Doğanın ve Adaletin dengesi; sular neden tersine akar..
Doğal akışın bozulması hayatta her şeyin rotası nehirlerin bile denize kavuşmak için doğal eğimi olduğu gerçeğini kim kese bilir..!
Bir devri kim kesti de sular tersine aktı..!
"Akıntıya Karşı Durulan Yollar"
"Her nehir yatağını bulur, her emek karşılığını arar ve hayat kendi tabiiliği içinde akar. Peki ya sonra? Bir gün bir bakarsınız, asırlardır düz giden yollar tıkanmış, sular yokuş yukarı akmaya zorlanmış...
"Yolları Kesenler"
Eski kuşakların alın teriyle, dürüstlükle ve sabırla kurduğu değerlerin (kadim kültürün, komşuluğun, sosyal bağların) modern çağın hırsı hangi yozlaşmasıyla nasıl baltalandı
Hakkın ve hukukun düz bir çizgide gitmesi gerekirken, araya giren "barajlar" ve "engeller" yüzünden haklının değil, güçlü olanın suyun yönünün değiştirildiği bu sürece nasıl gelindi..!
Geçmişin zorluklarına göğüs germiş, olan kuşaklar "yol açmış" insanların, bugün o yolların bencilce kapatıldığını görmesinden doğan o burukluk devam ediyor; kimsenin aldırış ettiği yok..
Su Elbet Yatağını Bulur doğanın değişmez yasasını kim engelleye bilir..
Yapay setler ne kadar güçlü olursa olsun, suyun eninde sonunda kendi yatağını yaracağına ve adaletin, doğallığı galip gelecektir
"Yolları kesenler anlık zaferler yaşayabilir ancak nehirlerin hafızası vardır. Su, tersine akıtıldığı her anın hıncıyla, elbet bir gün kendi hakiki yatağına geri dönecektir."
"Bir yerde sular tersine akıyorsa, orada doğanın kanunu değil, birilerinin şahsi menfaati hüküm sürüyor demektir."
"Yolu kesenleri görmek için uzağa değil; kuruyan nehirlere, hakkı teslim edilmeyen emeklere ve yönü değiştirilen değerlerimize bakmak yeterli."
Toplumsal ahlaktaki kırılmayı ve yozlaşmayı kim başlattı Toplumsal ahlak, bir toplumun can suyudur; nehir yatağı gibi asırlar boyu adalet, dürüstlük, liyakat ve saygıyla şekillenir. Eğer bugün değerler tersine dönmüşse, birileri o nehrin önüne set çekmiş demektir.
Her nehir kendi yatağında akar; doğanın kanunu budur. Suyun yönü bellidir, menzili bellidir. Tıpkı bir toplumu ayakta tutan o görünmez bağlar, yani "toplumsal ahlak" gibi... Ahlak da bir nehir gibidir; asırlar boyunca dürüstlükle, komşulukla, alın teriyle ve birbirine duyulan güvenle kendi yatağını kazar. İnsanlar bilir ki doğru olan kazanır, dürüst olan el üstünde tutulur, emek veren karşılığını alır. Yol düzdür, akış tabiidir.
Peki, ne oldu da bugün adımları geriye atıyoruz? Bu yolları kim kesti de sular tersine akmaya başladı?
Bugün dönüp baktığımızda, hayatın olağan akışına yapay ve hoyrat setler çekildiğini görüyoruz. Eskiden ayıplanan ne varsa bugün marifet sayılıyor; dürüstlük "safdillik", hakkına razı olmak "beceriksizlik", liyakat ise bir lüks gibi algılanıyor. Sular yokuş yukarı akıtılmaya çalışılıyor; çünkü bir yerde sular tersine akıyorsa, orada doğanın kanunu değil, birilerinin şahsi menfaati ve hırsı baraj kurmuş demektir.
Yolu kesenler kimler mi?
Çıkarcılığı zekâ zannedenler, başkasının hakkına basarak yükselmeyi başarı sayanlar ve o kadim ahlak köprülerini birer birer yıkanlar... Onlar yolları kestikçe; köşe dönmecilik, sevgisizlik ve güvensizlik bir sel gibi üzerimize geliyor. Toplumun vicdan yatağı kuruyor, geriye sadece kurak bir bencillik kalıyor.
Ancak unutulan bir şey var: Nehirlerin bir hafızası vardır. Yapay setler, haksız barajlar suyu bir süre tutabilir, yönünü zorla değiştirebilir. Ama su, doğası gereği er ya da geç kendi hakiki yatağına dönmenin yolunu bulur. Toplumsal ahlakın o duru suyu da, ne kadar kirletilmeye ya da tersine akıtılmaya çalışılırsa çalışılsın, bu toprakların vicdanında yerini yeniden bulacaktır.
Yeter ki biz, yolu kesenlere karşı dik duralım o bereketi savunanların yanında olalım