Parti binası önünde gerçekleşen basın açıklamasında ücretsiz eğitim, beslenme, ulaşım ve kırtasiye hakkı talebiyle gelen CHP’lilere Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri de destek verdi. Basın açıklaması öncesinde atılan sloganlarla ÇEDES programını istemediklerini belirterek, İmamların okullarda olması gerektiği belirterek, laik eğitim talebini dile getirdiler.

çç

CHP Didim İlçe Başkanı Ahmet Yılmaz tarafından gerçekleşen basın açıklamasında ülkede açlığın, yoksulluğun sıradan bir hale geldiğini ifade ederek, “Halkın yüzde 80’i yoksulluk, sefalet içinde yaşamaya mahkum edilmiş durumda. Bu somut tablo varken bunun sebebinin küresel bir ekonomik kriz olarak tanımlamak sadece ona bağlamak halkı kandırmaktan başka bir şey değildir.3 sene önce Hedef 2023 deyip şahlanma dönemi olacak denilirken bugün ekonomi yönetimi iflas etmiş durumdadır. Bunun tek sebebi vardır kaynakların doğru kullanılmaması ve sermayeye aktarılan paralardır.” dedi.

Ülkede üretimin olmadığını tarımın ise bittiğini dile getiren CHP’li Yılmaz, “Üretimin olmamasının sebebi de tarımın bitmiş olmasının sebebi de  ekonomik kriz değil; siyasi iktidarın sosyal ve ekonomik politikalarının iflas etmiş olmasıdır. Ekonomik kriz bir sonuçtur. Her şeyi algı üzerinden kurgulamak, sıcak parayı piyasaya sürmek var olan kamu iktisadi kuruluşları, fabrikaları satıp nakit üretmek geçici bir refah sağlamak dışında başka bir şey olmamıştır. Üstelik ekonomik kriz varken tasarrufu sadece halktan beklemek, siyasi iktidarın lüks yaşam ve harcamalar konusunda geri adım atmaması, seçimde akıtılan paralar krizi faturasını halka mal etme zihniyetidir. Yapılan fahiş zamlar için 2 yıl idare edin denmesi de bu zihniyetin devam ettiğinin göstergesidir.” dedi.

CHP’li Yılmaz, açıklamasının devamında şunları kaydetti:

Gabar’da petrol ve Karadeniz’de doğal gaz bulduk deyip aylarca reklamını yaptıktan sonra akaryakıta rekor zam bindirmek ülkemize ait bir özellik olsa gerek. Son bir aydır akaryakıt ve doğalgazda ÖTV artışı, hemen her şeyin KDV oranlarının artırılması, TL’nin döviz karşısında değer yitirmesi ile hızlanan zam fırtınası zincirleme bir şekilde temel tüketim dahil A’dan Z’ye  tüm ürünlere yansımaya devam ediyor. Dolayısıyla tüm emekçilerin satın alma gücü, reel ücreti hızla buharlaşıyor.

TÜİK çalışma prensibini kaybetmiş iktidar tarafından kendine verilen görevi yapmaya devam etmektedir. Pazarda, çarşıda, markette, mutfakta gerçek anlamda hissettiğimiz. Yaşadığımız gerçek hayat pahalılığını elinden geldiğince düşük göstermeye devam etmektedir. İktidarın TÜİK vasıtası ile enflasyonu düşük gösterme, böylece milyonlarca kamu çalışanının ve emeklinin maaş-ücret artışlarını da mümkün olduğunca düşük tutma politikası TÜİK üzerinden şekillenmektedir.

TÜİK’in resmi verilerine göre enflasyon (TÜFE) Temmuz’da aylık %9,49 artmış, yıllık enflasyon ise %47,83’e çıkmıştır. Bağımsız iktisatçıların kurduğu Enflasyon Araştırma Grubu(ENAG) ise enflasyonun Temmuz’da aylık %13,18, yıllık ise %122,88 arttığını açıklamıştır.

 Sadece ev kiralarına baksak geldiğimiz ekonomik krizin boyutlarını görmüş oluruz. Örneğin tüm veriler kiraların son dört yılda altı kata yakın arttığını göstermektedir. Bugün özellikle büyükşehirlerde kira tutarları asgari ücreti aşmıştır. Ortalama maaş alan bir kamu emekçisi maaşının %70’ini kiraya ayırmak zorunda kalmaktadır.

öbb

Açıklanan TÜİK verilerine göre ise kira-konut enflasyonu aylık sadece %6,03 artmıştır. Oysa gerçekte sadece son bir ay içinde gıdadan, kiraya, ulaşımdan sağlığa tüm ana harcama gruplarında yaşanan zam sağanağı TÜİK enflasyon verilerini katlamaktadır.

