Savaşın gölgesinde bir nahiye, disiplinli bir müdür ve bugün hâlâ yaşayan eserleri
Akköy’ün geçmişine doğru bir yolculuğa çıktığımızda, karşımıza yalnızca bir köyün hikâyesi çıkmaz. Bir dönemin Türkiye’si, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında Anadolu’da yaşanan büyük dönüşüm, Balkanlar’dan gelen soydaşların dramı, sıtmayla mücadele, eğitim seferberliği, yol ve imar çalışmaları ve bütün bunların ortasında görev yapan sıra dışı bir nahiye müdürünün hikâyesi çıkar.
Milli Mücadele yıllarının ruhunu taşıyan ve Akköy’deki görev yılları nedeniyle halk arasında “Kara Müdür” olarak anılan Osman Kozan vardır.
Osman Kozan’ın Akköy nahiye müdürlüğü yaptığı yılları anlamadan, onun neden sert, disiplinli ve otoriter bir yönetici olarak hatırlandığını anlamak kolay değildir.
Çünkü o yıllar sıradan yıllar değildi.

DÜNYA SAVAŞIN EŞİĞİNDEYDİ
Osman Kozan’ın Akköy’de görev yaptığı dönem, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesine denk gelen, dünyanın büyük ekonomik ve siyasi çalkantılar yaşadığı yıllardı.
Birinci Dünya Savaşı’nın yaraları henüz tam olarak sarılmamıştı. Avrupa’da yeni siyasi dengeler oluşuyor, ekonomik buhran toplumları etkiliyor, Türkiye ise genç Cumhuriyet’in ayakta kalması ve gelişmesi için büyük bir mücadele veriyordu.
Üstelik savaşın sıcak çatışmaları Türkiye sınırlarının dışında yaşansa da savaşın ekonomik ve sosyal etkileri Anadolu’nun en ücra yerleşimlerine kadar ulaşıyordu.
Söke’ye bağlı Akköy nahiyesi de bundan ayrı değildi.
O dönemde Akköy, bugün olduğu gibi yalnızca kendi sınırları içerisinde değerlendirilebilecek küçük bir yerleşim değildi. Söke’ye yaklaşık 35 kilometre uzaklıkta, 85 km. deniz kıyısı bulunan Akköy geniş bir nahiye bölgesinin idari merkeziydi.
Nahiye müdürünün sorumluluğu yalnızca devletin resmi işlerini yürütmek değildi.
Köylerin yolu, okulu, sağlığı, tarımı, güvenliği, geçimi ve hatta savaş ihtimaline karşı halkın hazırlanması bile nahiye yönetiminin sorumlulukları arasındaydı.
EN YAKIN ASKERİ BİRLİK SÖKE’DEYDİ
O yıllarda Akköy ve çevresinde bugünkü anlamda güçlü bir kamu ve güvenlik yapılanması bulunmuyordu.
Bölgeye en yakın önemli askeri birlik Söke’de bulunan bir süvari alayıydı. Bunun yanında az sayıda harita birliği bulunuyordu.
İşte Osman Kozan’ın yönetim anlayışının arkasındaki nedenlerden biri de buydu.
Bugün sertlik olarak değerlendirilebilecek bazı uygulamalar, o dönemin şartları içerisinde devletin kendisini ve halkı savaşa karşı hazırlama anlayışının bir parçasıydı.
Osman Kozan’ın köy kahvehanelerine giderek gençleri topladığı, onları talim yaptırdığı anlatılır.
Köyün kahvesinde oturan gençler bir anda kendilerini talim yaparken bulabiliyordu.
Kimi zaman bu uygulamalara itiraz edenler de oluyordu.
Fakat “Kara Müdür” geri adım atmıyordu.

AKKÖY YILLARDIR İHMAL EDİLMİŞTİ
Akköy ve çevresi uzun yıllar boyunca yeterli kamu hizmeti alamamış bir bölgeydi.
