“Maymunlar Gezegeni” filminde, uzayda başka bir gezegende olduğunu sanan Charlton Heston; bulunduğu yerin Dünya olduğunun, deniz kıyısındaki kayaların arkasına geçince Bayan Liberty’nin yerde yatan mermer kütlesiyle karşılaştığında ayırdına varır. Acaba kendini tüm yaratıklardan ve de diğer insanlardan üstün gören Batılı’nın gerçekle yüzleşme günü ne zaman gelecek ?
Ve bu Batılı’nın; “Batı, Batı” diyerek Dünya’nın dönüşü yönünde Doğu’ya ulaşmasıyla, acaba Dünyamız’ı koruyucu düşünce ve değerlere de ulaşması bir gün gerçekleşecek mi ?
Dünlerde insanlık Doğu felsefesinden yana umutlanırdı. Doğulu’nun erdemli olmak üzerine ürettiği/oluşturduğu binlerce yıllık birikiminden, tinselliğini beslerdi. Oysa günümüzde Batılı’nın doymazlığıyla yarışan Doğulu’yu gördükçe; gezegenimiz için kaygılarımız daha da artıyor. Neden artmasın ki ?
İşte Japonya; G8’lerden en varlıklısı…
İşte Çin; sera gazı salınımında en başta adı geçen özensiz ülkelerden biri…
Bu gidişle onların tutum ve davranışları sonucunda Dünyalılar diri, diri cehenneme girecekler; üstelik de kendilerinin yarattıkları bir cehenneme… Ne yazık ki bu cehennemin, günahlardan arındıktan sonra gidilecek bir cenneti de olmayacak…
Ya Sonrası ?
21. yüzyıl; insan soyunun doyumsuzluğuyla da anılan/adlandırılan/tanımlanan bir yüzyıl, bir başka deyişle “tüketim toplum modelinin yüzyılı”… Çok uzak bir geçmiş değil, henüz 1972 yılında ORTAK GELECEĞİMİZ adlı yazanağın yayınlanmasıyla, SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA kavramı; tartışmaların, söylemlerin, söylevlerin öznesi olsa da… Ne kalkınmada sürdürülebilirlik, ne de doğanın, Dünya’nın, çevrenin dengesinin, düzeninin korunmasında sürdürülebilirlik sağlanmadı, sağlanamıyor, sağlanamayacak gibi de… Sürdürülebilirlik yalnızca bir tek alanda, bir tek anlamda sağlanmakta, gerçekleştirilmekte; yalnızca ve yalnızca KİŞİSEL ÇIKARLARIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ’nde…
Bu kişisel çıkarlar bağlamında tüketim toplum modeli de sürdürülebilirliğini korudukça, bu gidişle nasıl ki kalem kılıçtan keskinse, bir kilo şeftali ya da bir kilo domates gereğinde bir kilo altından bile değerli olacaktır. Çünkü insanların yaşamlarını sürdürebilmesi için öncelikle havaya, bir başka deyişle oksijeni bol havaya, suya ve doğaldır ki besinlere gereksinimleri vardır. Bu temel gereksinimlerinden birinin yokluğunda, insanlar yaşamlarını yitirme tehlikesiyle karşı, karşıyadır. Onları yaşama geri döndürebilmek için ne kasalarındaki altınları, ne en gelişmiş teknolojiyle üretilen sanayi ürünleri, ne de son model arabaları yeterli olmaz, özellikle de dijital çağın mucizesi yapay zeka hiç kimseyi kurtaramaz.
Doyumsuzluğa tutsak sömürgenler gezegenimizi, yerküremizi acımasızca talan ederken, bu talan sonucunda ortaya çıkan olumsuzluklar yalnızca gezegenimizin değil, bu gezegende gezen canlıların bitki-hayvan-insan ayrımı yapmaksızın sonunu hazırlarken; Dünya’ya ve insanlığa yönelik sorumluluk duyan kimi ülkeler de geleceğe ilişkin kaygılar için önlem almışlar, kıyamet olasılığına karşı NUHUN AMBARI’nı oluşturmuşlar Norveç’de…
Yıllarca hazırlığı süren bu ambarın soğutucuları çalıştırılmaya başlamış ve ambarın açılışı da 26 Şubat 2008 günü gerçekleştirilmişti. Ambarda; kıyamet sonrası, yaşama olanağı bulan, sağ kalan insanların, en ilkel yöntemlerle tarımsal üretim yapabilmeleri için tohumlar saklanıyormuş.
Buzulların erimesi, küresel ısınma kaygıları bağlamında oluşturulan bu ambarda insan beslenmesi için gerekli tohumlar varmış. Kıyamet sonrasında yaşama şansı, olanağı bulabilen insanlar sil baştan yaşama başlasın diye…
Tufan ve Nuhun Gemisi’ni bir masal gibi dinleyen insan soyu; ne yazık ki yeni bir tufan, kıyamet, yok oluş beklentisi içinde…
İçinde de kimilerine bundan ne ?
Doyumsuz sömürgenler için; kıyamet mi tasa ?
Onlar için kıyamet; kasaları dolmazsa kopar.
Onların umurunda mı insanlığın karanlık bir gelecek korkusuna karşın Norveç’te oluşturulan ambar?
Sonuç olarak;
KÜRE ısınmadan önce onlarındı; dilediklerince sömürdüler.
KÜRE ısınırken; suça, sorumluluğa bizleri ortak ettiler.
KÜRE ısındıktan sonra; kuşkusuz bizim olacak ve o sömürgenler belki de yeni bir gezegende düzen kuracaklar, çünkü dijital oligarklar bu yönde hırsla ve hızla çalışmaktalar.
Bunlara karşın ülkemizdeyse; 6 Şubat 2022 depreminde yitirilen canların yanı sıra barınacak yuvalarını yitirenlerin sorunlarına acaba ne ara çözüm bulacaklar diye beynimizi kemiren sorular, sorular...