Son bir ayda ;

 akaryakıt ürünleri %45,

 toplu ulaşım %58,

 harçlar ve vergiler %40,

ekmek %40,

damacana su-pet su %30,

gıda ürünleri, meyve ve sebze ortalama %25 zamlanmıştır.

Bu zamlar yetmezmiş gibi TBMM’den geçirilen 1 Trilyon 120 Milyar TL’lik ek bütçenin yükü dolaylı vergiler ve gelir vergisi ile yine halkın, ücretli kesimlerin omuzlarına yıkılmıştır. Halkımız bu ağır yükün altında ezilmektedir.

 Bu yüksek zamlar, hayatın birçok alanında olduğu gibi, eğitim alanını ve bu alandaki veli, öğrenci, eğitimci ve bir bütün olarak eğitim çalışanlarını derinden etkiliyor.

Devlet okullarına ihtiyaç kadar ödenek ayrılmamasının, kaçınılmaz olarak öğrenci velilerinin eğitimin finansmanına doğrudan katılımını beraberinde getirmektedir. “Başta ‘gönüllü bağış’ adı altında toplanan kayıt parası olmak üzere, hemen her okulda çok sayıda kalemde para toplanarak eğitim harcamaları büyük ölçüde velilerin sırtına yıkılmaktadır.

Anne ve babaların çocukları için; servis ücreti, kırtasiye masrafları, harçlıklar, yardımcı kaynak alımı, beslenme, okul kıyafeti, kayıt ücreti gibi burada yazılamayan daha birçok eğitim kalemi altındaki harcamalar, sabit gelirlileri borçlanmaya, bankalarda kredi çekmeye, menkul veya gayrı menkul kaynaklarını elden çıkarmaya, birikmiş altın ve dövizlerini bozma gibi yollara itiyor.

Bankalarda sadece "eğitim kredisi" ile değil "tüketici kredisi" adı altında yapılan başvurulara dair istatistikler bile bu tespiti yakıcı bir gerçek olarak sadece suratımıza değil kafamıza da maalesef vuruyor.

Yıllardır okulların fiziki altyapı ve donanım eksiklikleri giderilmediği; kalabalık sınıflar, ikili öğretim ve taşımalı eğitim sorunu 2023/24 eğitim öğretim yılı başında da varlığını sürdürmektedir. “Türkiye’nin eğitim sistemi, yıllardır benimsenen piyasa merkezli, rekabetçi ve sınav merkezli eğitim politikaları sonucunda tam bir sorun yumağı haline gelmiştir. Türkiye’de okul öncesi eğitimden üniversiteye kadar eğitimin bütün kademeleri, en temel işlevlerini yerine getiremez durumdadır. 

Üniversitelerde çok sayıda öğrenci ev kiraları ve yurt fiyatlarının yüksekliği nedeniyle eğitimine ara vermek zorunda kalmıştır. “Ailesinin yaşadığı il dışında üniversiteye giren asgari ücretli ya da ortalama gelire sahip bir ailenin çocukları için barınma sorunu bütün sorunların önüne geçmiş durumdadır. Öğrencilerin barınma sorununu çözmek için yeni yurtlar yaptırmak, mevcut öğrenci yurtlarının fiziki ve altyapı koşullarını iyileştirmek için kaynak ayırmayan iktidar, yıllardır arka bahçesi olarak gördüğü tarikat-cemaat yurtları söz konusu olduğunda kamu kaynaklarını kullanmaktan geri durmamaktadır.

Deprem bölgesinde tüm kamu emekçilerinin ve eğitim emekçilerinin barınma, uzak ilçelerdeki yaşayan öğretmenlerin okula ulaşım sorunu devam etmektedir. Deprem bölgesinde barınma sorunu eğitim emekçileri, öğrenci ve veliler açısından da devam etmektedir. Sağlıklı ve güvenli koşullarda barınma hakkı sağlanmadan okullar açılsa bile eğitimin sürekliliğini sağlamak mümkün değildir. Depremin ağır yıkıma neden olduğu kentlerde,  kent merkezinde ve kırsal alanda yaşayan yurttaşların temiz su, güvenli gıda, barınma, ısınma, giyim, elektrik ve iletişim gibi temel gereksinmelerinin karşılanması gerekmektedir. Deprem Bölgesinde eğitim emekçilerine ve öğrencilere ücretsiz servis devlet tarafından karşılanmalıdır.

Didim’deki okullarımız da eğitim ve öğretime hazır değildir. Birçok okulumuzun binası yıkılmış ve henüz yapılmamış durumdayken birçok okulumuz da tadilattadır. Bu okullarda okuyan öğrencilerimiz farklı okullara taşınmış durumdadır. Tadilatlar okulların kapalı olduğu dönemde yapılmamış ve bu durum öğretmen, öğrenci ve velilerimizi mağdur etmiştir.

