SİNYAL : TRT İZMİR RADYOSU/DA YAPILAN ŞÖYLEYİŞ

Merhaba değerli dinleyenlerimiz. TRT İzmir Radyosu stüdyolarında hazırlanan, mübadeleyi türküler eşliğinde anlatan, Hasretin Bu Yakası programına hoş geldiniz. Programı hazırlayan Cengiz Koyuncu, ses kayıtta Haldun Göktaş, teknik yapımda Ahmet Kurt, teknik yapımda Serkan Koçak, teknik yapımda Zuhal Ergür, teknik yapımda Ramazan Özbay ve spikeriniz ben CENGİZ KOYUNCU saygıyla selamlıyoruz sizi.

Değerli dinleyiciler; bu programımızda ARAŞTIRMACI - YAZAR ADNAN GÜLLÜ’den, mübadele sürecinde önemli işlevleri olan gemiler ve gemiciliğimiz konusunda bilgi alacağız.

 Adnan Bey “Şayet Türk denizciliği için tarihte bir sayfa açacaksak, bu sayfanın en nadide yerine yerleştirilmesi gereken birtakım kahramanlar var. Barbaros Hayrettin, Turgut Reis, Piri Reis, Çaka Bey gibi, Rauf Orbay ve Hamidiye’si gibi, Rüsumat gibi... İşte bu kahramanlardan biri ya da bir kaçı da mübadele gemileridir. Evlerini, yurtlarını, doğup büyüdükleri toprakları ve en önemlisi de yaşanmışlıklarını, anılarını ardında bırakarak aslında çok bilindik olan ve bir o kadar da bilinmeyene yelken açan evlad-ı fatihan torunlarının hikâyelerine tanık olan kahraman gemilerdir onlar...” diyerek sözlerine mübadele gemilerine övgülerini belirterek başladı. Sohbetimize giriş yaptıktan sonra bir türkü dinleyelim.

Adnan Bey “Türkiye ile Yunanistan arasında 30 OCAK 1923 yılında imzalanan mübadele sözleşmesi, henüz emekleme aşamasında bulunan Türk denizcilik sektörünü, Ege’nin karşı kıyısından yarım milyona yakın bir insan kitlesini getirme zorunluluğu ile karşı karşıya bırakarak, bir diriliş öyküsünü de başlatıyordu.” tespitini yaptıktan sonra, genç cumhuriyetin denizcilik sektöründeki başarısını şöyle değerlendirdi: “Bu olay ile birlikte Türk denizcilik sektörü, sınırlı olanaklarıyla bir muazzam kitleyi, özgür iradesiyle ve gönüllü olarak Türkiye’ye taşımak zorunda kaldı. Türkiye o dönemde kabotaj hakkını kullanabilecek gemi sayısına bile sahip değildi. Buna karşın Türk denizcileri ülke sermayesinin dışarı gitmemesi için gönüllü olarak bu yükün altına girdi. Onca yetersizliğe karşın, sayıları yarım milyona çıkan insan kitlesini Türkiye’ye taşımak, Türk denizciliğinin tarihteki en büyük başarılarından biridir.” dedi.

Adnan Güllü; 1. Dünya Savaşı başlarında 130 bin tona ulaşan Türk deniz ticaret filosunun, savaş yıllarında önemli kayıplara uğrayarak, Cumhuriyet Türkiye’sine 35 bin tonluk filo aktarabildiğini anlattıktan sonra Türk Vapurcular Birliği’nin vatansever hassasiyetine şu sözleriyle değindi: “Bu sırada Türkiye, tarihte çok ender yaşanabilecek bir durumla karşılaştı. 30 Ocak 1923 tarihinde Lozan’da imzalanan Türk - Rum nüfus mübadelesi ile Batı Trakya dışındaki Yunanistanlı Müslümanlar ve İstanbul dışındaki Türkiyeli Ortodoksların zorunlu değişimi öngörüldü. Demiryollarından yararlanma olanağı bulunmayan ülkede, göçmenlerin deniz yoluyla getirilmesi, pratik ve ucuz olacağı için tek yol olarak görüldü. Bunun için imar ve iskân vekâleti tarafından açılan taşıma ihalesine, İtalyan, Yunan, Ermeni ve Türk vapur birlikleri katıldı. Yabancı işletmelere bağlı gemilerle mübadil getirilmesi halinde çok sınırlı olan sermayenin başka ülkelere gideceği endişesiyle devreye giren Türk Vapurcular Birliği’nin, Lloyd Triestino kumpanyasının ihaleyi kazandığının duyurulmasına rağmen İstanbul Sanayi Ve Ticaret Odası ile hükümet nezdindeki girişimleri olumlu sonuç verdi.” dedi.