1935 yılına kadar Akköy ve çevresinin ciddi anlamda ihmal edildiği, eğitim başta olmak üzere birçok alanda büyük eksiklikler bulunduğu anlatılır.
Yunanistan’dan mübadele ve göçler sonucunda bölgeye yeni insanlar yerleştirilmişti.
1926 yılında Selanik’in Doksat yöresinden gelen Balkan Türkmenleri Akköy ve çevresine yerleştirilmişti.
Yeni gelen insanlar beraberlerinde yalnızca eşyalarını değil, büyük bir geçmişi, acıları ve yeni bir hayata tutunma mücadelesini de getirmişlerdi.
OKULLAR YOKTU, KİLİSELER OKULA DÖNÜŞMÜŞTÜ
Osman Kozan’ın Akköy’de karşılaştığı en önemli sorunlardan biri eğitimdi.
O yıllarda köylerde okul yok denecek kadar azdı.
Yenihisar ve Akköy’de kullanılan okul binalarının geçmişte kilise olarak hizmet verdiği anlatılır.
Balat ve Akyeniköy’de yaşayan çocuklar da eğitim için Akköy’e geliyordu.
Bugün birkaç dakikalık bir yol gibi görülebilecek mesafeler, o dönemin ulaşım şartlarında çocuklar için ciddi bir meseleydi.
Yol yoktu.
Ulaşım sınırlıydı.
Kamu imkânları yetersizdi.
Fakat Osman Kozan, eğitim meselesini ertelemek yerine bunun üzerine gitti.
“OKULU DA YOLU DA HALK YAPACAK”
İmece önemliydi, Okulların ve yolların yapılmasında köylünün gücünden yararlanmak önemliydi.
Köy halkını bir araya getiriyor, yapılacak işi belirliyor ve çalışmayı başlatıyordu.
Çalışmak istemeyen, imeceden kaçan veya verilen görevi yerine getirmeyenlerin sert biçimde cezalandırıldığı anlatılır.
Bir tarafta köyün okulunu, yolunu, meydanını ve çeşmesini yaptırmaya çalışan çalışkan bir idareci; diğer tarafta emrinin yerine getirilmesini isteyen, sert ve otoriter bir yönetici.
Onu yıllar sonra hatırlayanların “Kara Müdür” demesinin nedenlerinden biri de işte bu sert karakteridir.
CUMHURİYETİN MEYDANLARI AKKÖY’E DE ULAŞTI
Cumhuriyet’in ilk yıllarında köylere yalnızca okul yapılması değil, Cumhuriyet fikrinin görünür hale getirilmesi de önemseniyordu.
Dönemin Cumhuriyet Halk Fırkası Umumi Kâtibi Kütahya mebusu Recep Peker tarafından yayımlanan genelgeler doğrultusunda köylere meydan, okul ve Atatürk büstleri yapılması yönünde çalışmalar yürütüldüğü aktarılır.
O dönemde yapılan bu meydanlara halk arasında “Cumhuriyet taşı” da denildiği anlatılır.
Zamanla bunlar Cumhuriyet meydanlarına dönüştü.
Osman Kozan da Akköy ve çevresinde bu anlayışın önemli uygulayıcılarından biri oldu.
Bugün Akköy’de hâlâ kullanılan geniş meydan ve yol düzenlerinin bir bölümünün onun döneminden kaldığı anlatılır.
Aradan geçen onca yıla rağmen bazı alanların genişliği, o dönemdeki planlama anlayışının ne kadar ileri görüşlü olduğunu göstermektedir.
Osman Kozan’ın Akköy’de bıraktığı izlerden biri de çeşmelerdi.
Kaynak suyundan beslendikleri için günün her saati akan, yalakları bulunan yapılardı.
İnsanlar içme ve kullanma suyunu buradan temin ederken hayvanlar da aynı çeşmelerin yalaklarından su içerdi. Bu yalak-larda yapışan sülüklerden insanlar tedavi için faydalanıyordu.
Kadınlar çamaşırlarını yıkayabiliyor, köylü günlük su ihtiyacının önemli bölümünü bu çeşmelerden karşılayabiliyordu.
