ri­mi­zi ya­par­dık. Babam Hay­dar Göz­ka­ya gibi Köy İhti­yar Mec­li­si üye­le­ri oku­lun ih­ti­yaç­la­rı­nı şe­hir­den ge­ti­ri­yor­du.
Okula gelen mü­fet­tiş veya diğer ko­nuk­lar köy oda­sın­da ağır­la­nır­dı.
Ge­zi­ci film­ler ge­ti­ri­lir, okul­da köy hal­kı­na gös­te­ri­lir­di.
Köye ge­zi­ci sa­tı­cı­lar ge­lir­di, alış­ve­riş de­ği­şim­le olur­du. Bul­gur, un ve­ri­lir ço­cuk­la­ra oyun­cak alı­nır­dı. Pa­ra­yı ilk defa ya­tı­lı ola­rak git­ti­ğim Öğ­ret­men Okulu’nda gör­dü­ğü­mü ha­tır­lı­yo­rum.
Kö­yü­müz şehre ya­kın­dı, ula­şım eşek­le ya­pı­lı­yor­du. Trak­tör gel­me­den önce yal­nız var­lık­lı aile­le­rin atı vardı.
Engin gök­yü­zü­nü şe­hir­de bir daha gör­me­dim. Ak­şam­la­rı An­ka­ra-Ada­na as­fal­tın­da gö­rü­len lâm­ba­la­rın ışı­ğıy­la ara­ba­la­rı sa­yar­dık.
Ev­ler­de anah­tar yoktu, köy mey­da­nı­na çin­ge­ne­ler ge­lin­ce dik­kat edi­lir­di. Ön yargı olsa gerek, her­han­gi bir şey ça­lın­dı­ğı­nı
ha­tır­la­mı­yo­rum. Fala ba­kar­lar, yap­tık­la­rı elek gibi el işi ge­reç­le­ri sat­ma­ya ça­lı­şır­lar­dı, pa­ray­la değil de­ği­şim­le.
Babam bil­has­sa kız ço­cuk­la­rın okula git­me­si­ni des­tek­ler, kız ba­ba­la­rı­nı ikna eder­di, Köy İhti­yar Mec­li­si’ne üye idi, köyde okuma yazma bilen çok azdı, babam hem eski Arap harf­le­riy­le hem de Lâtin harf­le­riy­le ya­za­bi­lir­di. Bu ne­den­le kö­yü­müz­de kü­tü­ğe ya­zı­lan doğum ta­rih­le­rin hepsi doğ­ru­dur. Dedem ba­ba­mı her gün şehre ders al­ma­ya gö­tür­müş.
Dedem Galip Hoca, köyün tek ho­ca­sı idi. Sonra ma­hal­le­de şe­hir­de yine tek hoca ola­rak ça­lış­tı. O zaman ho­ca­lar maaş almaz, doğum ölüm du­ru­mun­da al­dık­la­rı ba­ğış­lar­la ge­çi­nir­ler­di.
Köy anı­la­rım 1944-1956 yıl­la­rın­da ge­çi­yor. Köy­lü­ler şehir ha­ya­tı­na öze­nir­ler­di. Şe­hir­de ya­şa­yan­la­rın ba­zı­la­rı köy­lü­le­ri kü­çüm­ser, hal, dav­ra­nış ve kı­ya­fet­le­ri­ni be­ğen­mez­ler­di.

