Niccolò Machiavelli, 16. yüzyılda yaşamış bir Floransalı danışmandı. Dönemin siyasi çalkantıları arasında saraydan saraya koşmuş, biraz sürgün yemiş, biraz işten el çektirilmiş ama sonunda öyle bir kitap yazmıştı ki, yüzyıllardır bütün kurnaz siyasetçilerin başucu kitabı oldu: Il Principe ya da dilimizde biline adıyla Prens.

Ama başlığına aldanıp da sakın yanlış anlamayın; bu bir peri masalı değil; ne “bir varmış bir yokmuş”la başlıyordu, ne de “adil olan kazandı”yla bitiyor. Tersine şöyle bir alt metin taşıyor bu Prens kitabı:

“Kazanan, daima daha iyi yalan söyleyendir.”

Çünkü Machiavelli’ye göre siyaset, erdemle değil; etkiyle ilgilidir. Halk sizi iyi bir lider sansın yeter; gerçekten iyi olmanıza hiç gerek yok. Önemli olan, doğru anlarda dua ediyormuş gibi görünmek; yeri geldiğinde aslan, yeri geldiğinde tilki olmaktır.

Kuşkusuz insanlık tarihi boyunca bugünün siyasetçilerine bu kadar uyan bir kılavuz daha yazılmamıştır. Sahte tevazu, kameralar karşısında duyulan timsah gözyaşları, mütebessim yüzle “halka hizmet yolunda gece gündüz çalışıyoruz” söylemleri… Hepsi Machiavelli’nin döneminden bugüne kalan uygulamalı siyaset örnekleri ya da kurnazlık dersleri...

Oysa biz dünya genelinde virüs gibi yayılan düzensizlikler düzeninde; yine de liderlerden “erdem” bekliyoruz çocukça bir saflıkla.... Bugün Machiavelli aramızda olsa, şöyle seslenirdi bizlere:

“Tatlım, erdem değil, virtù... Cesaret, karizma, biraz da göz boyama. Gerisi teferruat.”

Machiavelli, tarihin kontrol edilemeyen tarafını Fortuna olarak adlandırır; şans, kader, piyasa, anketler, medyanın rüzgârı… Neyse artık o gün ne esiyorsa, kısmette ne varsa... Ama sonra der ki:

“Fortuna, bir kadına benzer; üzerine gidilmezse dizginlenemez.”

Elbette bugünün eşitlikçi değerleriyle "kadın benzetmesi" pek bağdaşmaz ve bağışlanmaz ama Machiavelli’nin dilinde “kadın” bile kontrol edilmesi gereken bir değişken gibidir; tıpkı halk gibi, tıpkı ekonomi gibi...

Ne var ki bugünün prensleri, Fortunaya karşı sigortalarını çoktan yaptırmış durumdalar; şöyle ki günümüzde onların algı yönetimi uzmanları, sosyal medya timleri, manipülatif kamuoyu yoklamaları, kriz iletişimi ajansları ve olmazsa olmaz trolleri var. Hepsi hazırda bekliyor; prensler/liderler düşmesinler diye dört yandan onları destekliyorlar.

Ama unutuyorlar ki bazen Fortuna bile kahkaha atar; hele ki halkın sabrı taştığında...

Machiavelli der ki: “Aslan düşmanı korkutur, tilki ise tuzakları fark eder. İyi bir prens, ikisi de olmalıdır.”

Bu öneriyi oldukça ciddiye alan bazı siyasetçilerimiz var ki onlar gündüzleri aslan postuyla konuşup geceleri tilki gibi köşelere siniyor. Soru soran gazetecileri susturmakta aslan kesiliyorlar; ama bir kriz anında ortadan kaybolmakta tilkiden bile hızlılar.

Dahası, “adalet” kelimesi dudaklarında sakız, “halk iradesi” ceplerinde kullanıldıktan sonra buruşturulup atılacak bir kağıt mendil... Ne diyordu Machiavelli?

“Görünüş önemlidir; halk gerçeği değil, gösterilen yüzü bilir.”

İşte t ya da "wedam da burada liderin destekçileri ve onların kurnazca taktikleri sahneye çıkar; çünkü bugünün siyasetinde erdemin yerini PR ajansları aldığından... Sloganlar, afişler, açılış törenleri, araya sıkıştırılmış bir dua, bir yetim başı okşama sahnesi… Ki bu eylem ve söylemlerin her biri "virtü" her biri göz boyama, her biri medyada sergilenecek ya da sahneye konacak oyunlar... Ama sahne arkasında hangi "erdem" ya da "erdemsizlik" oynanıyor, bilen yok.

Machiavelli bugün yaşasaydı, hiç kuşkusuz bir televizyon yorumcusu ya da strateji danışmanı olurdu. Elinde tablet, ekranda grafiklerle şöyle derdi:

“Eğer oy kaybediyorsan, algıyı değiştir. Gerçeği değil.”

Daha anlaşılır bir dille gözlerinin içine baka, baka halka yalanlar söyle...

Bugün dünyamız Epstein afetiyle, uluslararası felaketiyle belki de 10 şiddetinde bir deprem yaşarken; bizler safdil seçmenler olarak, usanmadan ilkçağlardan Platon’dan kalma sorularla uğraşıyoruz:

“İyi yönetici kimdir?”, “Ahlâklı siyaset mümkün mü?”, “Erdemli devlet olur mu?”

Belki yazımızda çokça genelleme yapılmış, tüm siyasetçiler aynı kefeye konmuş gibi duruyor. Evet doğrudur; çünkü Esptein dosyaları açıklandıkça uluslararası kamusal alana, dünya genelinde insanlığın yazgısıyla, kaderiyle oynayan pek çok siyasetçinin "karanlık yüzleri" gün yüzüne çıkıp, maskeleri düştükçe ve "erdem" gibi bir değer bir bakıma tedavülden kalktıkça ne yazık ki o adamlara hiç güven duyulmuyor ve bundan böyle saygı da duyulmayacağı ortada... Son 50 yılda dünya düzeni için "risk toplumu" daha sonra "korku toplumu" olasılıkları üzerine tartışmalar yapılırken, "uluslararası cehennem toplumu" oluşturulmuş da ayırdına varamamışız.