Bugünün musluk ve şebeke suyu düzeni düşünüldüğünde bu çeşmeler sıradan bir yapı gibi görülebilir.
Oysa o yıllarda bir köy için sürekli akan temiz su kaynağı hayat demekti.
Bu nedenle Osman Kozan’ın yaptırdığı çeşmeler yalnızca birer çeşme değil, dönemin sosyal hayatının merkezlerinden biriydi.
ASIL BÜYÜK SINAV : SITMA
Fakat Osman Kozan’ın Akköy’deki yıllarını en fazla zorlayan konulardan biri eğitim veya yol değildi.
Sıtmaydı.
O yıllarda sıtma, Türkiye’nin en büyük sağlık sorunlarından biriydi.
Aydın ve çevresi de sıtmanın yaygın olduğu bölgelerin başında geliyordu.
Halk arasında “dalaklı” olarak da ifade edilen hastalık, özellikle bataklık ve sulak alanların bulunduğu bölgelerde ciddi kayıplara neden oluyordu.
Akköy ve çevresinde yapılan kontrollerde sıtma oranının yüzde 45 seviyelerine ulaştığına ilişkin anlatımlar bulunmaktadır.
Bu oran, dönemin sağlık şartlarının ne kadar ağır olduğunu göstermesi bakımından çarpıcıdır.
Tam bu sırada Balkanlar’dan Türkiye’ye yeni bir göç dalgası yaşanıyordu.
Bulgaristan’da Türk soydaşlara yönelik baskılar ağırlaşıyor, insanlar canlarını ve geleceklerini kurtarmak için Türkiye’ye sığınıyordu.
Dönemin Bulgar siyasetçilerinden Sonkof’un adı da bu baskı politikalarıyla birlikte anılıyordu.
Tuna Nehri taşkınlarını önlemek amacıyla yapılan setlerde ağır şartlarda çalıştırılan Türklerden çok sayıda kişinin hayatını kaybettiği anlatılır.
Yaşanan baskılar nedeniyle insanlar akın akın Türkiye’ye geliyordu.
Bu insanların bir bölümü Akköy ve çevresine yerleştirildi.
Akköy merkezinin yanı sıra Yenihisar, Balat, Akyeniköy ve Sarıkemer'e de Balkanlardan gelen soydaşların yerleştirildiği anlatılır.
Fakat yeni gelenlerin karşılaştığı sorunlar bitmedi.
Bu kez sıtma ve bölgenin ağır iklim şartlarıyla mücadele etmek zorundaydılar.
Birçok insan hastalıklara ve yaşam koşullarına dayanamadı hayatını kaybetti.
Bazı aileler daha sonra Balıkesir ve Manisa’ya göç etti.
Bölgedeki yerli halkın bir kısmı ise Milas’a ve dağ köylerine taşındı.
KİNİN İÇİN KAYMAKAM VE VALİYLE GÖRÜŞTÜ
Osman Kozan’ın görev yaptığı yıllarda sıtmayla mücadelede kinin önemli bir ilaçtı.
Ancak köylerde ilaca ulaşmak kolay değildi.
Osman Kozan bu konuda Söke Kaymakamı ve Aydın Valisi ile temas kurdu.
Ziraat Bankası tarafından görevlendirilen bir atlı sağlık memurunun köyleri dolaşarak ücretsiz kinin dağıttığı anlatılır.
Sağlık memuru atıyla köy köy geziyor, hastaları ve vatandaşları kontrol ediyor, gerekli durumlarda ilaç dağıtıyordu.
Kininin yetmediği zamanlarda ise köylüler ilacı kendi paralarıyla almak zorunda kalıyordu.
Her gün ölümle karşı karşıya kalan insanların yaşadığı bir bölgenin idarecisiydi.
Yenihisar, Balat, Akyeniköy, Sarıkemer ve Serçin gibi yerleşimler Akköy nahiyesinin idari sorumluluk alanı içerisindeydi.
Batıköy (Batmaz) henüz kurulmamıştı.
