TUTUCULUK VE GERİCİLİK:

Başlıktaki iki terimde insanların yaşam biçimlerini ifade etmektedir. Genellikle bu yaşam biçimleri, iradi bir tercihin ürünü değildir. Bu ön kabuller topluma farklı kurum ve araçlarla iletilir. Ancak, bu işin başlangıç noktası ailelerdir. Aileleri önceleyen ise, onlarında yetiştirildikleri geleneksel ortamlardır. Bazı kişilerin bakışlarında ve algılarında tutuculuk, normalinde ötesinde, kaçınılmaz olandır. “Kadın ile erkek eşit değildir” saçmalığı böyle bir ön kabulün ürünüdür. Bu yadırgamazlık hali, yaşamlarının gereğidir. Doğanın tahribini doğal görmek de aynı bakışın ürünüdür. Farklılıkların yadsınması da aynı kapsamdadır(!)
                                                                                                                                                 
“Geçtiğimiz günlerde HDP milletvekili Oya Ersoy, mecliste yaptığı konuşmada AKP'nin gerici adımlarına tepki göstererek "Size neden gerici diyoruz biliyor musunuz? Çünkü sizler 500 yıl geride kalmış Osmanlı'yı, 1500 yıl geride kalmış din esaslı toplum düzenini yeniden hortlatmaya çalışıyorsunuz. Biz kadınlar özgür olabileceğimizi öğrendik ve ne 500 yıl ne de 1500 yıl öncesine gitmeye niyetimiz yok. Götüremezsiniz" dedi.
Oya Ersoy’a karşı AKP ve İslamcı cemaatler eksenli tepkiler sosyal medyada hızla yayılırken, asıl dikkat çeken gelişme aynı partiden Hüda Kaya ve Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun tutumlarıyla geldi. Hüda Kaya, özetle “ilericilik ve gericilik ithamlarıyla Saray rejimini eleştirmek hem beyhudedir hem de sapla samanı karıştırmaktır" dedi. Gergerlioğlu ise “Müslümanlar için incitici sözlerdir. Dini inançta ve ifadede herkes özgürdür ama gericilik tanımlaması rahatsız edicidir” dedi.”(BİRGÜN PAZAR, İLDA ALÇAY SEPETOĞLU, 13/01/2022)
Gerçekler yaşandığı an anlaşılabilseydi, geleceğin sorunları azalırdı.
Alışılmış yaşamlar, değişimleri dikkate almadığı an tutuculuk ortaya çıkar. Alışılmışlıklarından kopmayı göze alamayanlar, tutucu olmaktan kurtulamaz. Aslında tutuculuk, değişimlere ayak uyduramama halidir. Bu nedenle tutuculuk, bilimden ve bilinçten uzak olma halidir. Bu gibi kişiler, toplumsal akarlarla hareket etseler bile, akarın arkasında kalmaktan kurtulamazlar.
Tutuculuk, değişimlerde uyumsuzluk hali iken; aksak olarak olsa bile yoluna devam eder ve yönü sonuçta ileriye dönüktür. Gericinin yönü geleceğe dönük olmayıp, şimdilerde olmasına karşın geçmişe bakar. Hiçbir koşulda tamamen geçmişe dönmekten söz edilemez ancak, şimdilerde geçmişin benzerliklerini tekrarlamak olabilir. Değişmezlik aynı kalmak değil, bozunumlara uğramak ve çürümektir. Bu olguyu belirleyen ise; değişimin değişmezliği kuralıdır. Her şeye karşın, toplumun egemenleri, kendilerinin hizmetinde olan bu araçları gerek duyduklarında kullanırlar. Onların bu konuda bilgi ve deneyimlerinin olduğu unutulmamalıdır. Barış İnce’nin konuya ilişkin saptaması şöyle:
“Oysa “gericilik” bir toplumsal mühendislik biçimi olarak hâkim sınıfların ekonomik ve siyasi tercihlerine paralel olarak planlanır, desteklenir, gelişir kimi zaman da kontrolden çıkar. Özellikle özgürlük ve eşitlik kazanımları patronların ve onların siyasi iktidarlarının çıkarlarını zedelediği anlarda gerici akımlar devreye sokularak halk ayrıştırılır, kimliklere bölünür, destekçiler bloklanır, topluma kadercilik aşılanır, kutsallar üzerinden korku iklimi yaratılır. Gerici ideolojiler gücünü kutsallardan aldıkları için bir süre sonra o kutsallık farklı yorumlarla işi planlayanların da kontrolünden çıkabilir.”(BARIŞ İNCE, BİRGÜN)
Sokrates’in; “Araştırılmamış ve soruşturulmamış bir yaşam, yaşanmaya değmez!” saptaması çok önemlidir. Özellikle yaşantımızı sürdürürken, bir yığın nedenini ve niçin ini soruşturmadığımız davranışlarımızın olduğunu görürüz Sorun algısını tetikleyen, sorunların ortaya çıkmasıdır. Tutuculuk veya gericilik, değişmezlikler varsayımına tutunulduğu an görünür olur. Geçerli ve belirleyici olan kural; değişimin değişmezliğidir. Bu kural yadsındığı an çelişki kaçınılmazdır.
Yaşantıların sürdürülmesinde olmazsa olmaz olan alışkanlıklar ayıklanarak güncellenmez ise; normal bir birey gerici, tutucu ve ilerici formlar toplamından oluşur. Farklı bireylerde bu niteliklerden biri belirleyici olabilir. Tutuculukla gericilik farklı değil, iç içe geçmiş olan bileşenlerdir. Yaşamın itici ve dönüştürücü gücü çelişkilerde yoğunlaşır. Olay ve olgulara bilimsel olarak bakanlar, kendi iç yaşamlarında olduğu gibi, toplumsal yaşamda da bilimsel bakışı temel alırlar. Tutuculuğa ve gericiliğe karşı oluşları da bu temelden kaynaklanır. Bu karşılık aslında sistemin ve yönetimin politik tavırlarına karşı çıkıştır! Gelişimlerini engelledikleri insanları, kendi çıkarları için kullanmalarına karşı çıkmaktır.
Toplumları değiştiren düşüncelerin sahibi olan bireyler, kendi iç değişimlerini başarmış olan bireylerdir. Her koşulda ilericiler, toplumsal değişimlere ivme kazandırırlar! Gericileri ve tutucuları bu gibi önderlere saldırtılmaları boşuna değildir!

{ "vars": { "account": "G-W4QZM0WZP2" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }