12 Eylül’ün o baskıcı ve trajikomik atmosferini, kışlanın soğukluğunu ve bir kitabın yarattığı paranoyaklık..

Enver Gökçe’nin toplumcu şiiri ile Arnavutluk lideri Enver Hoca’nın isim benzerliği üzerinden yaşanan bu kulaktan dolma ihbar, dönemin cehaletini ve baskı rejiminin absürtlüğü .

Koynumda Sakladığım Şiir ve Bir İhbarın Absürt Tarihi

12 Eylül’ün ardından kışlalar, sadece askerliğin yapıldığı değil, düşünmenin ve okumanın en ağır suç sayıldığı mekanlara dönüşmüştü.

O günlerde bir kitabı koynunda saklamak, bir bombayı taşımakla eşdeğerdi. Gecenin sessizliğinde, Herkes uykudayken, bir koğuşun loş ışığında sayfaları çevirmek ise sadece bilgiye değil, insan kalmaya duyulan bir özlemdi.

İşte öyle bir gecede, elimde Enver Gökçe vardı.
Toplumcu şiirimizin o dik, dirençli ve bir o kadar hüznü barındıran sesi... Şiirlerin ağırlığı ve yorgunluk bir an galebe çaldı; kitap elimden kayıp düştü. O esnada durumu fark eden MHP’li bir asker koğuşta gözlerini açtı ve kitaba baktı.

Çok geçmeden ihbar gelmişti: "Enver Hoca’yı okuyor!"
Sınırların ötesinde, Arnavutluk’ta bir devlet başkanı olan Enver Hoca ile bu toprakların acısını, yalnızlığını ve direncini şiire döken Enver Gökçe, bir kulaktan dolma bilgi kırıntısında birleşivermişti.

İhbarı yapanın gözündeki korku da, devleti yöneten zihniyetin yarattığı paranoya da aslında tek bir şeye dayanıyordu: Cehalet ve okunan kelimeden duyulan amansız korku.
Gökçe, 1981’in o puslu Kasım günlerinde aramızdan yeni ayrılmıştı. Onun aramızdan ayrılışı da, şiirlerinin kışla koğuşlarında gizlice okunması da aynı tarihsel parantezin içindedir. Yazdığı her dize, o gece koynumdan düşen kitabın içinden fırlayıp kışlanın soğuk duvarlarına çarpmıştı sanki.
Bu anı, sadece kişisel bir bellek kırıntısı değil; 12 Eylül Türkiye’sinin özeti gibidir. Kitapların yakıldığı, isimlerin birbirine karıştırıldığı, bilginin değil korkunun egemen kılındığı bir dönemde; bir şairin dizesini koynunda ısıtmaya çalışan gençlerin hikayesidir bu. Enver Hoca Arnavutluk’taydı belki ama Enver Gökçe, tam da o gece, o koğuşta, saklandığı koynumuzda benimle birlikte nöbetteydi.