Giriş
Adalet, yalnızca hukukun değil, yaşamın kendisinin giysisidir. Bireyin onurunu, toplumun özgürlüğünü ve devletin meşruiyetini koruyan temel değer olarak adalet, her koşulda gereklidir. Çalışan–işsiz, yargılayan–yargılanan, ev hanımı–vatandaş; herkes için kaçınılmaz bir ihtiyaçtır.
Rüzgâr dindi, söndü kahreden karanlıklar…
Canı cehennem yangınına odun taşıyanların!
Umutlara doğacak güneş bugünlerde…
Yarınlara yürüyen sevda sürgünlerdedir!
Küresel Karanlık ve Bilimin Aydınlığı
- Yüzyılda otoriterleşme eğilimleri, küresel ölçekte demokratik değerleri tehdit etmektedir. Gerici yönetimler, toplumsal özgürlükleri daraltırken, karşıtını yaratma zorunluluğu ile karşı karşıya kalmaktadır. Karanlık koyulaştıkça insanlığın şafağına yaklaşması, tarihsel bir diyalektik olarak okunabilir. İnsanlığın öncelikli görevi, vahşeti yeryüzünden silmek ve bilimin ışığına tutunmaktır. Bilim, adaletin en güçlü dayanağıdır; çünkü bilgi, iktidarın keyfiliğini sınırlayan en önemli araçtır. Bu araç, özellikle yönetime doğrudan katılım ile taçlanır. Bu olguyu gerçekleştirecek olan, adaletle bağıntılı olarak “adil” seçimlerin yasal ve kurumsal güvenceye kavuşturulmasıdır. Bunun gereği ise, kuvvetler ayrılığının tam olarak uygulanmasıdır.
Adaletin Sokaklara Düşüşü
Adaletin kurumsal mekanizmalardan sokaklara taşması, demokratik düzenin zayıfladığının göstergesidir. Soruşturmadan “evet” diyenlerin ülke çatısını yıkması, yurttaşların adaleti sokakta aramak zorunda kalmasına yol açar. Bu süreç, toplumsal güvenin ve kurumların çöküşünü beraberinde getirir. Adaletin sokakta aranması, yurttaşların devletle kurduğu güven ilişkisinin kırılmasını simgeler.
Devlet Gücü ve Fren–Denge Mekanizmaları
Devlet, güç yoğunlaşmasının örgütlü biçimidir. Bu güç, demokratik yapılarda fren ve denge mekanizmalarıyla dağıtılarak yurttaşların korunması sağlanır. Yasama, yürütme ve yargı arasındaki ayrım, Montesquieu’nun güçler ayrılığı teorisinden bu yana demokrasinin temel dayanağıdır. Güç yoğunlaşmasının kontrol edilmediği rejimlerde, adaletin kurumsal güvencesi ortadan kalkar ve yurttaşlar keyfi uygulamalara maruz kalır.
Cumhuriyet ve Laiklik
Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesidir. Bu ifade, cumhuriyetin eşitlikçi ve kapsayıcı doğasını vurgular. Laiklik ise onurlu ve özgür yaşamın güvencesidir; çünkü bireyin inanç özgürlüğünü korur ve devletin tarafsızlığını sağlar. İnanç özgürlüğü, özgür bireyin yaşama biçimini belirler. Bu nedenle yaşama biçimine müdahale etmekten kaçınılmalıdır. Bu açıdan, Cumhuriyet ve laiklik, adaletin kurumsal teminatlarıdır. Bu nedenle adalet, her zaman ve herkes için gerekli olan evrensel bir değerdir.
Sonuç
Adalet, yaşamın giysisi; bilimin ışığıyla vahşeti silen, cumhuriyetle kimsesizleri koruyan, laiklikle özgürlüğü güvenceye alan tek direniştir. Demokratik toplumlarda adaletin korunması, yalnızca hukukun değil, yaşamın kendisinin korunmasıdır. Doğal oluşumlar doğanın gereğidir; insanların görevi bu doğallıklara insani ve varlıksal gereklilikleri eklemektir.
“Adalet, karanlığın en koyu anında bile insanlığın şafağını giydiren giysidir.”
“Adalet, yaşamın giysisi; bilimin ışığıyla vahşeti silen, cumhuriyetle kimsesizleri koruyan, laiklikle özgürlüğü güvenceye alan tek insancıl direniştir.”
Bu sevdalı gül kırımlarının can pazarıdır ki,
El-ayak çekilince akşamın kuytularına…
Umut filiz, umut sürgün, umut yaprak iken;
Düzenin düş bozan fırtınaları karanlıklardı!...