Batıköy 1945 yılında kuruldu.
AKKÖY ATATÜRK BÜSTÜ: KAYBOLAN BİR TARİH
Osman Kozan’ın Akköy’de bıraktığı en önemli izlerden biri de Atatürk büstüydü.
Büst, Akköy köy meydanına yapılmıştı.
Bugün düğün salonu, kahve ve birahane olarak kullanılan bölgenin bulunduğu yerde o dönem cami ve köy odasının bulunduğu anlatılıyor.
Osman Kozan, Atatürk büstünü de buraya yaptırmıştı.
Daha da önemlisi, büstün tapusunu dahi çıkarttığı anlatılıyor.
Yani büst yalnızca meydana konulmuş bir heykel değildi.
Devletin ve Cumhuriyet'in köydeki simgesiydi.
Uzun yıllar Akköy meydanında kaldı.
Sonra yollar değişti.
1963 yılında Didim-Söke yolu yapılırken meydandaki düzenleme nedeniyle büst yıkıldı.
Ardından büst daha geriye alındı.
Büstün hemen arkasındaki evde ise 1926 yılında Yunanistan’ın Doksat yöresinden gelen Ahmet, Hüseyin, Kadir Baybora kardeşlere aitti. Bu bine 1950 Tl. ye kamulaştırıldı.
Bu evlerin kamulaştırılmasıyla köy odasının da buraya taşındığı aktarılıyor.
Böylece Akköy'ün meydanı zaman içerisinde defalarca değişti.
Ancak Osman Kozan’ın yaptırdığı büstün hikâyesi hafızalarda kaldı.
BUGÜN NEDEN YENİDEN YAPILMASIN?
Akköy bugün geçmişine sahip çıkmak istiyorsa, Osman Kozan döneminin izlerini yeniden görünür hale getirebilir.
Bunun en anlamlı örneklerinden biri de Atatürk büstü olabilir.
Eğer eski fotoğraf, arşiv belgesi, ölçü veya büstün yapısına ilişkin herhangi bir belge bulunabilirse, 1963 yılında yol çalışmaları sırasında ortadan kaldırılan Akköy Atatürk büstünün aslına uygun biçimde yeniden yapılması önemli bir kültürel miras projesine dönüşebilir.
Bu yalnızca bir büstün yeniden yapılması anlamına gelmez.
Akköy'ün Cumhuriyet tarihindeki yerinin yeniden hatırlatılması anlamına gelir.
Üstelik Osman Kozan’ın büstün tapusunu çıkardığına ilişkin belgeler bulunabiliyorsa, bu belgeler de projenin tarihsel değerini daha da artıracaktır.
Akköy’ün “Kara Müdürü” Osman Kozan’ın hikâyesi de işte böyle bir hikâyedir.
Belki bugün Akköy’de yeniden yapılacak bir Atatürk büstü, yalnızca geçmişte yıkılan bir eserin yerine konulmuş olmayacak; Akköy’ün Cumhuriyet hafızasına yeniden dikilmiş bir tarih taşı olacaktır.
Ve o taşın üzerinde, Akköy’ün zor yıllarında köy köy dolaşan, okul yaptıran, yol açtıran, çeşme kurduran, sıtmayla mücadele eden ve sonunda Akköy toprağına emanet edilen bir nahiye müdürünün adı yeniden okunacaktır.
Akköy’ün yakın tarihine damga vuran, halk arasında “Kara Müdür” olarak anılan Osman Kozan’ın adı, bugün de yaşatılması gereken önemli bir yerel değer olarak öne çıkıyor. Bu nedenle Akköy’de ya da Didim’in uygun bir bölgesinde “Osman Kozan” adının bir caddeye, bulvara veya meydana verilmesi, geçmişe duyulan vefanın anlamlı bir göstergesi olacaktır. Böyle bir karar, yalnızca bir ismi yaşatmak değil; Akköy’ün Cumhuriyet dönemindeki tarihini ve yerel hafızasını gelecek kuşaklara aktarmak anlamına da gelecektir.