Farklı olmak zayıflık veya yetmezlik değildir. Farklı olan bütünleyen ve tamamlayan ve renk katandır. Farklılıkları, çoğaltan, güçlendiren ve seçenek sunan olarak algılamak gerekir. Bu önemli nedenler dikkate alındığında; farklılıkların birlikteliğinin anlam ve önemi kavranmış olur. Farklıklar soruların sorulmasına ve yanıtların bulunmasına neden olduğu için, sorun azaltan bir etkiye sahiptir. Farkındalık, en etkili yaşam kolaylaştırıcısıdır.

ÖĞRENMEK:

Öğrenmek, yaşamı daha az sorunla sürdürmek için bir olmazsa olmazdır. Yani öğrenmek yaşamsal bir zorunluluktur. Bu yaşamsal zorunluluk, çocuklarda olduğu gibi, insanların yaşama tutunmalarını sağlayacak olan şeydir. Çocukların sorularına aldıkları bilgiler, yaşamın temel bilgileri olacaktır. Bunun için çocukların sorularına verilecek yanıtların gerçekçi, yeterli ve tutarlı olması gerekir. Yanlış bilgiler, bireylere yaşam boyu yapışıp kalır. Bireyin yanlışları aşması ancak kendisini aşmasıyla olanaklıdır. Yanlış bilgi hamallığı yapanların doğru bir yaşam kurgulaması ve sürdürmesi olanaksızdır. Her temel yanlış, geleceğin yanlışlarının başlangıcı olur!

MUHALİF OLMAK:

Muhalif olmak nitelikli ve insani değerlere sahip olmaktır. Konumu ve koşulları iktidarın dümen suyuna girmesine olanaklar sunmasına karşın, kişilikli bir duruşla muhalif olmayı tercih eder. Muhalif olan, genellikle var olanlara karşın olması gerekenleri savunan kişi veya kişilerdir. Bunun için çok büyük kayıpları göze alabilirler. Bu olumlu ve tutarlı davranışlarını kitlelere iletebildikleri ölçüde taban oluşturabilir ve saygınlık kazanırlar. Değişim, dönüşüm ve gelişmelerin temelinde muhalif düşünceler yer alır.

DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ.

Düşünce özgürlüğü, özgür bireylerin yaşama ilişkin istem ve beklentilerini ifade edebilmeleridir. Bu olgu aynı zamanda ideolojinin yansıması olarak değerlendirilebilir. İfade özgürlüğünün önünde birtakım engeller olabilir. Genellikle bu engeller, toplumda güçlü olan kesimlerin yarattığı olumsuz iklimdir, demokratik olmayan yaklaşımlardır. Değişik çıkar grupları bu ortamları yaratırlar. Aynı dinin farklı mezhepleri; toplumda farklılaşan kesimlerin yeniden paylaşım talebidir.

İnanç özgürlüğü aynı kapsamda değerlendirilebilir gibi gözükmesine karşın, demokrasinin tam olarak içselleştirilemediği ortamlarda inançlar baskın bir odak olarak ortaya çıkar. Bu gibi durumlarda düşünme özgürlüğünden değil, düşünmeme temelinde gelişen ön kabuller ortaya çıkar. Bir ara bu durum “mahalle baskısı” olarak adlandırıldı. Mahalle baskısında özgün bir düşüncenin varlığından söz edilemez. Sadece yönlendirilmiş çıkar grupları söz konusudur.

İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ.

İnanç özgürlüğü, kendi inancının sınırsız özgürlüğü anlamına gelmez. İnanç özgürlüğü kişinin kendisine hak gördüğü ve inandığı gibi yaşama hakkını, başkalarına da tanımaktır. Bu yaklaşım hem kendi inancının farklı uygulamaları hem de öteki inançlar için geçerli olmalıdır. Böyle bir yaklaşım ancak hoşgörünün egemen olduğu demokratik ve laik bir ortamda söz konusu olabilir.

Dondurulmuş bir inanç, esnekliği sıfır olan bir inançtır ki; kendisinden başkasına şans tanımaz. Bu tür yaklaşımlar tek tür aynılığı(tutarsızlıkları) anlatır. Oysa yaşam sürekli olarak değişmek ve değişimlere uyum sağlayabilmektir. Yaşam olmaz ise, inanç denen bir şey olmaz. İnanç yaşamları belirleyip yönlendiren değil, yaşayanların hizmetinde olması gerekendir.

AŞIRILIKLAR.

Bilinen bir genel kural var; “her aşırılığın altında bir zıtlık yatar.” Bazı çevreler, cumhuriyet kurulduğu gün ona karşı olma temelinde birleşmişlerdir. Karşı duruşlarını inanç kurumlarının kanatları altında ve alttan alta sürdürmüşlerdir. Cumhuriyet karşıtlığı temelinde Atatürk’ün toplumdaki çağdaş izlerini silmeğe çalışmaktadırlar. Bu karşıtlık özellikle yönetenlerin hoşgörüsü veya tepkisizliği ile birleşince halk, cumhuriyete ve Atatürk’e sahip çıkmaya başlamıştır. Milli bayramlar toplumun varoluş öyküsüdür ve millet olabilmek için kaçınılmaz olandır. Bizimki gibi bir varoluş öyküsü tarihte az rastlanır olanlardandır. Bu nedenle yetkili ve sorumlu olan kesimlerin yapmadıklarını, millet bilincine sahip olan insanlar görev olarak benimsemektedirler.

Ters tepen diğer şey ise; yaşamın her alanı dini kurum ve kurallarla kuşatılırken, inananların sayısının azalıyor olmasıdır. Özellikle imam hatipli çevrelerde deistlerin hızla çoğalması gözlemlenmektedir.

İnanç kişilerin özeline ilişkindir, birtakım yükleri azaltırken, bireylere yeni sorumluluklar yükler. Çözdüğü sorunlar yaşamın geliştirilmesine hizmet edecek sorunlardır. Sorusu olmayanların gerçeği az olur. Din mantık süzgecinden geçmeyen yanıtlarla olası soruların önünü keser. Oysa, yaşama ilişkin her soru değişime ve olumlu gelişmelere kapı aralar.