GÜNDEM

Didimli Kadınlar, “İsyanımızı büyütüyoruz!”

Didim Kadın Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma günü kapsamında basın açıklaması yaparak, “Kadınları erkeğe, sermayeye ve devlete daha da bağımlı hale getirmek için her türlü krizi fırsata çevirmenin hesabını yapanlardan hesap soruyoruz.” dedi.

Didim Kent Meydanında düzenlenen basın açıklamasına Kadın Platforma bağlı sendikalar, siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı. Didim Cemevi üyesi kadınlar Cemevi’nde toplanarak, katledilen kadınların fotoğraflarıyla Kent Meydanı’na kadar yürüdü. Kadınlar, alanda İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyeceklerini bir kez daha haykırdı. 
“Kadına yönelik şiddetin son bulması için alanlardayız”
Didim Kadın Platformu adına basın açıklamasını Zerrin Alparslan okudu. Alparslan tarafından okunan basın açıklaması şu şekilde; 
Biz kadınlar, dünyanın her yerinde psikolojik, ekonomik, sosyal, siyasal, cinsel ve yaşamsal saldırıya maruz kalıyoruz. Bu nedenle de bugün dünyanın dört bir yanında yaşamın her alanında karşılaştığımız sömürüye, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, ev içi ve toplumsal şiddete, ayrımcılığa karşı dayanışma ve mücadele ruhuyla kadına yönelik şiddetin son bulması için alanlardayız. Bugün dünyanın dört bir yanında eşitsizliği, yoksulluğu, savaşları ve şiddeti üreten erkek egemen kapitalizme karşı isyanımızı meydanlara taşımak, kadın dayanışmasının sınırları aşan gücüyle buluşmak ve itirazlarımızı hep birlikte daha fazla duyurmak için yine alanlardayız. Bugün dünyanın dört bir yanında, Kadınları erkeğe, sermayeye ve devlete daha da bağımlı hale getirmek için her türlü krizi fırsata çevirmenin hesabını yapanlardan hesap soruyoruz! Emeğimiz, bedenimiz ve kimliğimiz üzerindeki binlerce yıllık erkek egemen sömürü düzenine isyan ediyoruz! Sermayeye, ranta, savaşa değil biz kadınlara, emekçilere aktarılması gereken bütçe talebimize, mücadele ederek elde ettiğimiz kazanımlarımıza ve haklarımıza sahip çıkıyoruz! Ev işi kadın işidir” diyen ataerkiye karşı bakım hizmetlerinin toplumsallaştırılması için mücadeleye çağırıyoruz! Hangi coğrafyada ve hangi zamanda olursa olsun savaşların ilk hedefi kadınlardır. Biz kadınlara tecavüz, yıkım ve şiddetten başka bir şey getirmeyen savaşa karşı barışı savunuyoruz. İşsizliğe, yoksulluğa, güvencesizliğe, gericiliğe, tacize, tecavüze, istismara, katliamlara karşı yaşamımızı savunuyoruz. Büşra Cengiz’in samurai kılıcıyla sokak ortasında sırf kadın olduğu için katledilmesi, Selime Pişkin’in ayrılmak istediği İbrahim Pişkin tarafından ezilerek öldürülmesi, öldürülüp su kuyusuna atılan Neslihan Batur, boşandığı Sedat Kalındaş tarafından öldürülen Gülsüm Yarış, boşanma aşamasında olduğu kocası Satı Mehmet Demirci tarafından öldürülen Hanife Demirci… Bir yıl değil sadece bir hafta içinde katledilen kadınlardan yalnızca bir kısmı.
Yağmur unutulmadı!
Kız kardeşimiz, komşumuz, arkadaşımız öğrencimiz, çocuğumuz Yağmur Taylan da yanı başımızda vahşice katledildi bu yıl içinde, acısı biz Didimli kadınlar için hep çok taze. Görülüyor ki ülkede kadınlar için ölümün “olağan” biçimi neredeyse lüks haline geldi. Bir kişi daha eksilmemek için sokağa çıkıyor, mücadeleye çağırıyoruz. Tek bir kız kardeşimizden vazgeçmeyeceğimizi haykırıyoruz! Kadınlara ve çocuklara yönelik işlenen suçlarda cezasızlık, her biri bir öncekini aratan korkunç yargı kararları, medyanın şiddeti yeniden üreten tutumu, bu şiddeti körükleyen nedenlerden. Keyfiyetin esas belirleyen haline geldiği “ben yaptım oldu”larla yaşar hale geldiğimiz bir “adalet” sisteminde, en çok talep ettiklerimizden artık “şiddetin son bulması”, “gerçek adaletin tecelli etmesi…” Soruşturmaların doğru düzgün yapılmaması, delillerin toplanmaması ve hatta yok edilmesi, faillerin para, mevki, iktidara yakınlık, güç, üniformaya sahip olması her zaman suçun üstünün örtülmesini kolaylaştırır ancak son dönemde bunu daha da arttığını görüyoruz. Erkek adalet değil gerçek adalet istiyoruz. Kadınları şiddete karşı koruyacak, şiddeti önleyecek mekanizmalar bir bir ortadan kaldırılıyor, kadınların yasal hakları tek tek hedefe konuyor. 
