Yeşilkent’te bir otelde gerçekleşen çalıştaya Didim Kaymakamı Can Kazım Kuruca Didim Belediye Başkanı Ahmet Deniz Atabay, Başkan yardımcıları Yusuf Deveci, Zeynel Şener, Öznur Gündoğdu ve Metin Başer, Didim Kent Konseyi Başkanı Osman Ayyıldız, CHP İlçe Sekreteri Filiz KORKMAZ ve CHP İlçe Bşk. Yrd. Adnan Abacı ve CHP İlçe Yön. Kurulu Üyesi Onurcan Doğan ve STK temsilcileri, otellerin temsilcileri, belediye birim amirleri ve belediye personeli ile basın mensupları katıldı.

Çalıştay öncesi konuşma yapan Didim Belediye Başkanı Ahmet Deniz Atabay, “Çok çevre kurulları, çok önemli ve yaşamsal bir hale gelmeye başladı. Hem ülkemizde hem bütün dünyada. Tabii ki burada insan faktörü çok fazla. Bu olumsuz hızlı olumsuz gelişimde çok fazla bireysel olarak yaptığımız çok önemli hatalar var, güncel yaşantımız içerisinde. Devletimizi yönetenlerin yaptığı hatalar var. Özellikle gelişmiş ülkeler diye düşündüğümüz ve adlandırdığımız birçok ülke sadece kendi insanını ve kendi ülkesini veya o projeyi düşünerek çevreye, doğaya bazen onanması çok zor vermiştir bugüne kadar.” dedi.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİ HEPİMİZ HİSSEDİYORUZ

Atabay, konuşmasında gelişmiş ülkelerin gelişme süreçlerine bakınca doğayı ve insanı sömürebildiği kadar sömürdüğünü ifade ederek, “Gerekli miydi? O tip davranışlar. Tabii bilemiyorum geçmişe dönük çok fazla irdelemenin çok anlamı olduğunu düşünmüyorum ama güncel olarak artık yaşadığımız iklim değişikliğini hepimiz hissediyoruz. İşte yağmurun düzenli yağmaması ufacık bir yağmurda müthiş bir sel meydana gelmesi tabii ki bunların çeşitli nedenleri var. Hocalarımız bunlara gireceklerdir Doğayı koruma ve kullanma dengesini oturtmadığımız sürece bence bu iklim değişikliklerini, çevresel bu büyük olayları adı Yaşamsal hale gelen tehlikeleri hep yaşayacağız gibi geliyor. Bundan sonra ben girmeyeceğim. Önünde oldukça uzun bir metin var ama hocalarımın değineceği konulara ben bir şükür değinmek istemiyorum. Sadece söylemek istediğim çevreyi hep bir başkasına, çevreyi korumayı hep bir başkasına bırakıyoruz. Bırakmayalım. Yani ben kirletebilirim. Ben elimdekini atabilirim. Ben ağaç kesebilirim. Ben dere yatağına ev yapabilirim. İşte daha yukarılarına çıktığımız zaman Karadeniz'de yapılan derelerin kurumasına, ormanların kurumasına yol açan uygulamalar Altın bulmak için, maden bulmak için, kömür bulmak için, ağaçların kesilmesi, dağa çok yakın bir zamanda büyük bir mücadele verildi. Bunları gördük Herkes doğayı korumayı ve çevre koruma korumayı bir başkasına yüklüyor. Bu olmamalı bence. Herkes fert olarak, birey olarak devleti yönetenler, ülkeleri yönetenler yönetici olarak üstlerine düşen görevleri yapmak mecburiyetinde.” dedi.

