Neden sadece “8 Mart Kadınlar Günü” kutlanıyor [da], örneğin 18 Mart “Erkekler Günü” niçin yok?

İşte bu yazı bu sorunu biraz eşeleyince ortaya çıktı.

8 Mart’ın dibinde şöyle bir düşünceye rastladık:

- Bir yanda çiçeklerin, türlü çeşitli söylemlerin ve süslü/cafcaflı cümlelerin arasında dolaşır; diğer yanda ise tarihin en sert sorularından birini taşıyor:
İnsanlık gerçekten eşit midir?

Bugün birçok yerde 8 Mart, ironik bir tebessüm ve birkaç özlü sözle geçiştirilen bir “tören günü”ne dönüştü…

Oysa 8 Mart, güçlü bir itirazın daha da güçlendirilmesi gereken bir gündür!

Bugünün geçmişini ve tarihteki yerini çoğu kişi biliyor.

Geçiyoruz. Ve şunu söylüyoruz:

- Bir toplum, kadınlarını nasıl yaşatıyorsa aslında kendini de öyle yaşatır.

EŞİTLİK MESELESİ

Kadın meselesine çoğu zaman yanlış yerden yaklaşılıyor.
Sanki mesele yalnızca kadınların haklarıymış gibi konuşuluyor.

Oysa mesele bundan çok daha büyüktür.

Kadınların eşitliği yalnızca kadınların meselesi değildir;
insanlığın uygarlık sınavıdır.

Bir toplumda kadın korkuyorsa, o toplum özgür değildir.
Bir toplumda kadın susuyorsa, o toplum konuşuyor sayılmaz.
Bir toplumda kadın görünmüyorsa, o toplum aslında uygar dünyada kendisini görünür kılamıyor demektir.

ASIL SORU

Bugün 8 Mart’ta kendimize şu soruyu sormadan hiçbir kutlama anlamlı değildir:

Kadınlar gerçekten eşit mi, yoksa yalnızca eşit olduklarını söylemeyi mi öğrendik?

* Eğer bir kadın gece yürürken korkuyorsa,

* Eğer emeği hâlâ daha az değer görüyorsa,

* Eğer sözü hâlâ daha az dinleniyorsa,

* Eğer hayatı hâlâ daha kolay tehdit altındaysa,

… o zaman 8 Mart gerçek bir kutlama değil, utançtan yerin dibine girdiğimiz günün ızdırabıdır.