Araştırmacı - Yazar Adnan Güllü, Türk Vapurcular Birliği’nin girişiminden sonraki süreci ise şöyle anlattı: “Hükümete bağlı Seyr-i Sefain İdaresi ile Türk gemi kumpanyalarının güçlerini birleştirerek, yükün altına girme isteği, hükümetten onay aldı. Böylece ilk başta 12 vapur olarak belirlenen filo, bakanlar kurulu kararıyla mübadil taşımayı üstlendi. Gemi sayısı sonraki görüşmelerde değişti, yenileri eklenerek, filo büyütüldü. Böylece ilk aşamada adları üzerinde uzlaşılan gemilerin yedeklerle birlikte tonajı 27 bini buldu. Sonra filo 50 gemiye ulaştı.” dedi.

Değerli dinleyiciler; mübadil taşımada kullanılan gemilerin en büyüğünü 5.062 gros tonluk Akdeniz, en ünlüsünü ise Atatürk’ün de birkaç kez bindiği, Orhan Veli’nin, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun eserlerinde geçen Gülcemal oluşturdu.

Adnan Bey’den, gemilerin seyahate uygunluğunu ve mübadillerin hangi koşullarda taşındığı konularında da bizi bilgilendirmesini istedik. “Cumhuriyet, Dumlupınar, Sadıkzade, Giresun, Sakarya diğer önemli gemiler arasında sayıldı. Çoğunluğu elli yaşın üzerinde gemilerden Ümit, yaşlı olduğu için şanssızlığın da etkisiyle karaya oturdu. Büyük ölçüde açıkta kalmış, başta Selanik olmak üzere Yunanistan’ın büyük kentlerine yığılmış, kara kış koşullarında aç bekleyen Türklerin durumunun önceliği, mübadele gemilerinin 1923 Kasım ayı olarak belirlenen hareketini, bir ay erkene aldı. Gemiler, bütün gerekli önlemler alındıktan sonra, bir doktor, iki sağlık görevlisi eşliğinde ekim ayı ortasında denize açıldı. Türk kıyılarını, Yunan iskelelerine bağlayan Ege, göçmen taşıyan gemilerin aralıksız gidiş gelişine tanıklık etti. Çiçek, veba, dizanteri aşıları uygulanan mübadillerden hastalar ve çocuklar, kamaralara yerleştirilmeye çalışıldı. Yolcuların çoğunluğu güvertelerde, koridorlarda, ambarlarda taşındı, hayvanlarının yanında yolculuk yapmak zorunda kalanlar oldu. Göçmen taşımada en korkulan, bulaşıcı hastalıkların kol gezdiği dönemde, veba salgını riski oldu. Bir ara Yunanistan’da vebaya rastlanınca Selanik’ten kısa bir süre mübadil getirme işine ara verildi. Mübadele Bakanlığı mübadil taşıyan gemiler için kırk günde bir fare itlafını zorunlu kıldı.” dedi.

Araştırmacı - Yazar Adnan Güllü’ye sabıkalı Yunanistanlı Türklerin durumu ile gemilerin mübadilleri hangi iskelelere bıraktığını da sorduk. “Girit, Kavala, Drama ve Selanik’ten 1924 Temmuz ortalarına kadar 314 bin 52 mübadil, taşınabilir malları ve hayvanlarıyla birlikte gemilerle Türkiye’ye getirildi. Mübadele kapsamındaki Yunanistan Türklerinden 300 kadar sabıkalı da bir vapurla taşındığı İstanbul’da, emniyette parmak izleri alındıktan sonra izinsiz ayrılmamak üzere serbest bırakıldı. Türkiye’ye mübadil getiren gemiler için indirme iskeleleri, İzmir, İstanbul - Tuzla, Ayvalık, Mudanya, Samsun, Trabzon, Antalya ve Mersin oldu. Her iskelenin yanında karantina oluşturuldu. İzmir’deki Karantina semtinin ismi buradan gelmektedir.” dedi. Biz “Gülcemal gemisi” der demez, Adnan Bey şiirsel bir ifadeyle şunları söyledi: “Mübadilleri taşıyan bu gemilerin içinde en meşhur olanı ve bütün mübadillerin hatırladığı geminin adı Gülcemal'dir. Belki de en çok seferi yaptığı için adı en çok bilinen bu gemidir. O koca köhne gemi homurdanarak çalışmaya başlayıp, ciğerlerindeki kara dumanları göğe savura savura demir alırken, yolcuları ayrılık gözyaşlarını içine akıtıyordu. Kaptan yol verdikçe köhne vapur inliyor, yolcuları yaşın yaşın ağlıyordu. Köhne gemi suları yara yara yol alıyor; aşılan her milde yolcularının yürekleri doğdukları toprakları terk etmenin acısıyla biraz daha dağlanıyordu. Gemi meçhule gitmiyordu belki ama yolcularının hayatlarının ne olacağı meçhuldü.