WQ

BİZLER EKSİLERİMİZİ VE ARTILARIMIZI BİLİYORUZ

Başkan Atabay, doğru yatırımların doğru yerlerde yapılması gerektiğini ifade ederek, “Gerekli yatırımları doğru yerde yapmak lazım. Ben bir sahne çok yaşamsal şekilde bizi etkilemiş olan ve mücadele etmek mecburiyetinde kaldığımız bütün halkımızla, sivil toplum örgütlerimizle mücadele etmek zorunda kaldığımız ama söylendiği zaman son derece gerekli gibi gözüken deniz ürünleri organize sanayi bölgesi kurulmak istendi ilçemizde Dört milyon metrekarelik bir alanda kurulmak istendi ama bunu söylediğiniz zaman tabii ki denizden tutulan doğal balık bütün Türkiye'ye doyurabilmeniz, yetiştirebilmeniz mümkün değil. Balık çiftlik yeri olması lazım Bunu bu şekilde söylediğiniz zaman son derece mantıklı ve son derece güzel bir yatırım olarak gözüküyor ama işin sayfanın öbür tarafını çevirdiğiniz zaman yatırım doğru olabilir ama yeri doğru mu? O çok önemli. 2002 yılında sanıyorum Didim Turizm kenti ilan edilen beş ilçeden bir tanesiydi. Bizler eksilerimizi ve artılarımızı biliyoruz. Hepimiz burada yaşayan bütün insanla bir turizm kentinde yaşadığının bilincindeler. Hepimiz bir turizmci olmaya çalışıyoruz işletmeci değil, turizm işletmecisi değil, turizmci olmaya çalışıyoruz. Çünkü turizmci olmak demek, doğayı korumak demek, hayvanları sevmek demek, insanları sevmek demek, etrafı kirletmemek demek, betonlaşmamak demek olumsuz. Her şey maalesef ülkemizde çok hızlı gidiyor. Bunlarla mücadele etmeye çalışıyoruz.

O YATIRIM BİZCE YANLIŞTI

Ne denizdeki dip alıntılarının analizi yapılmıştır ne rüzgar hesapları yapılmıştı. Bizim karşımızda 8 kişilik, 9 kişilik bir bu işe akademisyen olarak çalışan bir ekip çıkarımız. Maalesef böyle çok geniş katıldığı bir toplantıda sorduğumuz hiçbir soruya yaşamsal sorunların hiçbirisi de bizi tatmin edecek cevaplar veremediler. Ve tabii ki biz yaptığımız mücadelenin ve karşı çıkışımızın doğru olduğunu anladık. Gerçekten böyle, çok basit bir şekilde Didim'de rüzgar, hakim rüzgar, kuzey ve kuzeybatıdan kentin üzerine doğru eser tam da balıkçı fikrini geri hizmetlerini, lojistik merkezini o bölgeye kurmak istediler. Orada yem fabrikaları olacaktı, depolar olacaktı, işleme tesisleri olacaktı. Tabii ki siz böyle bir organize sanayi bölgesini, deniz ürünleriyle ilgili bir bölge kurarsanız onun arkasından balıkçı fikir de çoğalarak gelecek. Zaten balıkçı fikirle çok uzun zamandır mücadele ediyoruz. İkisi birbirini tamamladığı zaman turizm kenti nerede kalacak inanılmaz bir koku. Buradan çıkıp veya İzmir tarafından Milas tarafına kara yoluyla gidenler bilirler. Orada bir balık yem fabrikası var. İnanılmaz derecede çalıştığı zaman koku yapıyor. Ve oradan geçmek mümkün değil. Bunu bir turizm kentleri yaptığınız zaman bu bir yanlış yazılır. Doğru düşünceyi, doğru işi yanlış yerde yapıyorsunuz. Dolayısıyla iş de yanlış oluyor. Bunun gibi birçok şey var.

