Bir zamanlar dilimize pelesenk ettiğimiz; "Ah, bir çocuk olsaydım / Parklarda oynasaydım" şarkısının artık çok uzağındayız. Hem parklar değişti hem de çocuklar. Parklar bile risk alanları oldu. Şehirleşme, bireyselleşme, dengesiz modernleşme, küreselleşme, dijitalleşme ve benzer gelişmeler önüne ne varsa katıp götürdü/ götürüyor. Bu değişim en çok çocukları vurdu. Bakmayın ellerindeki tabletlerle mutlu göründüklerine. Çoğunun iç dünyasında farklı bir dünya ikamet ediyor. Onlara sözde bir konformist alanlar yaratmışız. Her şeyin önlerine geldiği ve şanslı bir nesil olduğunu düşündüğümüz çocukların iç dünyalarını ne kadar biliyoruz?

İhtiyaçları karşılanan ve akademik eğitim düzeyini yükseltmeye çalıştığımız çocuklar ne kadar mutlu? Bir portakal soyma deneyimi bile yaşatmadığımız çocukları hayata hazırlama sürecinde fast food bir hayat sunuyoruz.( Bir araştırmada 9.sınıfa giden öğrencilerin % 39’u portakal soymayı bilmiyor) Servisle okula gitme, özel öğretmenler, eğitim koçları, sunulan özel yemekler ve eline verdiğimiz son model dijital ekranlarla onları kendi dünyasına hapsediyoruz. Sosyalleşmeyi sosyal medyayla, enerji tüketimlerini dijital oyunlarla, tartışmayı emojilerle, öğrenmeyi video içerikleri sunarak onları hayata hazırlıyoruz.

Kırılgan, "hayır" kelimesine yabancı, sosyal ilişkilerde zayıf, kaygılı ve sabırsız bir jenerasyonla baş başayız. "Serbest çocukluk" denen ve çocuklara dayanıklılık, bağımsızlık ve yeteneklilik kazandıran doğal ortamlar artık yok. Akşamları eve biraz geç gelen, arkadaşlarıyla sorunlarını kendisi çözen, sorumluluk alan, küsmeyi, barışmayı ve farklı sosyal katmanlardaki çocuklarla iletişimi olan bir çocukluk dönemini özellikle kent merkezlerinde bulmak çok zor. Onları hayatı çizgi filmler, oyunlar, diziler, kuşatılmış ve sınırları daraltılmış bir çekirdek aileden ibarettir. Akraba ilişkileri zayıf, komşularıyla iletişimi olmayan, yazın akrabalarını yanına gitmeyen, doğayı belgesellerden ibaret olduğunu düşünen, hassas ve olabildiğince kırılgan çocuklar çağındayız. En küçük psikolojik dalgalanmada profesyonel yardım aldığımız çocuklar kendi sorunlarını çözmekten çok uzaklar. Özellikle 2000 yılından sonra doğan çocuklar" gerçek dünyada aşırı koruma, sanal dünyada ise yetersiz koruma " altında bir hayat idame ediyorlar.

Her çağın kendine özgü dinamikleri olduğunu biliyorum. Fakat içinde bulunduğumuz çağ doğal yaşamı tehdit eden, özellikle çocukları olumsuz etkileyen ağlarla doludur. Bu da çocuğu içinden çıkılmaz bir sürece doğru sürüklüyor.

Aile, okul ve sanal dünya arasında karmaşık bir ilişki yaşayan çocuklar; beklentilerini önceliklendirmede sorun yaşıyorlar. Hayatları kısıtlanan çocuklar enerjilerini bir türlü tüketemiyorlar. Kaygı düzeyleri yüksek ve sabır kelimesiyle pek yüzleşmek istemiyorlar. Onlara sunduğumuz hayatı kolaylaştırıcı imkânlar da soruna deva olmuyor. Ayrıca onlara yüklediğimiz başarılı olma sorumluluğu bazen farklı yansımalarla karşımıza çıkıyor. Son yıllarda sorunlar o kadar çok arttı ki çözme yeteneği ve imkânlar sınırlı kalıyor.

Çocukların sosyal, psikolojik gelişimi ve çevre ile uyumu konusunda çalışan uzmanlar geçmişe kıyasla çocuklarda özellikle 5 alanda büyük gerileme olduğunu tespit etmişlerdir. Bunlar:

Biyolojik Etki: Doğada zaman geçirmeyen çocuklarda "miyop" (uzağı görememe) vakalarında dünya genelinde ciddi bir artış var. Güneş ışığındaki dopaminin göz gelişimindeki kritik rolü, ekran başında geçen sürede telafi edilemiyor.

Psikolojik Boyut: "Yeşil zaman" (Green-time) yerine "Ekran zamanı" (Screen-time) tercih eden çocuklarda stres seviyelerinin daha yüksek olduğunu ve duygusal düzenleme (regülasyon) becerilerinin daha zayıf geliştiği tespit edilmiş.

Bağımsızlık Kaybı: Çocukların 90'larda deneyimlediği "yabancı bir sokakta yolunu bulma" eylemi, araştırmalarda "Executive Function"(Yürütücü İşlevler) gelişimi olarak adlandırılıyor. Modern araştırmalar, bu deneyimden mahrum kalan çocukların yetişkinlikte karar verme ve risk yönetimi becerilerinde zorlandığını gösteriyor.

Mekânsal zekâ: Sokakta bisiklet süren veya misket oynayan bir çocuğun geliştirdiği üç boyutlu derinlik algısı" ve "mekânsal haritalama" yeteneğinin, iki boyutlu ekran kullanımıyla aynı düzeyde gelişmediği ortaya konmuştur.

Grup Dinamiği: Eskiden mahalle maçında kavga edip barışmayı öğrenen çocuk (çatışma çözme), bugün dijital oyunda sorun yaşadığında "engelle" veya "oyundan çık" butonunu kullanarak sosyal çatışmadan kaçmayı tercih ediyor.