Hayatımıza dijital teknolojinin girmesi birçok şeyi kökten değiştirdi. Alışkanlıklarımız, çözüm arayışlarımız, hayata bakışımız dijital dünyanın sınırları arasında kayboldu. Sorunların çözümünü artık dijital dünyanın dehlizlerinde arıyoruz. Düşünmenin, sorgulamanın, analiz etmenin ve muhakeme gücünün elimizden alındığı meçhul bir dünyadayız. Tüm sorunlarımızı teknolojik çözümlere havale ettik. Düşünmeyi bıraktık, bize sunulan algoritmik sistemlerin pasif birer neferi olduk. Her durumda hemen yapay zekâ uygulamalarına sığınıyoruz. Böylece yaşam becerilerini, kişisel farklılığı ve ilişki ağlarımızı tekdüze hale getirdik. Aynılaştık. Bir süre sonra belki de hiçbir şey düşünemeyeceğiz. Bizim yerimize düşünen programların birer kullanıcısı olacağız.
Hayatın anlamı, beklentilerimiz, düşünme yeteneğimiz bir avuç insan tarafından rehin alınmış durumda. Her sorunun çözümünü ya da çözümsüzlüğünü bize dayatılan dijital evrenin dünyasında çözmeye çalışıyoruz. Teknolojik üstünlük kavramının neresinde yer aldığımızı ha bire sorguluyoruz. İnsan olmanın neresindeyiz sorusunun karşılığı yok. Mahremiyet, ahlak, etik değerler, toplumsal normlar adeta can çekişiyor.
Tüm bu yaşananlara ilk başkaldırı Kuzey Avrupa’nın teknolojik ülkesi İsveç’ten geldi. Teknoloji açısından zirve ülkelerinden biri olan İsveç, tabletin okullarda öğrenci başarısını ve ruh halini etkilemesi sonucu; kitap, kalem ve kâğıtlı" analog sisteme" geçti. Peki, İsveç’i buraya getiren başat sebep neydi? Uluslarası okuryazarlık çalışması PİRLS ve PİSA başarı oranının özellikle okuma ve matematik alanında son 15 yılda düşüşe yol açması ülkenin böyle bir karar almasını sağladı. Eğitim Bakanlığı’nın talebi üzerine ülkenin en prestijli bilim kurumu Korolinska Enstitüsü yaptığı çalışmada dijital araçların öğrenmeyi geliştirmek yerine bozduğuna dair "açık somut kanıtlar" olduğu sonucuna vardı. İsveç bu konuda " dijital detoks" ve pedagojik öze dönüşün öncülüğünü yapıyor. UNESCO' nun Küresel Eğitim İzleme Raporu' nda, teknolojinin yüz yüze eğitimin yerini almayacağını sadece öğrenmeyi kanıtlanabilir şekilde desteklediği durumlarda kullanılması gerektiği konusunda tüm dünyayı uyarmıştı. Bunu dikkate alan İsveç 2025-2026 eğitim yılında itibaren öğrencilerin her ders için fiziksel bir kitaba sahip olması gerektiği, tabletlerin yardımcı birer eğitim materyali olması konusunda karar aldı ve bu amaçla eğitim bütçesine 1,1 milyar İsveç kronu ayırdı.
Özellikle 6 yaşına kadar dijital eğitimin kaldırılması," ekran süresi değil kitap süresinin arttırılması" gerektiği konusunda önlem almaya çalışılan ülkede bu yeni bakış açısının sonuçlarını hep birlikte göreceğiz. İsveç örneği tüm dünyada geleneksel ders kitabına dönüşten çok hibrit eğitim anlayışının hakim olacağı bir sürecin başlangıcı olacağı düşünülüyor.
Eğitim, bir toplumun geleceğe dair perspektifini ortaya koyan en önemli bir alandır. Öğrencinin küresel dünyanın ürettiği dijital uygulamaların birer pasif kullanıcı olması ileride telafisi zor sonuçlar doğurması muhtemeldir. Konuyla ilgili Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversite’sinin yaptığı bilimsel çalışmada el yazısının klavyeye göre daha avantajlı sonuçlar alındığı tespit edilmiştir. Çalışmada el yazısı sırasında beyin bölgeleri arasında çok daha karmaşık ve yaygın bağlantılar oluştu. Özellikle hareket, görme, duygusal işlemleme ve hafıza ile ilişkili bölgeler( motor korteks, parietal lob) senkronize çalıştı. Öğrenme ve hafıza konsolidasyonu için kritik olan teta ve alfa dalga aktiviteleri el yazısında çok daha yüksekti. Klavye kullanımında ise belirtilen bölgeler minimal aktivitede, süreç daha pasif ve mekanik kaldı. Bu da bize şunu gösteriyor ki klavye ile yazmak süreci kısaltıyor ve düzeltmeler daha hızlı fakat el yazısı ile yazmak öğrenme, hafıza ve yaratıcı düşünce bağlamında daha etkindir.
Her şeyin teknolojinin paralelinde geliştiği bir ortamda toplumların asırlardır biriktirdiği kültürün yozlaşmasına sebep vermesi kaçınılmazdır. Bu nedenle her şeyi teknoloji endeksli yürütmek günün birinde birçok şeyi anlamsızlaştırabilir. Tüm bu çalışmaların bize işaret ettiği rota ise geleneksel eğitim ile teknolojinin kolaylaştırıcı nimetlerinden yararlanma dengesinin iyi sağlanmasını zorunlu kılıyor. İsveç’in eğitim sisteminde dijitalleşmeyi sorgulaması umarım dünya için “domino etkisi” yapar. Yoksa düşünemeyen, sorgulamayan, umutsuz ve çaresiz bir neslin hazin yazgısına tanık olacağız. Gidişat geri dönülmez bir sürece everilebilir. Bu konuda ülkemizde eğitimcilerin, akademisyenlerin ve eğitim politikalarına yön veren kurum ve kuruluşların sağlıklı stratejiler geliştirmeleri yerinde olacaktır diye düşünüyorum.