MERMER OCAĞINA VEYA BİR TAŞ OCAĞINA OLUMLU RAPOR VERMİŞLER

Şimdi taş ocakları, mermer ocakları açılmak isteniyor. Biz bunlarla mücadele ediyoruz. Ve bazen de gerçekten çok üzülüyoruz. 10 tane kurumdan görüş almış. Onu da bir turizm kentinin hemen sınırında veya içinde bir mermer ocağına veya bir taş ocağına olumlu rapor vermişler. ÇED gerekli değildir raporlar. Bunlarla da son zamanda mücadele ediyoruz. En az benim bildiğim iki tane firma bu şekilde bizle mücadele ediyor. Buradan da basını da bilgilendirmek istiyorum. Kamuoyunu oluşturmalarında oluşması da çok önemli etken bir basın. Lütfen bizden gerekli bilgileri aldıktan sonra bunu da basınla işleyin. Yani bir turizm kentinde hem organize sanayi hem taş ocakları, mermer ocakları bunlar olmaz. Bunlar dışarıdan o turizm tiyatroya gelir. Biz burayı doğasını koruyarak insanları burada tarihimizle beraber sunmak mecburiyetindeyiz. Evet Avrupa'da alınan birçok kararlar var. Elli yıl içerisi iki bin elli yılına kadar yapılan bir anlaşma var. Çevreye uyulması gerekiyor. Bunun kriterleri var. Hocamla bunlardan bahsedecektir sanıyorum Ama benim kişisel olarak söylemek istediğim en önemli şey çevreyi ve doğayı korumayı bir başkasına bırakmayalım. Bunu kendimize görev edinelim. Hatta öbür insanları da hatta değil öbür insanları da bilgilendirmek ve bir olduğunuzu unutmayalım.” dedi.

GÜÇ BİRLİĞİ İÇERİSİNDE MÜCADELE ETMEK ZORUNDAYIZ

Bafa Gölü’ne düşen uçağı kurtarma çalışmalarına Jandarma destek veriyor Bafa Gölü’ne düşen uçağı kurtarma çalışmalarına Jandarma destek veriyor

Kaymakam Can Kazım Kuruca ise yaptığı konuşmada “Devletler tarih boyunca pek çok olayı kendilerine var oluşlarına karşı birer tehdit olarak görmüşlerdir. Bu bazen komşu devletle yapılan bir savaş, bazen küresel boyutta dünya savaşı niteliğinde bir savaş, bazen bir terör örgütü olmuştur. Ama bütün devletlerin ortak bir şekilde ilgilendiren hiçbir devleti dışarıda bırakmayacak şekilde var oluşlarını beka tehdit olarak görmelerini gerektiren en büyük tehdit iklim değişikliği ve çevresel sorunlardır. Günümüzde hiçbir devletin kaçamayacağı şeklinde maalesef iklim değişikliğinden karbon gazı salınımından kaynaklı olarak bütün devletler, bütün milletler, bütün topluluklar aynı tehditle karşı karşıyadır ve buna karşı el birliği içerisinde güç birliği içerisinde mücadele etmek zorundayız. Tehdidi biraz rakamlarla somutlaştırmak gerekirse 1950 yılında salınımı 6 milyar ton civarındayken 1990 yılına geldiğimizde aradan geçen sadece 40 karbon salınımı 22 milyar tona ulaşmış. Dolayısıyla 40 dünya üzerindeki karbon salınımı tam dört katına çıkmış. Bu şekilde devam ederse olacakları şöyle özetlemek gerekiyor. Dünyanın sıcaklığı, yüzey sıcaklığı 2 derece kadar artacak. Belki çok gözükmüyor ama bunun sonucunda deniz suyu yükselmeye başlayacak Hep deniz suyumuz, hem kullanım suyumuz, hem içme suyumuz kirlenecek, ormanlarımızı kaybetmeye başlayacağız. Dolayısıyla yaşam alanlarımızı kaybetmeye başlayacağız 2060 yılına kadar biz bugünkü şekilde doğayı kirletmeye, karbon salınmaya devam edecek olursak eğer bir milyona yakın canlı tribün neslinin tükenmesine sebebiyet vereceğiz. Dolayısıyla bu teklifi gören devletler Uluslararası camia bir araya gelip tekbir almaya başlıyor. 1992 yılında Rio'da Birleşmiş Milletler iklim değişikliği çerçeve sözleşmesini imzalıyorlar. 1997’de Chioto'da Yine iklim değişikliği antlaşması imzalanıyor. 2015’te en son Paris Antlaşması 2020 yılından itibaren alınacak tedbirleri tek tek sıralıyor ve ülkelere düşen görevleri nitelendiriyor. Bunun içerisinde Avrupa Birliği kabul etmek lazım ki kıta olarak hem birlik olarak başat rol oynayarak Avrupa yeşil mutabakatına hazırlıyorlar ve uygulamaya geçiriyorlar. Avrupa İşlik Mutabakatı yapmamız gerekenleri bize tek tek göstermiş aslına bakarsanız önce her şeyden önce enerji politikalarımızı değiştirmemiz gerekiyor. Ne mutlu bize ki Türkiye Cumhuriyeti olarak biz bu saydığım bütün anlaşmalara imza atmışız.

