Çanakkale’de kahramandık.
Düzenli bir ordu vardı.
Kurmaylarımız, yetenekli, maharetli, muharebe yetenek ve tecrübeleri üst düzeyde komutanlarımız vardı.
Ve karşıda, somut –elle tutulur- düşman vardı.
Başardık, yendik, her birimiz ve topyekun bir ulus olarak kahraman olduk…
Kurtuluş Savaşı’mızda da öyle.
Üstelik son vatan toprağı işgal edilmek isteniyordu.
Saldırı karşıdan, somut ve acımasızdı.
Başardık, yendik, her birimiz bir ulus olarak -yine- kahraman olduk…
Ve her iki savaşta da birlikteydik, kitlesel olarak karşı durduk düşmana karşı, “omuz omuza”ydık.
Bugünkü düşman somut değil.
Sadece ismi var ortada.
Bir de ölümcül belirtileri.
Gizli gizli işgal ediyor ülkeleri, sessiz ve sinsice…
Ve bu acımasız saldırı karşısındaki durumumuz oldukça farklı.
Her şeyden önce birer birey olarak -gerçekten- kahraman olmak zorundayız.
Disiplinli, bilinçli, tedbirli tek tek kahramanlar olmak zorundayız.
Paniğe kapılmadan ve en önemlisi, moralimizi diri tutarak, gündemimizin bu azgın saldırı altında ezilmesine meydan vermeden, yeni tür [daha nitelikli] bir kahramanlığa ulaşmak ve onu kararlı bir biçimde sürdürmek zorundayız.
Çünkü eğer tek tek o kahramanlığa ulaşabilirsek, ancak o zaman kitlesel başarıya ulaşabiliriz. Disiplinli, uygar, bilinçli bir ulus, yani gerçek bir millet olabilmemiz gerek ve şart!..
Söylemesi kolay mı diyorsunuz?
Evet başarması zor.
Ama söylemek zorundayız.
Ayrıca gerçek kahramanlık da kolay bir şey değildir.
Başaracağız.
Ve mutlaka birer kahraman olmak zorundayız.
Sonra…
Bir araya gelmek, kişisel çekişmeleri, ego tabanlı vitrin düşkünlüğünü bir kenara bırakıp, zihni erdemle yüklü gönlü tevazu ile kaplı bireyler olarak sarmaş dolaş olmalıyız.
Sözümüz bu ve bu kadar. Ama özümüzü bu sözün ekseninde yapılandırmalıyız.
Ve buna mecburuz.
Bu ülkeyi kahramanlar kurtardı.
Şimdi sıra tek tek her birimizde…