Mevsimlerin de, ayların da ; kendine özgü bir ruhu, bir muhtevası ve bir anlamı vardır. İnsan, yüzyıllardır yaşadığı zamanı sadece takvim yapraklarına teslim etmemiş; ona duygularını, umutlarını, korkularını ve hatıralarını da yüklemiştir. Bir taraftan kum saati zamanı ölçerken diğer taraftan insanlar; ayların ,mevimlerin doğal dünyasına duygu ve düşüncelerini de teslim etmişlerdir. Sonbaharın o karmaşık dünyasındana ilk içeri giren eylül, bünyesinde çok şey barındırır. Eylül, bazen bir geleceğin adı olurken bazen de hüznün adresi olur.

İlk çağlardan ve günümüze kadar zamanın ruhu değişmiş olsa da doğaya karşı duygular pek değişmemiştir. Halen güzellikleri bahara, hüznü sonbahara, soğuğu kışa, umudu ise yaza teslim etmeye devam ediyoruz. Bunun yanında kişisel tercihlerimiz ve şartların oluşturduğu mevsimlere karşı yargılarımız da bir yerde duruyor. Çocukluğumuzun mutlu zamanları veya acıların bilinçaltımızdaki davranışları bu konuda belirleyici oluyor. Bazen kış içimizi ısıtırken yaz ise acının adı olabiliyor.

Sonbaharın ilk ayı olan eylül deyince diğer aylar susar. Bu mevsimin tüm melankolik ağırlığını tek başına taşır. Yorulmak, şikayet etmek nedir bilmez. Hatta ekim ayının bir kısım sorumluluğunu da alır. Eylül, geleceğe uzanan tüm taşların dizildiği aydır. Sonraki aylara , mevsimlere yatırım yapar. Kışa hazırlanan aylara liderlik yaparak sorunsuz yarınlar inşa eder. İlkbahardaki mayıs ayının bulanık selleri gibi duygusal değildir. Sevgiyi,aşkı,acıyı ve hüznü mantığın süzgecinden geçirerek pratiğe döker. Aşklar baharda filizlense de eylülde anlam kazanır.

Nedense ilkbahar ve yazı daha coşkulu, daha umutlu; sonbahar ve kışı ise biraz buruk, biraz hüzünle karşılarız. Oysa hayat, takvim yapraklarının bize dayattığı bu kalıplardan çok daha karmaşıktır. Toplumdan topluma, insandan insana değişen bu yerleşik algılar artık eskisi kadar güçlü değildir. Hayat şartları, yaşanmışlıklar ve iklim gibi gerçekler, duygularımız üzerinde çok daha belirleyici olabilmektedir.

Bütün ayların kendine göre bir güzelliği vardır. Fakat Eylül, diğer aylardan farklıdır. Eylül, tek bir mevsime ait değildir. Yazın sıcaklığını sonbaharın serinliğine bağlayan ince bir köprüdür. Bir mevsime sığacak kadar geniş, bir aya sığmayacak kadar derindir. İçinde yazın neşesiyle sonbaharın hüznünü aynı anda taşır. Bu yüzden Eylül psikolojik ve sosyolojik anlamda geniş bir yelpazeye açılır.

Eylül, çocukluğumuzun da ayıdır biraz. Okulların açılmasıyla birlikte yeni başlangıçların, yeni maceraların ve yeni arkadaşlıkların kapısını aralar. Belki de bu yüzden Eylül geldiğinde insan, farkında olmadan çocukluğuna doğru yürür. Sonra duyguların kapısını çalar. İlkbaharda yarım kalan aşklar, Eylül'de yeniden hareketlenir. Unutulduğunu sandığımız kırgınlıklar, pişmanlıklar, hesaplaşmalar ve yarım kalmış cümleler birer birer gün yüzüne çıkar. Baharda kaybolan umutların aksine, Eylül bazı umutları yeniden filizlendirmeye çalışır. Fakat bu kez daha temkinlidir. Çünkü artık baharın çılgınlığı yoktur.

Sonbaharın ilk ayıdır ama kendisini henüz kışa teslim etmiş değildir. Bir yanı yazda kalmıştır, diğer yanı geleceğe dönüktür. Yaşamı daha ciddiye alır. Bu nedenle hazırlık telaşını bazen ekim ayına kadar uzatır. Ekim'den birkaç gün ödünç almak gerektiğinde bunu hiç çekinmeden yapar. Çünkü bilir ki önünde kış vardır ve sonraki aylar, soğuğa teslim olmak için fazla acelecidir. Eylül seçenekler koyar. Yazdan kalan beklentilerin kimine yol verir, kimine ise sessizce “orada kal,” der. Hayatın kavşaklarında bekler ve insana;doğru olanı değil belki daha makul olanı seçme sorumluluğunu hatırlatır.

Eylül, aynı zamanda ekonominin, siyasetin ve kültürün yeniden hareketlendiği bir eşiktir. Yazın rehaveti sona erer, hayat yeniden hızlanmaya başlar. Fakat Eylül, bütün ağır meselelerin hesabını kendi üzerine almak istemez. Ekonominin sorunlarını, siyasetin çıkmazlarını, kültürün tartışmalarını biraz da Ekim'e havale eder.

Çünkü onun başka bir işi vardır. İnsanların iç dünyasıyla ilgilenmek…

Duyguların dağınıklığını, insanların yüreğine saplanan ayrılışları, serzenişleri,acıları, tükenmişlikleri sağaltmayı daha çok önceler.. Duyguları olgunlaştırmaya, bir yarını inşa etmeye çalışır. Eylül ayı bu nedenle farklıdır. Biriciktir, masumdur, mağrurdur ve bir o kadar da sabırlıdır