EWQEQEQ-2

ÜLKENİN DE GELECEĞİNİ HAZIRLAMAYA DEVAM ETMELİYİZ

Karbon salınımlı karbon bazlı enerji politikalarından yeşil enerji politikalarına geçişi hem ülke olarak hem de Avrupa Birliği nezdinde destekliyor, devam ettiriyoruz. Birinci önceliğimizin bu olması gerekiyor. Böylece Biz artık rüzgar enerjisini, biz artık güneş enerjisini, biz artık çevre dostu enerjilerle çevreyi kirletmeden ama aynı zamanda büyümemize de, ekonomik olarak güçlenmemize de ara vermeden devam etmeyi başarabileceğimizi gösteriyor olacağız. Bunun devamında ulaşım politikalarımızı değiştirmemiz gerekiyor. Artık araçlarımızı çevre dostu araçlara doğru çevirmemiz gerekecek. Bunun devamında yaşam standartlarımızı, binalarımızı, evlerimizi değiştirmemiz gerekecek Bizim attığımız her adımdan, yürüdüğümüz her yolda, her şeyden önce çevreyi düşünerek, her şeyden önce yarınları düşünerek geleceği düşünerek hareket etmemiz gerekecek. İşin özünde, doğru ve net olan şey de şu, Eğer bir değişim olacaksa bunu yukarıdan devletler yapsınlar. Gelişmiş devletler yapsınlar, başka devletler yapsınlar. Hükümet seviyesine götürülsün diye beklemeden hemen şimdi tam da burada bugün kendimizden değişime başlamamız gerekiyor kendi yaşam tarzınızı, kendi yaşam şeklimizi, doğa dostu, çevre dostu hale getirdiğimiz zaman biz kendimizi değiştirdiğimiz zaman çevremizdeki insanlara bu değişimin sebebini doğru anlatıp onları yanımıza çektiğimiz zaman dalganın yukarıdan aşağıya değil aşağıdan yukarı doğru hareketini sağladığımız zaman işte o zaman biz gerçekten geleceği kurtarmış olacağız. Unutmamamız gereken şeyse şu. Bizler bu doğayı, bu çevreyi, bu ülkeyi, bu güzel denizi Biz atalarımızdan miras olarak almadık. Çocuklarımızdan emanet olarak aldık. Bu emanete hıyanet etmemek için de el birliğiyle duamızı, çevremizi korumaya devam etmeli aynı zamanda buna uyumlu büyüme politikalarını da takip ederek ülkenin de geleceğini hazırlamaya devam etmeliyiz.” ifadelerini kullandı.

KONUŞMALARIN ARDINDAN ÇALIŞTAYA GEÇİLDİ

Konuşmaların ardından çalıştayda yer alan konuşmacılar katılımcılara bilgiler aktardı. Çalıştayda ilk olarak Prof. Dr. Ruşen Keleş “Yerel Yönetimler Ve Çevre Koruma Politikaları" hakkında bilgilendirme yaptı. ardından Dr. Arş. Gör. Sabriye Ak Kuran “Çevreye Duyarlı Turizm Ve Gıda Sektörü Çalışmaları”ile ilgili hazırladığı slayt gösterisiyle anlatım gerçekleştirdi.

Prof. Dr. Özkan Tütüncü Arama Konferansı Ve GZFT Analizi başlığıyla Didim’in zayıf yönleri, güçlü yönleri, fırsatlar ve tehditleri adı altında durumu ele aldı. Çalıştay, değerlendirme toplantısı yapılarak sona erdi.

HABER: ELİF DİKBAŞ

EQWEQ (2)

Editör: Ergun Korkmaz