Güvenlik, yaşamın sosyal bağlarındandır. Güvenlik aynı zamanda güvence demektir. Sosyal güvenlikte güvence; hukukun üstünlüğü temelinde oluşturulan yasal dayanaklı kurumlardır. Sosyal Güvenliğin güvencesi olan cumhuriyet ve onun olmazsa olmazı olan laiklik hiçbir koşulda göz ardı edilmeyecek zorunlulukların önde gelenidir. Çalıştığı inşaatta yüksekten düşerek yaşamını yitirdi 71 yaşındaki emekli vatandaş (Basından). Bu olayda sorumlu ve suçlu kim? Dikkat çekilen haber aslında çok katmanlı bir sorumluluk zincirini işaret ediyor. İnşaatlarda yaşanan iş kazaları, özellikle de yüksekten düşme vakaları, çoğu zaman “işverenin iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almaması” ile doğrudan bağlantılıdır. Türkiye’de İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin çalışanı korumak için gerekli tüm tedbirleri almakla yükümlü olduğunu açıkça belirtir.

Bu olayda sorumluluk halkaları şöyle okunabilir:

  • İşveren: Çalışma alanında gerekli güvenlik önlemlerini (iskele, korkuluk, emniyet kemeri vb.) sağlamadıysa doğrudan sorumludur.
  • Şantiye şefleri ve iş güvenliği uzmanları: Denetim görevlerini yerine getirmedilerse ihmalleri vardır.
  • Devlet ve denetim mekanizmaları: Çalışma Bakanlığı ve ilgili kurumlar düzenli ve etkin denetim yapmadığında, sistemsel bir kusur ortaya çıkar.
  • Toplumsal yapı: Emekli bir vatandaşın geçim sıkıntısı nedeniyle hâlâ ağır işlerde çalışmak zorunda kalması, sosyal güvenlik sisteminin yetersizliğini gösterir. Burada sorumlu olan kurumlar ve kurumlar bütünü olan devlettir.

“Cumhuriyet ve laiklik” tam da bu noktada önem kazanıyor: Sosyal güvenlik, eşit yurttaşlık ve insan onurunu koruma ilkesi, cumhuriyetin temel güvencesi. Eğer bu güvence zayıflarsa, insanlar yaşlılıkta bile güvencesiz işlerde hayatlarını riske atıyor.

Bu olayda tek bir “suçlu” değil, zincirleme bir sorumluluk var: İşverenin ihmali, denetim eksikliği ve sosyal güvenlik sisteminin yetersizliği birleşerek bir insanın hayatına mal olmuş.

Manifesto Dörtlüğü

İskelede düşen gölgeler, sessiz çığlıklar, Emeklinin alın teri, yoksulluğun kanıtı, Cumhuriyetin güvencesi: eşitlik ve laiklik, Unutma! Güvenlik ihmalinin bedeli candır.

Bu dörtlük hem bireysel kaybı hem de toplumsal sorumluluğu dile getiriyor. Cumhuriyetin ve laikliğin sosyal güvenlik ile bağını hatırlatıyor; işverenin, devletin ve toplumun zincirleme sorumluluğunu görünür kılıyor.

Aforizma kapanışı: Kriz, çözümün doğum sancısıdır; emeğin ölümü değil, yaşamın güvencesi olmalıdır.

I. Ağıt

Bir emekli düştü, iskele sessiz kaldı, çekiç sustu, yoksulluğun gölgesi bir canı aldı.

II. Öfke

Suç, alın terini hiçe sayan işverende, denetimi görmezden gelen devlette, güvencesizliği normalleştiren düzende. Cumhuriyetin temeli olan sosyal güvenlik ihmal edilirse, ölüm sıradanlaşır.

III. Umut

Ama biz biliyoruz: Cumhuriyet, eşitliktir. Laiklik, özgürlüktür. Güvenlik, insan onurunun vazgeçilmezidir. Her yurttaşın yaşam hakkı, her işçinin emeği kutsaldır.

IV. Çağrı

Yoldaşlar! Her düşen işçiyle birlikte bizim vicdanımız da düşüyor. O halde yükseltelim sesimizi: “İhmal değil, güvenlik! Yoksulluk değil, eşitlik! Sessizlik değil, örgütlü birliktelik!” Örgütlülük derken “sarı” oluşumları kastetmiyoruz. Gerçek anlamda emekçilerin demokratik örgütlülüğünden söz ediyoruz. Tabandan gelen yatay örgütlülük ki, öteki hak örgütleriyle dikey bağlantıları olan yapılanma.

Aforizma kapanışı: Birlik, sessizliği aşan çığlıktır; örgütlü ses, yaşamın güvencesidir.