“Hayır” demekte zorlanıyor musunuz?
Birinin sizden bir şey istemesiyle içinizde hemen bir sorumluluk duygusu mu oluşuyor? Kendi planınızdan vazgeçip başkasının ihtiyacını öne alıyor, istemediğiniz halde “tamam” diyor, kırılmasın diye susuyor, sonra da yalnız kaldığınızda kendinize kızıyor musunuz?
Belki de uzun zamandır başkalarının hayatında iyi bir insan olmaya çalışırken, kendi hayatınızda nasıl hissettiğinizi sormayı unuttunuz.
Hepimiz zaman zaman başkalarını mutlu etmek isteriz. Bir yakınımızın yanında olmak, sevdiğimiz bir insanın ihtiyacına cevap vermek, ilişkilerimizi korumak elbette hayatın doğal bir parçasıdır. Ancak başkalarının memnuniyetini kendi huzurumuzun sürekli önüne koyduğumuzda, fark etmeden kendimizden uzaklaşmaya başlarız.
Önce küçük şeylerle başlar. “Sen seç, benim için fark etmez.” “Ben hallederim.” “Yok, sorun değil.” “Nasıl istersen.”
Bu cümleleri o kadar sık söyleriz ki bir süre sonra gerçekten ne istediğimizi sormayı bırakırız.
Asıl mesele çoğu zaman “iyi olmak” değildir. Asıl mesele, iyi olmazsak ne olacağından korkmamızdır. Ya bize kızarsa, ya bizi yanlış anlarsa, ya bizden uzaklaşırsa, ya bencil olduğumuzu düşünürse, ya artık bizi sevmezse?
Bazen “hayır” diyememenin arkasında reddedilme korkusu vardır. Bazen suçluluk duygusu… Bazen de çocukluktan itibaren öğrendiğimiz bir ilişki biçimi: Uyumlu olursam, sorun çıkarmazsam, herkesin ihtiyacını karşılarsam daha çok sevilirim.
Çocukken öğrendiğimiz bazı davranışlar yetişkinlikte de bizimle birlikte gelir. Örneğin ortamda huzursuzluk çıkmasın diye kendi duygularımızı bastırmayı, bir başkasının üzülmemesi için kendi isteğimizden vazgeçmeyi öğrenmiş olabiliriz. Zamanla bu davranışlar o kadar otomatik hale gelir ki artık gerçekten ne istediğimizi fark etmek bile zorlaşabilir.
Fakat yetişkin olduğumuzda bu öğrenilmiş davranış bize pahalıya mal olabilir.
Çünkü sürekli uyum sağlamak, bir süre sonra kendimizden uzaklaşmaya dönüşebilir.
İnsanların beklentilerini karşılamaya çalışırken kendi ihtiyaçlarımızı erteleriz. Dinlenmek isteriz ama “işim var” deriz. Gitmek istemediğimiz bir yere gideriz. Kırıldığımız halde belli etmeyiz. Yorulduğumuz halde yardım etmeye devam ederiz.
Sonra bir gün içimizden şu cümle çıkıverir:
“Ben artık kendimi tanımıyorum.”
Aslında kendimizi kaybettiğimiz yer çoğu zaman büyük kararlar değildir. Her gün verdiğimiz küçük tavizlerdir.
Bir “hayır” demek isterken söylediğimiz “olur”lar… Konuşmak isterken seçtiğimiz sessizlikler… Dinlenmeye ihtiyacımız varken üstlendiğimiz yeni sorumluluklar…
Ve zamanla kendi sesimizin üzerine başkalarının seslerini koyarız.
Burada önemli bir ayrım var: Sınır koymak, bencil olmak değildir.
Burada önemli bir ayrım var: Sınır koymak, bencil olmak değildir. Bencillik yalnızca kendi ihtiyaçlarını önemsemektir; sınır koymak ise kendi ihtiyaçlarının da önemli olduğunu kabul etmektir. “Bugün gelemeyeceğim.” “Bunu yapmak istemiyorum.” “Şu anda buna ayıracak enerjim yok.” “Bu söylediğin beni kırdı.”
Bu cümleler bir başkasını cezalandırmak için değil, kendimizle olan ilişkimizi korumak için söylenebilir.
Elbette sınır koymak her zaman kolay değildir. Özellikle yıllarca herkesi memnun etmeye alışmışsak, ilk “hayır”ımızın ardından suçluluk hissetmemiz oldukça mümkündür. Ancak suçluluk hissetmek, yanlış bir şey yaptığımız anlamına gelmez. Bazen yalnızca alışık olmadığımız bir şeyi yaptığımızı gösterir.
Üstelik herkesin bizi anlaması, onaylaması ya da bizimle aynı fikirde olması mümkün değildir.
Belki de büyümenin en zor taraflarından biri budur: Herkes tarafından sevilmenin mümkün olmadığını kabul etmek.
Çünkü bazen kendimiz olabilmek için birilerinin bizi yanlış anlamasını göze almamız gerekir.
Birileri “Değiştin.” diyebilir.
Evet, belki değişmişsinizdir.
Bu değişim, kötü biri olduğunuz anlamına gelmez.
Kendimizi seçmek, başkalarını önemsememek değildir. Sevdiğimiz insanlara destek olabilir, onların ihtiyaçlarını önemseyebiliriz. Fakat bunu kendimizi sürekli yok sayarak yapmak zorunda değiliz.
Çünkü sağlıklı ilişkiler, bir tarafın sürekli verdiği, diğer tarafın sürekli aldığı ilişkiler değildir. Sağlıklı ilişkilerde iki tarafın da ihtiyaçlarına, duygularına ve sınırlarına yer vardır.
Haftaya ruh sağlığımızı ilgilendiren başka bir konuda yeniden buluşmak dileğiyle…
Klinik Psikolog
Asuman Köseoğlu