Yunanistan’ın Kavala, Selanik, Preveze limanlarıyla, Sakız, Limni, Midilli ve Girit adalarından kalkan hüzün gemilerine binenler günlerce kara bulutlara bakarak yol aldı. O limanlardan yola çıkarılan kader yolcusu on binler, mübadildi. On binler, 30 Ocak 1923 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetiyle Yunanistan arasında imzalanan Yunan ve Türk Ahalinin Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol gereğince topraklarından zorunlu olarak koparılanlardı.” dedi.

Değerli dinleyiciler; Araştırmacı - Yazar Adnan Güllü, Gülcemal gemisiyle ilgili şiirsel sözlerinden sonra Seyr-i Sefain İdaresi ve mübadillerin taşınma sürecindeki olanaklarına da şu sözlerle değindi. “O on binler, köhne gemilerle arkalarından bir mendil sallayanı olmadan yola çıkarıldılar ve çok zor koşullarda geçen yolculuklardan sonra yeni vatanları Türkiye’nin çeşitli limanlarına ayakbastılar. 1923 yılının ekim ayında başlayan mübadillerin taşınması işi için önceleri yabancı gemilerden faydalanma düşünüldü. Ancak Mübadele, İmar ve İskân Bakanlığının Türk armatörleri ve Seyr-i Sefain İdaresi’yle yaptığı anlaşmadan sonra taşımada büyük oranda Türk bayraklı gemiler kullanıldı. Bu gemilere İstanbul Liman İdaresi’nden uygunluk belgesi alma koşulu getirildi. Uygunluk belgesi alan gemilerde yolculuğun kolaylaştırılması için bazı düzenlemeler yapıldı. Kamaralar hastalarla, kadınlar, hamileler, yaşlılar ve çocuklar için ayrıldı. Bu gemilerde mübadillerden asgari taşıma ücreti isteniyor, çocuklardan ücret alınmıyor, fakirler indirimli olarak taşınıyordu. Hiç para veremeyecek kadar fakir olanların ücretlerini Mübadele, İmar ve İskân Vekâleti karşılıyordu. Mübadil taşıyan gemilerin hemen hemen hepsinde Hilal-i Ahmer yani Kızılay heyetleri vardı.” dedi.

“Mustafa Necati Bey’den sonra Mübadele, İmar ve İskân Bakanlığı’na getirilen Refet Bey'in verdiği bilgiye göre, mübadele günlerinde bindirme ve indirme limanları arasındaki yolculukta gemilerde 269, gemilerden indirilip misafirhaneye götürülürken dokuz, misafirhanelerde de 870 mübadil öldü.” diyerek vefatlar konusunda istatistiki bilgiler veren Adnan Güllü sözlerine mübadillerin yemek, barınma, yerleştirilme ve sağlık sorunlarıyla bilgiler vererek devam etti “İlk mübadil kafilesi Midilli’den 1923’ün Ekiminde Ayvalık’a geldi. Midilli mübadilleri cumhuriyetin ilanına Ayvalık’ta tanık oldu. O günlerin İleri gazetesinde Midilli’den gelecek yedi bin kişilik kafilenin yemek, barınma, yerleştirilme ve sağlık sorunlarıyla ilgilenmek üzere İstanbul’dan iki doktor, iki hastabakıcı ve yedi hademeden oluşan ekibin Milas vapuruyla Ayvalık’a hareket ettiği haberi yer aldı.” dedi.

Değerli dinleyiciler; Araştırmacı - Yazar Adnan Güllü ile mübadele gemileri konusuna değindiğimiz programımız burada sona eriyor. Haftaya Hasretin Bu Yakası’nda, farklı bir içerikle sizinle yeniden buluşmayı ümit

Teşekkürler TRT…