​"Bizim köyde toprağın sertliği taşa, insanın sertliği ise rüzgâra benzerdi; sertti ama mertti İnsanlar..

İşte o çetin coğrafyada babam, kırık dökük hayatları, incinmiş bilekleri ve sızlayan gönülleri bir araya getiren bir sığınaktı.

Yörenin 'kırık çıkıkçısı' derlerdi ona ama o, ünvansız, diplomasız bir hekim gibiydi.

​Kapımız hiç kilitlenmezdi.

Gece yarısı kapının tokmağı canhıraş bir feryatla vurulduğunda, babam gözlerinden uykuyu bir pelerin gibi sıyırır, o nasırlı ama bir o kadar da şefkatli elleriyle doğrulurdu. Ne bir kuruş para talep etti ömrü boyunca, ne de bir minnet beklentisi içine girdi. Onun lügatinde şifanın bedeli para ile ölçülemezdi. 'Oğul,' derdi bana, "Yaradan bize bu eli darda kalanlar için uzattı" cebimizi doldurmak için vermedi..

Günümüz Özel Muayenehane Düzeni: Zaman artık en pahalı meta. Fahiş muayene ücretlerinin ödendiği o kapılarda bile hastaya ayrılan süre, bir sonraki "randevunun" saatine göre milimetrik hesaplanıyor.

İnsan ilişkisinin yerini, soğuk protokoller ve her adıma ayrı fatura kesilen bir tarife düzeni aldı.
"Toplumsal Önderlik"ten "Seçkinci (Elitist) Hizmete"
Eski Toprak Hekimlik; Babam gibi hekimler yörenin aydını, koruyucusu ve vicdanıydı. Toplumu eğiten, halkla iç içe yaşayan, her statüden insanın eşitçe erişebildiği birer adalet timsaliydiler.

Bugün gelinen noktada merhamet ve vicdanın yerini özel muayenelerde o fahiş fiyatlar, sağlık hizmetini sınıfsal bir lükse dönüştürdü. Sadece parası yetenin en iyi hekime ulaşabildiği, dar gelirlinin ise sistemin çarkları arasında sıkıştığı, adalet duygusunu zedeleyen elitist bir yapı ortaya çıktı.

Kapitalist sistemin ortaya çıkardığı su üstünde yüzen sağlıkta zengin fakir farklılığı ve paranın gücüyle ayakta duran.

Doktorun

Hipokrat andı..!!