Bir ömür boyu dinç ve sağ­lık­lı ka­la­bil­mek, ancak hu­zur­lu bir hayat sür­mek­le müm­kün­dür.
Bir çocuk dün­ya­ya gel­di­ğin­de uzun ömür di­le­me za­ma­nı geçti. Artık mo­dern tıp bi­li­min ve tek­no­lo­ji­nin ge­liş­me­siy­le insan ömrü uzadı. Yani be­be­ğe dinç ve sağ­lık­lı bü­yü­me­si, ye­tiş­kin ol­ma­sı ve yaş­lan­ma­sı di­len­me­li­dir.
Yet­miş, sek­sen yaş üstü ya­şa­yan emek­li­le­rin en büyük kor­ku­su el ayağa düş­mek, ba­kı­ma muh­taç ol­mak­tır.
Sos­yal dev­let yaşlı has­ta­la­ra, ba­kı­ma muh­taç olan­la­ra sahip çı­kı­yor. Böy­le­ce çocuk ve to­run­lar kendi yaşam mü­ca­de­le­si­ne devam ede­bi­li­yor.
Bakım, huzur ev­le­ri Al­man­ya’da çok pa­ha­lı ol­du­ğu için, evde ba­kı­ma sağ­lık si­gor­ta ku­rum­la­rı des­tek olu­yor. Fakat aile fert­le­ri daha fazla so­rum­lu­luk üst­len­mek zo­run­da ka­lı­yor.
Tür­ki­ye’de huzur ev­le­ri hasta, yaşlı ba­kı­mı hak­kın­da bilgi edi­nip, kar­şı­laş­tır­mak­ta fayda var­dır. Al­man­ya’da ya­şa­yan Türk­ler alt­mış beş yıl­dır köprü gö­re­vi ya­pı­yor, iki ülke bir­bi­rin­den as­lın­da çok şey öğ­ren­di.
Alman emek­li­ler ucuz ol­du­ğu için Po­lon­ya’da hu­zu­rev­le­ri­ne gi­di­yor­lar, orada Al­man­ca bilen ba­kı­cı­lar ça­lı­şı­yor. Didim gibi ha­va­sı temiz tu­ris­tik kent­le­re huzur ev­le­ri açı­la­bi­lir.
Emek­li, yaşlı sa­yı­sı art­tık­ça emek­li maaşı ödeme zor olu­yor, bu ne­den­le emek­li yaş sı­nı­rı yük­se­li­yor. Bu kural birey ve ça­lış­tı­ğı mes­lek du­ru­mu­na göre esnek ol­ma­lı­dır. Her­kes alt­mış yedi ya­şı­na kadar ça­lı­şa­maz.
Dinç ve sağ­lık­lı ya­şa­yan in­san­la­rın yüz yaşa eren­le­rin en fazla sa­yı­da ol­du­ğu yedi ül­ke­de küçük me­kan­lar var.
Pa­kis­tan/Hunza, Ek­va­tor/Vil­ca­ba­ma, İtalya Sar­di­ni­en, Ni­co­ya Ya­rı­ma­da­sı/ Costa Rica, Yu­na­nis­tan/ İkeria, Ame­ri­ka /Loma Linda ve adına Yüz yaş adası de­ni­len Oki­na­wa adası Ja­pon­ya’da.
Hep­si­nin ortak özel­li­ğe met­ro­pol, büyük şehir ol­ma­ma­sı, yani tra­fik hava ve ses kir­li­li­ği yok, yeşil ortam, yayla tar­zın­da me­kân­lar.
Eg­zer­siz yapıp, bah­çe­de ça­lı­şı­yor, sebze ve mey­ve­le­ri­ni ken­di­le­ri üre­ti­yor.
Bit­ki­sel gıda alı­yor, haf­ta­da iki defa balık ve et yi­yor­lar.
Ye­mek­ten doy­ma­dan kal­kı­yor, fazla ka­lo­ri al­ma­dık­la­rı gibi, fazla kilo da al­mı­yor­lar. Böy­le­ce vü­cu­da ye­ni­len­me­si için zaman ve imkân ve­ril­miş olur.
