Sabah alarm çaldığında ilk yaptığınız şey nedir?
Telefonunuza uzanıp sosyal medyaya mı göz atıyorsunuz, yoksa birkaç dakika daha uyumaya mı çalışıyorsunuz? Kahvenizi hep aynı kupada mı içersiniz? Eve geldiğinizde ayakkabılarınızı aynı yere bırakır, akşam yemeğini aşağı yukarı aynı saatlerde mi yersiniz?
Aslında farkında olsak da olmasak da hepimizin kendine özgü rutinleri var. Kimileri bilinçli olarak oluşturulmuş, kimileri ise yıllar içinde hayatımıza sessizce yerleşmiş alışkanlıklar. Çoğu zaman bunları önemsemiyoruz. Çünkü rutinler bize sıradan geliyor. Oysa bir klinik psikolog olarak söyleyebilirim ki, ruh sağlığımızı ayakta tutan en güçlü desteklerden biri tam da bu "sıradan" görünen davranışlardır.
Günümüzde belirsizlik neredeyse hayatın değişmez bir parçası oldu. Ekonomik kaygılar, yoğun iş temposu, sürekli yetişmeye çalıştığımız sorumluluklar ve dijital dünyanın hiç bitmeyen akışı… Zihnimiz gün boyunca sayısız uyarana maruz kalıyor. Böyle bir ortamda beynimizin en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri ise öngörülebilirliktir.
İnsan beyni sürprizleri her zaman sevmez. Ne olacağını bilmek, bir sonraki adımı tahmin edebilmek güven duygusunu besler. İşte düzenli rutinler tam da bu nedenle önemlidir. Günün belli saatlerinde uyanmak, yemek yemek, çalışmak, dinlenmek ya da uyumak yalnızca zamanı planlamak değildir; aynı zamanda zihne "Her şey kontrol altında." mesajını vermektir.
Danışanlarımla yaptığım görüşmelerde sıkça şu cümleyi duyuyorum: "Kendimi çok dağılmış hissediyorum." Bu dağılmışlık yalnızca duygusal değildir. Çoğu zaman günlük yaşamın ritmini kaybetmiş olmak da bu hissi güçlendirir. Uyku saatleri sürekli değiştiğinde, öğünler düzensizleştiğinde ya da günün hiçbir bölümünde kendimize ait küçük molalar olmadığında zihnimiz de yorulmaya başlar.
Bazen insanlar ruh sağlıklarını iyileştirmek için çok büyük değişiklikler yapmaları gerektiğini düşünür. Oysa çoğu zaman başlangıç noktası oldukça küçüktür. Her gün aynı saatte uyanmaya çalışmak… Sabah beş dakikayı yalnızca pencereyi açıp derin bir nefes almaya ayırmak… Akşam yemeğini mümkün olduğunca aynı saatlerde yemek… Gün içinde kısa bir yürüyüş yapmak… Yatmadan önce telefonu bir kenara bırakıp birkaç sayfa kitap okumak…
Bunlar kulağa çok basit geliyor olabilir. Ama psikolojide küçük davranışların zaman içinde büyük etkiler oluşturduğunu biliyoruz.
Elbette rutin demek katı kurallar koymak anlamına gelmiyor. Hayat zaten her zaman planladığımız gibi ilerlemiyor. Bazen işler uzuyor, bazen çocuk hastalanıyor, bazen de sadece dinlenmeye ihtiyacımız oluyor. Sağlıklı rutinler, esnek olabildiğimiz rutinlerdir. Bir gün bozuldu diye "Artık olmadı." demek yerine, ertesi gün kaldığımız yerden devam edebilmek çok daha değerlidir.
Son yıllarda özellikle teknolojinin hayatımızdaki yeri arttıkça rutinlerimiz de sessizce değişmeye başladı. Eskiden güne kahvaltıyla başlayan birçok kişi artık güne telefon ekranıyla başlıyor. Akşam sohbetlerinin yerini ekran karşısında geçirilen saatler alabiliyor. Bunun farkına varmak bile aslında önemli bir adım. Çünkü değiştirebildiğimiz şeyler, önce fark ettiklerimizdir.
Belki de bugün kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: "Bana iyi gelen ama bir süredir ihmal ettiğim küçük alışkanlık neydi?"
Belki sabah yürüyüşü…
Belki arkadaşınıza ettiğiniz kısa bir telefon…
Belki çiçeklerinizi sulamak…
Belki de yalnızca çayınızı sessizce içtiğiniz on dakikalık bir mola…
Haftaya ruh sağlığımızı ilgilendiren başka bir konuda yeniden buluşmak dileğiyle…
Klinik Psikolog
Asuman Köseoğlu