Al­man­ya’da şe­hir­ler­de ki­ra­lık ev zor bu­lu­nu­yor, bu­lun­ca ki­ra­sı­nı öde­me­yen­ler, ödeme gücü ol­ma­yan­la­rın köye dön­me­le­ri teş­vik edi­li­yor.
İki Al­man­ya bir­le­şin­ce Doğu Al­man­ya köy­le­rin­den şehre ta­şın­ma zo­run­lu oldu. Genç­ler ancak Batı Al­man­ya’da iş bu­lu­yor­du.
Bu ne­den­le o zaman çoğu Türk iş­çi­ler iş­le­ri­ni kay­det­ti­ler. Ber­lin du­va­rı Türk­le­rin üs­tü­ne yı­kıl­dı, de­yi­mi ta­ri­he girdi. Irk­çı­lık kav­ra­mı­na yıl­lar sonra söz­lük­te adı kondu.
Bir­leş­me­den otuz altı yıl sonra, şeh­rin kirli ha­va­sın­dan ve diğer yaşam şart­la­rın zor­lu­ğun­dan do­la­yı, şehre yakın köy­ler ye­ni­den can­lan­dı­rı­lı­yor.
Ula­şım so­ru­nu çö­zü­lür­se, daha çok insan kö­yü­mü­ze geri dö­ne­lim, der.
Günde bir oto­büs ge­çer­se amaca ula­şıl­maz.
Köy­ler­de tarım yapma dev­let teş­vi­kiy­le des­tek­le­ni­yor. Çift­çi­ler gös­te­ri ya­pın­ca, Ber­lin so­kak­la­rı trak­tör ve diğer ula­şım, tarım ara­ba­la­rıy­la do­lun­ca gör­dük.
Cem Öz­de­mir Tarım Ba­ka­nı ol­du­ğu zaman Al­man­ya’da zi­ra­at­la uğ­ra­şan­la­rın ka­la­ba­lık ol­du­ğu­nu fark ettim. Ba­kan­lık za­ma­nın­da Ana­do­lu’da ye­ti­şen bazı sebze ve mey­ve­ler Al­man­ya’da ekil­di, nohut gibi.
İkli­min ısın­ma­sıy­la bitki ve hay­van yaşam alan­la­rı Güney’den Kuzey’e uza­nı­yor. Av­ru­pa zen­gin­le­ri artık Ak­de­niz kı­yı­la­rın­dan değil, İskan­di­nav­ya ül­ke­le­rin­den yaz­lık alı­yor.
Tür­ki­ye’de de şehre yakın köy­le­ri ge­liş­tir­me gi­ri­şim­le­ri var. Dev­let des­te­ğiy­le daha güç­le­ne­bi­lir. Di­dim-Ak­köy kü­tüp­ha­ne­si ve yap­tı­ğı et­kin­lik­ler­le ünü ülke sı­nır­la­rı­nı aş­mış­tır. Çı­kar­dı­ğı ede­bi­yat der­gi­siy­le tu­rizm­de nok­san kalan okuma ve dü­şün­cey­le ta­mam­lı­yor­du. Son yıl­lar­da ihmâl edil­di, tek­rar can suyu ve­ril­me­li­dir.
Al­man­ya’da şehir ya­zar­lı­ğı ben­ze­ri Akköy’de Güven Pa­muk­çu ta­ra­fın­dan uy­gu­lan­mış­tı. Se­çi­len bir yazar burs­lu des­tek­le şehir ya­za­rı ola­rak o şehir hak­kın­da kitap ya­zı­yor, Fe­ri­dun Za­imoğ­lu şehir ya­za­rı hakkı ka­zan­mış­tı. Ki­ta­bı bi­ti­re­ne kadar ya­za­ra o şe­hir­de ba­rın­ma im­kâ­nı ve­ri­li­yor.
Orda bir köy var uzak­ta, Git­me­sek de, gör­me­sek de, o köy bizim kö­yü­müz­dür, gön­lü­müz­de yaşar...
Hoşça kalın!

Ma­ka­le Ko­num­da esin­len­di­ğim dergi:
Ch­ris­mon, das evan­ge­lisc­he Ma­ga­zin, 06-08.2026, ein Heft über das
Land­le­ben.
www.​ch­ris­mon.​de
Bu ko­nu­da okun­ma­sı ge­re­ken ma­ka­le: Zühal Kal­kan­de­len, Çin Halk
Cum­hu­ri­ye­ti İzle­nim­le­ri 4. Köy­le­ri Kal­kın­dır­ma Ham­le­si, Cum­hu­ri­yet
Ga­ze­te­si,14.06.26

{ "vars": { "account": "G-W4QZM0WZP2" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }