*Bilim uzmanlarına göre değil sosyal medyadaki azmanlara göre...
Uzmanlar aşı olun dedikçe; azmanlar aşının zararları üzerine açıklamalar yaptılar.
Daha sonra bu azmanlar gök yüzünde jet uzaklarının bıraktığı izlere chemtrail diye kafalarını taktılar. Oysa arabalarının egzost dumanları ne kadar çok kirletiyor havayı ve çürütüyor tüm canlıların ciğerlerini, ama bunlara o parlak zekalı kafalarını hiç yormadılar.
Şimdi gündemlerinde ne var azman kadrosundan ortalığı bulandıranların? Son bir kaç yıldır iklim değişikliği sorunsalı ki onlara göre böyle bir sorun yokmuş. Sosyal medya paylaşımlarında görüşlerini büyük bir özgüvenle sıkça açıkladılar:
"İklim değişikliği küresel güçlerin bir dayatmasıdır atmosfer 9 yılda bir kendini temizler güney buzulları eriyor küreselciler kuzey kutbu eriyor diyor alakası yok Çevre ve şehirciliği anlıyoruz gayet normal ancak İklim değişikliği küreselcilerin bir oyunudur."
Sonuç olarak; pek çoğunun cv'sinde "hayat üniversitesi" mezunu yazan bu azmanlara göre küreselciler algı yapıyormuş, bizler de saf, saf inanıyormuşuz.
Bu nasıl ön yargıdır, bu nasıl doğaya, doğada yaşanan değişimlere ve dahası bilimsel çalışmalarla kanıtlanmış gerçeklere nasıl bir kör bakıştır? Sanki ülkemizde olsun, dünya genelinde olsun; sanayileşme sonucu yaşanan olumsuz dışsallıklar yokmuş gibi... Bilim uzmanlarının yıllardır yaptıkları uyarılara karşın; fosil yakıtlar, özellikle de karbonmonoksit yayan kömürler kullanılmıyormuş gibi... Dokumacılık işkolunda kumaş boyalarının atıkları akarsulara, göllere bırakılmıyormuş gibi... Dahası evsel atıkların yanı sıra, kanalizasyon atıkları denizlere bırakılmıyormuş gibi ki bunun en simgesel örneği Didim Belediyesi tarafından Altınkum kıyılarına konuşlandırılmak istenen tuvaletler...
Daha, dahası rant uğruna yok edilen ormanlar, tarımsal alanlar, meralar; yapılaşmaya açılarak talan edilmiyormuş gibi... Akdeniz kuşağında bir ülkeyken tropik iklim özellikleri göstermeye başlayan Türkiye genelinde; dere yataklarına dikilen konutları aşırı yağmurların selleri götürmüyormuş gibi...Yeraltı sularının çekilip, başta Konya Ovası'nda obrukların ortaya çıkması söz konusu bile değilmiş gibi...
Üstelik bu olumsuzlar ve daha sayamadığımız nice çevresel sorunlar yalnızca ülkemizde değil, dünya genelinde üstelik daha da korkunç etkileriyle hiç yaşanmıyormuş gibi...
Bütün bu olumsuzluklara kör, sağır, dilsiz kalan bu azmanlar; diyorlar ki;
"İklim değişikliği küresel güçlerin bir dayatmasıdır atmosfer 9 yılda bir kendini temizler güney buzulları eriyor küreselciler kuzey kutbu eriyor diyor alakası yok Çevre ve şehirciliği anlıyoruz gayet normal ancak İklim değişikliği küreselcilerin bir oyunudur."
Bu nasıl aymazlık, bu nasıl sorumsuzluk, bu nasıl bir akıldışılık? Dahası bu nasıl bir kolaycılık ya da kurnazlık?
Çünkü insanlık tarihi boyunca çevreye duyarsız, saygısız, kirli üretim ilişkileri ve uygulamaları sonucunda ortaya çıkan bu sorunları; sorgulamak, zararın neresinden dönülürse kardır diyerek önlem almak ve bundan böyle doğaya karşı daha saygılı, daha özenli uygulamalar gerçekleştirmek yerine, neredeyse termometrelere öfkelenecek, meteoroloji uzmanlarını aforoz edecekler. Onların ve diğer doğa bilimcilerinin bilimsel verilerini anlamak, ortaya çıkan sorunların nedenlerini düşünmek tartışmak yerine, “bize oyun oynuyorlar” diyerek sorunları mahalle kahvesi muhabbetlerine çevirecekler.