Sos­yal yaşam, aile bağ­la­rı kuv­vet­li, kom­şu­luk iliş­ki­le­ri yar­dım ve da­ya­nış­ma içe­ri­yor. İş yer­le­rin­de an­laş­ma var, re­ka­bet yok.
Böyle bir ya­şam­da, me­kân­da yük­sek tan­si­yon, şeker has­ta­lı­ğı, kan­ser gibi has­ta­lık­la­ra rast­lan­mı­yor.
Si­ga­ra ve al­kol­den uzak du­ru­yor, ça­lış­ma­yı se­vi­yor, gün­lük ga­ze­te oku­yor, beyin ça­lış­tı­ra­cak uğ­ra­şı­la­rı var. Fazla ilaç kul­lan­mı­yor­lar. Kavga, mü­na­ka­şa­ya ka­rış­mı­yor, ne­şe­li olu­yor­lar. İçtik­le­ri su dağ­dan gelen kay­nak­lar­dan ol­du­ğu için temiz. Top­rak­ta kim­ya­sal madde yok. Dinç ve sağ­lık­lı ya­şa­ma­ya gen­le­rin et­ki­si­ni unut­ma­mak lâzım.
Barış, ses­siz­lik, da­ya­nış­ma, maddi ma­ne­vi sorun ol­ma­yın­ca yüz ya­şı­na kadar dinç ya­şa­mak müm­kün olur el­bet­te.
Bu say­dı­ğım et­ken­ler in­sa­nın hu­zur­lu ya­şa­ma­sı­nı sağ­lar. Çoğu kez öm­rü­nü rahat ge­çi­ren­le­rin uy­ku­da öl­dük­le­ri sap­tan­mış.
Hasta ol­ma­dan sağ­lık kont­ro­lü­nü ihmal et­me­yen dinç ve hu­zur­lu ya­şı­yor. Şi­kâ­yet baş­la­ma­dan dok­to­ra git­mek önem­li. Bu du­rum­da ba­kı­ma muh­taç yaş­lı­la­rın kal­dı­ğı ve ba­kıl­dı­ğı ku­ru­luş­la­ra, yani huzur ev­le­ri­ne gitme zo­run­da kal­mı­yor­lar.
Gönül ra­hat­lı­ğı­na ka­vuş­mak için en­di­şe ve kor­ku­dan kur­tul­mak ge­re­kir. Bunun için şe­hir­de ya­şa­yan­lar da günde hiç de­ğil­se on beş yirmi da­ki­ka ken­di­siy­le ko­nu­şup, iş­le­yen or­gan­la­rı­na te­şek­kür etmek için mut­la­ka gay­ret et­me­li­dir. Me­di­tas­yon ku­ral­la­rı­nı öğ­re­nip uy­gu­la­ma­lı.
Emek­li­ler dev­le­te yük olu­yor an­la­mın­da ko­nu­şan po­li­ti­ka­cı­lar yaş­lı­la­rı üzü­yor. Fe­de­ral Al­man­ya Baş­ba­ka­nı Fri­ed­rich Merz (CDU) huzur ancak me­zar­lık­ta bu­lu­nur, dedi. Hangi an­lam­da de­di­ği­ni, ko­nuş­ma­sı­nın ta­ma­mı­nı henüz oku­ma­dım.
Huzur almak için Ka­la­mış’a gi­de­mi­yor her­kes. Ben huzur almak için Didim’e gi­di­yo­rum. Kar­puz­cu­la­rın ba­ğır­ma­dı­ğı, hâlâ sakin si­te­le­ri var.
Te­laş­lı hayat ol­ma­yın­ca hu­zur­lu olu­nur, hu­zur­lu olan in­sa­nın ruh­sal sağ­lı­ğı da ye­rin­de olur.
O halde huzur keder, acı, nef­ret, kin, yal­nız ya­şa­mı, telâş ve hızlı ya­şa­mı sev­mi­yor.
Kısa sü­re­li olan mut­lu­luk duy­gu­su, hu­zur­lu olan in­san­la­rın ha­ya­tı­na daha sık uğrar.

“En büyük, önem­li te­da­vi, iyi­leş­me
ancak ruhun hu­zur­lu ol­ma­sıy­la
müm­kün­dür.” Se­ne­ca

Hu­zur­la kalın!


Kay­nak:
Dr. And­rea Flem­mer, Fit und ge­sund ein Leben lang,
Dergi Natur und Me­di­zin e.V 01/2026. Sayfa 4 - 10