PENCERE SEFASI

Korona pandemi nedeniyle iki yıl seyahat edemeyen, tatil yapamayan ve gücü yeten Avrupa halkı Akdeniz sahillerine hücum etti. Yurtdışı Türkleri elbette ilk ve ikinci nesil Türkiye’yi tercih ediyor.
Didim gibi Ege turizm kentlerinin nüfusu, bayram dolayısıyla bir milyonu geçti haberi duyuluyor.
Esas konuma geçmeden, bir önerimi tekrarlamak istiyorum. Almanya’da eyaletler birer hafta arayla okullar Yaz tatiline giriyor. Böylece turizm hizmetlerinde kalite düşmüyor, turizm kentlerinde yığılma olmuyor. Türkiye’de bu metot yedi coğrafya bölgesine göre yapılırsa, rahat edilir. Bilhassa yazlık sahiplerine haksızlık yapılıyor. Onlar aidat, vergi, elektrik ve su ücreti ödeyerek kent ekonomisine katkıda bulunuyorlar. Ama plastik çöpüne teslim oluyor, pozitif ayrımcılık yapılmadığı için denize giremiyor, evlerinde hapis ediliyorlar. 
Konum pencere, sözlük anlamı: Yapılarda içerisinin ışık ve hava alması, dışarının görülebilmesi için duvar örülmeyerek açık bırakılan, ancak kasa ve çerçeve konarak cam takılan kısım.
İlhan Selçuk’un Pencere köşesini Cumhuriyet Gazetesi’nde hiç kaçırmadığımı hatırlıyorum.
Arka Avluya açılan Pencere filmi Alfred Hitchcock’un en iyi filmlerinden sayılır. Dışarıya çıkamayan özürlü birisi, filmde pencereden takip ederek katilin bulunmasını sağlamıştı.
Pandemi döneminde evde kaldığım sürede pencerenin önemini daha fazla kavrayarak vakit geçirdim.
Berlin’de kiralık ev bulmanın çok zor olduğu bu dönemde elli yıldır oturduğum dairede çok şanslıyım.
Sokağa bakan ve arka avluya bakan kısım da yemyeşil. Sokak çıkmaz sokak olduğu için, yalnız bu sokakta ikamet edenler arabalarını park ediyor. Bu nedenle havası daha temiz.
Yalnız Türkiye’de değil Almanya’da da plastik çöp sorunu var. Fakat çareler de bulunuyor. Avrupa çöpünü gelişmekte olan ülkelere satıyor.
Sokağımızda son dört beş yılda çöp sorunu var. Olumlu mantaliteye dayanarak çöp bidonu eksik olduğunu fark ettim. Eşimle birlikte İlçe Temizlik Dairesi’ne yazdık. Hemen cevap geldi ve çöp kutusu kondu. Şimdi pencereden gözlemlerimle bir insanın yürüyüş, giyim hal ve görünüşünden, kimin çöp kutusunu kullanacağını tahmin edebiliyorum. Gelen geçen, araba park eden, köpek sahipleri, mülteci yurdundan okula ve otobüs durağına gidenlerin yüzde doksanı artık yere, sokağımıza çöp atmıyor. Öğretmen komşu olmanın faydasını gören apartman sakinleri bize teşekkür ediyor. 

Avluda ızgara partileri artık yapamıyoruz, çünkü kiracılar arasında ölüm vakası çok oldu. Kiracı nesli gençleşti ve henüz birbirini tanımıyor. Ama kapıcımız çok iyi baktığı için, hava güzel olunca avluda vakit geçirme mümkün. Yemyeşil ve çiçekler arasına masa sığıyor.
Yine mektuba cevap verme mantalitesine dayanarak avludan başka, karşı duvarda yemyeşil sarmaşıklarla dolu. IKEA mobilya mağazası yapıldığında görüntü kapanınca komşular üzülmüştü. Polis komşumuz yarı şaka, sizden başka okur yazar yok, diyerek apartman sakinleri adına firmaya mektup yazmamızı rica etmişti.
On yılda mağaza duvarı yemyeşil oldu. O zaman doğa için, iklim ısınması, hava kirliliği bugünkü gibi acil olarak konuşulmuyordu. Ama şimdi bu sarmaşık bitkilerle kaplı duvarı örnek alındığı gibi, kelebek ve kuşlara yuva oldu, cennet gibi. Bir güvercin ailesi kahvaltı yaparken bize bakıyor. Mevsime göre bitki ve uçan hayvanları izliyoruz.
Japonya gibi ülkelerde yeni yapılan binalara şart koşuluyor. Dış duvarda bitki yetişirse, bina sıcaklığında yedi derece fark tespit ediliyor. Yazın serin, kışın sıcak tutuyor.
İki gündür Berlin’de hava sıcaklığı kırk dereceyi bulunca, komşularla kovalarla çoğu kestane ağacı olan sokak ağaçlarını suluyoruz.
Bizim gibi balkonu olmayanlar, pencereyi açıp balkon gibi kullanıyor. Apartmanımızın önünde iki arsa boş olduğu için, çok şanslıyız. Biri yeşil alan, diğeri özel araba park kabinleri, avlu duvarı çok alçak olduğu için, gece gökyüzünü gözlemek mümkün oluyor.
Enerji harcamasını kısıtlamak için, şehirde gece yanan lâmbaların ışığı azaltılır ise, büyük mağazalar reklâm ışıklarını tamamen söndürürse, gökyüzünü daha iyi göreceğiz. Aynı zamanda uçan kuş ve diğer uçan böcek ve haşereler günü geceyi karıştırıp, sokak lâmbalarına çarparak ölmeyecekler. 
Avrupa’da orta çağda yalnız varlıklı ailelerin yapılarında pencere vardı. Köyümüzde duvara sabit konmuş camları hatırlıyorum. Açıp kapatıp, havalandırma mümkün değildi.
İnsanlık yapı dahil, teknolojide çok ilerledi. Şanslı bir çağda yaşıyoruz. Didim’de bir komşum bir nefes kadar yakınız, demişti. Gerçekten internet uzakları yakın etti.
Canlıların en zekisi olan insan, bir tek konuda başaramadı, birbiriyle anlaşamıyor. Çağımızda savaş olması insanlığın yüz karasıdır.
Her türlü olumsuzluğa rağmen pencereden bakmayı ihmal etmemeli. İnsan beynine de pencere açık bırakılmalı, ki aydınlık bilgelik noksan olmasın. İnsan beyni gördüklerini önemine göre sıralıyor, değerlendiriyor ve neticeye varıyor.

Hoşça kalın, ama penceresiz kalmayın!