 Türkiye’de çok sayıda öğrenci okula kahvaltı yapmadan gidiyor,  birçok öğrenci de okulda yemek yemeden günü tamamlıyor  ve eve dönüyor. Yetersiz ve dengesiz beslenen öğrencilerin dikkat süreleri kısalmakta, algılamaları azalmakta, zaman zaman öğrenme güçlüğü ve davranış bozuklukları gelişebilmekte ve benzeri nedenlerden dolayı okul başarıları düşebilmektedir. Hayat pahalılığı altında çocuk açlığı sorunu giderek büyüyor. Buna rağmen okullarda ücretsiz yemek için bütçe ayırmayan AKP hükümeti Emine Erdoğan öncülüğünde başlatılan “Okulumda Sağlıklı Besleniyorum” programı kapsamında çocukların nasıl dengeli besleneceğine dair videolar yayınlıyor. Yani çocuklarımızın karnını öğünle değil öğütle doyurmaya çalışıyor.

Eğitimin bütün kademelerinde niteliği yükseltmek için, çocukların özgür ve sağlıklı bireyler olarak yetiştirilmesi gerekmektedir. Ancak siyasi iktidar, bugüne kadar yaptığı gibi, din ve inanç alanı gibi son derece hassas bir konuda “tek din, tek mezhep” yaklaşımıyla hareket ederek okullarda öğrencilere dini değerleri aktarmayı kendisine görev edinmiştir. ÇEDES projesi, iktidarın eğitim sistemini siyasal-ideolojik çizgisi ve dini-kültürel ihtiyaçları doğrultusunda biçimlendirme hedefinin son örneği olarak karşımıza çıkmaktadır. ÇEDES projesi ile İzmir’de 842 okulda ‘manevi danışman’ ve çeşitli din görevlileri için dini telkin ve dinsel etkinlik alanı oluşturulmuştur. Protokol, bir süre içermediği gibi ÇEDES uygulamalarının kısa bir süre sonra tüm illere yaygınlaştırılması planlanmaktadır. AKP  laikliği ve laik yaşamı doğrudan hedef almaktadır. Laiklik konusundaki duyarlılığımızı, laik eğitim ve laik yaşam düşümüzü  kamuoyu ile paylaşmak ve siyasal iktidarın ÇEDES projesini iptal etmesi için Alevi kurumları ve çeşitli sivil toplum kuruluşları  16 Eylül 2023’te İzmir’de yapacakları mitingi destekleyecek  ve her türlü katkıyı sunacağız.

Kamu hizmetlerinin sürekliliği, düzenliliği ve halka daha nitelikli olarak sunulması için eğitimde her türlü güvencesiz istihdam uygulamasından derhal vazgeçilmeli, ataması yapılmayan öğretmenler sorunu kalıcı olarak çözülerek herkese kadrolu ve güvenceli istihdam sağlanmalıdır.

Bugün öğretmenlerin yüzde 95`i kredi kartı borçlusu, yüzde 90`ı bankaya borçluyken, 3`te biri de ek iş yapmaktadır. Öğretmenlerimizin maaşı yetmiyor, ek iş yapıyorlar.

Öğretmenler toplumun aydınlık yüzüdür. Evrensel değerlerin, barışın, kardeşliğin, insan hakları, emeğin hakları ve demokrasiye saygının yerleşmesi için uğraşan eğitim emekçileridir. İnsanca yaşayabilecekleri, nitelikli hizmet verebilecekleri çalışma ve yaşama koşulları yaratılmalıdır. Bunun için de başta maaşlar olmak üzere mesleki ve özlük hakları insan onuruna yaraşır düzeye yükseltilmelidir.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak, onurlu meslekleriyle her zaman sevgiyle andığımız, saygın kişilikleriyle yüreklerimizde yaşattığımız değerli eğitim ve bilim emekçisi öğretmenlerimizin hakkettiği maaşları ve özlük haklarını almaları için verdiğimiz mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz."

Eğitim sisteminde yaşanan sorunların ülkedeki ekonomik, toplumsal ve siyasal alanda yaşanan gelişmelerden ayrı ve bağımsız olmadığı açıktır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, her geçen gün daha fazla piyasa ilişkileri içine çekilen, okul öncesinden üniversiteye kadar bilimin ve laikliğin değil, milliyetçiliğin, ayrımcılığın ve inanç sömürüsünün referans alındığı bir eğitim sisteminde kamusal, bilimsel, demokratik, laik eğitim hakkı için mücadelesini sürdüreceğiz.

HABER: ELİF DİKBAŞ 

.-1

Süleyman Bülbül’den maden faciasına tepki Süleyman Bülbül’den maden faciasına tepki