“İstanbul Sözleşmesi engeller, korur ve yaşatır”
Diyanet İşleri Başkanlığı “şiddetle mücadelede” bir numaralı aktör haline getirilirken, kadına yönelik şiddeti önlemekle ve kadınları korumakla sorumlu kurumların bütçeleri azaltılıyor, aileye sıkıştırılan kadının varlığı her alanda siliniyor. Yaratılan atmosferin kendisi şiddeti bugün kadınlar olarak her an karşı karşıya kalacağımız bir risk haline getirirken, kadınların çaresizlik duygusu artan adaletsizlik ile perçinlenmeye çalışılıyor. Şiddet, tek başına şiddete maruz kalan kadınlara değil, aynı zamanda henüz o şiddetle muhatap olmamış, henüz şiddetin sergilenen vahşi yüzünü yaşamamış kadınlara için de bir göz dağı. Bu nedenle bıkmadan, usanmadan “İstanbul Sözleşmesi engeller, korur ve yaşatır” diyoruz. “ İstanbul Sözleşmesi bizim, haklarımızdan, hayatlarımızdan ve İstanbul Sözleşmesinden vazgeçmiyoruz. Henüz bu şiddetin hedefi olmasa da makbul olarak çizilen sınırlara riayet etmeyenin başına neler gelebileceğinin her boyutuyla tasvir edilmesi, kadınlarda içsel bir korku yaratmayı hedeflerken aynı zamanda kendi yaşamını bir sınır bilgisiyle donatmak zorunda kalma, o sınırlara uygun hareket etme zorundalığını da dayatıyor. Şiddetin; hem iktidarların hem de erkeklerin elinde yalnızca tek tek kadınlara yönelik bir kötü davranışın sopası olmaması, esasen tüm kadınlara yönelik sistematik bir politika aracı olmasının nedenlerinden biri bu. 
”Susmuyoruz, Korkmuyoruz, İtaat Etmiyoruz”
Biz kadınlar, kadına yönelik şiddetin de kadın cinayetlerinin de politik olduğunu biliyoruz. Sabahın ilk saatlerinde henüz kahvaltısını ederken HDP İl binasında katledilen kızkardeşimiz Deniz Poyraz’ı unutmuyoruz. Deniz Poyraz’ın katillerine en güzel cevabın barış ve demokrasi mücadelemizde ısrar etmek olduğunu biliyoruz. Her türlü yasağa ve baskıya rağmen ”Susmuyoruz, Korkmuyoruz, İtaat Etmiyoruz.” Pandemi koşullarında derinleşen ekonomik kriz var olan cinsiyet eşitsizliğini derinleştirirken artan kadın işsizliği ve yoksulluğuna dair hiç bir önlem alınmıyor.  
“Birlik olmaya çağırıyoruz”
Sağlık alanı başta olmak üzere pandeminin etkilediği kadın emeğinin yoğun olduğu sektörlerde ağır iş yükü altında çalışmak zorunda kalan kadınlar bakım hizmetlerinin paylaşılmasını önceleyen sosyal devlet sorumluluklarının yerine getirilmemesi nedeniyle hem evde hem işte bitmeyen mesai içerisinde tükeniyor. Bakım sorumluluklarıyla birlikte ev içinde artan iş yükü cinsiyetçi iş bölümünü belirginleştirirken kadınları koruyan ve güçlendiren uygulamalar yerine esnek çalışma modeliyle bizi düşük ücretlerle güvencesiz, örgütsüz çalıştırmanın, ücretli-ücretsiz emeğimizi daha da değersizleştirmenin yolları aranıyor. Krizin yükünü patronlara değil biz kadınlara yüklenmesini reddediyor, emeğimize sahip çıkıyoruz. Ucuz, güvencesiz, esnek çalışmaya; cinsiyetçi iş bölümüne, ekonomik şiddete karşı örgütlü mücadeleye çağırıyoruz. Hayatın tüm güzelliklerinden payımızı almak istiyor, yoksullukla sınanmak istemiyoruz. Her alanda karşımıza çıkan şiddete karşı seçeneksiz değiliz! Seçenek biz kadınlarız! Seçenek biz kadınların birlikte mücadele etmesi, seçenek kadın dayanışması. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü’nde, Şiddete, eşitsizliğe, adaletsizliğe, yoksulluğa, sömürüye ve her türden gericiliğe karşı dünyanın dört bir yanında tüm kız kardeşlerimizi sesimizi birleştirmeye, umudumuzu büyütmeye, kayaları çatlatıp, tohumlarımızı yeşertmeye, birlik olmaya çağırıyoruz.
HABER: ELİF DİKBAŞ