Dünlerde bilime saygı vardı, bilim insanlarının uyarılarına değer verilirdi. Günümüzdeyse cehaletin, bilgisizliğin sesi, kerameti kendinden menkul azmanların sözleri; daha yüksek, daha yaygın, daha duyulur oldu. Çünkü bilimsel uyarılar insanlığı sorumluluğa, doğaya karşı özenli olmaya çağırıyor ama bu kolaycı ve komplocu azmanlara sorumluluk almak, doğaya karşı duyarlı olmak zor geliyor. Sonrasında da dayanaksız, boş çıkarımlarda bulunup “Atmosfer 9 yılda kendini temizler” gibi açıklamalar yapıyorlar. Ve birilerinin onlara "Hangi atmosfer? Neyi temizler? Hangi gazı? Hangi araçla temizler? Hangi ölçüme dayanarak açıklanıyor bu veriler?" diye sorularla karşı çıkacaklarını bile düşünemiyorlar.
Sosyal medya azmanlarına göre; elbette ki neden-sonuç ilişkili soruların hiçbiri önemli değildir Çünkü komplo teorilerine kanmak, inanmak, bilimsel gerçeklere kör bakmak kolaycılıktır, sorumsuzluktur, kurnazlıktır.
Bilim, bilim insanı, bilimsel sonuç için; ölçüm, karşılaştırma, yöntem, kanıt, tutarlılık, özveri ve son aşamada da sorumluluk önemlidir. Komplocunun dili “Ben öyle düşünüyorum” derken, bilim uzmanı bu gerçeğe nasıl ulaştık, nasıl kanıtladık kısaca “Nasıl biliyoruz?” diye sorar. İşte çatışma da burada başlar.
Acaba iklim değişikliğinin neden olduğu sorunları görmezden gelmek, bu gerçeği yok saymak, dahası inkar etmek neden bu kadar çekicidir? Elbette ki kamusal yarardan çok özel yararını düşünenlerin sorumluluk almak istemedikleri için, parasal kazançlarını doğaya değer vermeden, saygısızca, açgözlülükle daha çok, daha çok arttırmak istedikleri için çekicidir. Çünkü iklim değişikliği gerçeğini kabul ettiğinizde yalnızca doğada oluşan olumsuzlukları sorgulamakla kalmayacaksınız, ekonomik ve siyasal düzeni de sorgulamak zorunda kalacaksınız. Ve düşünmeye başlayacaksınız "Nasıl üretiyoruz? Nasıl tüketiyoruz? Kentleri kimler için planlıyoruz? Hangi şirketler kirletiyor? Hangi siyasetçiler göz yumuyor? Hangi medya bunları görünmez kılıyor?" gibi sorulara yanıt arayacaksınız. Oysa "bütün yaşananlar küresel oyun” dediğiniz an sorumluluklardan, yükümlülüklerden kaçmış oluyorsunuz. Ne belediyeye hesap soruyorsunuz, ne sanayiyi sorguluyorsunuz, ne enerji politikalarını irdeliyorsunuz, ne de kendi tüketim alışkanlıklarınızı yeniden düzenliyorsunuz. Dolayısıyla bu bağlamda komplo teorisi, yalnızca bir bilgi eksikliği değil, bir bakıma sorumluluktan kaçış ideolojisi oluyor.
Çiftçi mevsimi şaşırdığını söylüyor. Kentlerde yaşayanlar temiz hava soluyamadığından yakınıyor. Acımasızca ormanlar yakılıyor, sonuçları her anlamda yıkım oluyor. Susuzluk, yaz mı kış mı mevsimlerdeki belirsizlik, doğamız yaşanılamaz duruma geliyor. Ama iklim değişikliği diye bir sorun yok sorun küreselcilerin kendisi... Gerçekten de öyle mi?
Sen doğanın dengesine aldırma, dere yataklarından, denizlerden toprak çal; sonra üzerlerine konutlar yap, yetmedi dağları, ovaları, zeytin bağlarını, tarımsal alanları maden şirketlerine talan ettir; sel baskınları, su taşkınları, fırtınalar ve denizlerde hortum yıkımları olunca da "takdir-i ilahi" diye suçu kendinde aramadan, Yaradan'dan bil. Sonra da bilim uzmanlarını "küreselci" diye yaftala ve "iklim değişikliği yalan" sözlerinle de başka insanları olumsuz yönde etkile...
Hiç kuşkusuz böylesi tutum ve davranışlar yalnızca inkâr değil, bir tür politik akıl tutulmasıdır.