Kuşku: Olay, olgu veya olabilirlikler karşısında bir oluşum veya olabilirlikle ilgili gerçeği bilmemekten kaynaklanan zihinsel duraklama halidir. Satrançta buna “pat” olma denir. Pat olmanın çözülmüş hali ise, mat olmaktır. Bir şey konusunda işkillenmekten ortaya çıkan uyanıklık ve bireyin elindeki konuyla ilintili ne evet ne de hayır diyememesi sonucu oluşan kararsızlıktır. Bu duraksama hali uzarsa, durum krize evrilir. Kuşku bünyesinde kriz barındırdığı gibi, çözüm için başlangıç anı olabilir. Aslında kuşku bedenin erken uyarı sistemidir. Buna bilinçli kuşku diyebiliriz. Bilinçli kuşkudan söz edince, karşıtını da vurgulamak gerekir. Kör kuşku ki, bu hal zararlı gelişmelere neden olabilir. Kişilerin zaman ve enerji tüketmesine neden olur, yani kayıplı bir haldir.

Kuşkunun Yararları:

Paranoyaya dönüşmeyen kuşkuculuk, faydalı ve gereklidir. Bilimsel kuşku yeni yol ve yöntemlerin kapısını aralar. Her buluşun temelinde kuşku vardır.

Kuşku, araştırma için temel gerekliliklerdendir ki, bu nedenle merak etmenin akrabasıdır.

Kuşku duymak, varoluşsal oyunun yok sayılamaz bir parçasıdır. Gerçeği arama, araştırma, soru sorma ve doğru yanıtı bulma gibi sabır ve özveri süreçlerini kapsar. i

Zararları:

Kuşku aşırıya kaçtığı an bir hastalık halini işaret eder. Denetim ve kontrolün kaybolduğu süreçler her koşulda kayıplar barındırır.

Amaçsızca ve gereksiz biçimde her taşın altında düşman aramak, zararlı ve gereksizdir.

Ağır kuşkuculuk hali tıpta, paranoya olarak adlandırılır. Yani bu hal bir rahatsızlığı ifade eder.

Kuşku, kararsızlığa, kararsızlık ise korkuya neden olabilir. Korku çok olumsuz bir durumu yansıtır. Çok yönlü bedensel kayıplara neden olabilir.

Kuşkucu insanlar, güven hissinden yoksun olan kişilerdir. Bunlar yakın ilişki kurmakta zorlanır. Endişeli halleri olumsuzluk kaynağı olarak öteki kişileri etkiler.

“En temel ve en eski duygulardan biri olan korku, apaçık şekilde hayatta kalma ihtimalini arttıran bir faktördür. Çünkü korku hissi, pek çok hormonun ortak çalışması sonucunda ortaya çıkmaktadır. Eğer bir canlı korkuyorsa, kendini ortaya çıkarmaktan çekinecek ve avcıların varlığına karşı daha dikkatli olacaktır. Bu da hayatta kalma ihtimalini arttırdığı için evrimsel süreçte seçilecektir. Korku duygusu bize memeli-öncesi atalarımızdan kalan bir mirastır. Ebeveynlerin yavrularına karşı olan hisleri ise erken memelilerde evrimleşmiş ve günümüze kadar taşınmıştır. Suçluluk ve onur gibi sosyal duygular ise ilk defa sosyal primatlarda evrimleşmeye başlamıştır Aşk duygusunu ele alacak olursak, bu duygunun evrimsel süreçte üreme ihtimalini arttırması sebebiyle seçildiğini söylememiz pek de yanlış olmayacaktır. ÇAĞRI MERT BAKIRCI, BİRGÜN, 22/09/2024)

İşin özü şu, yaşamlar olabildiğince yaşamı sürdürmeyi kolaylaştıracak şeyleri tercih eder; çünkü varlık sürdürümü buna bağlıdır. Zorunluluklar, yaşamı sürdürmeyi sağladığı sürece tutunulacak bir dal olur.

Yaşamın duruşu, çiçeklenmesi gonca güllerle gülümsemesi, sevinçlere kanat takması ve kendisini istenir kılması, paylaşıldıkça çoğalmasındandır. Paylaşılan yaşam gül bahçeleri kurarken; paylaşılmayanlar, yaşam alanını daraltır! Burada temel sorun adil paylaşımdan kaçınmaktır. Paylaşmamak temelli kişi veya dar grup yaklaşımları yıkar yaşamı(!) Paylaşım olmayan ortamda tüm renkler kapatır gözlerini… Oysa paylaşmak üretime katkıdır, güven, sevinç ve fırsat eşitliğidir. Yaşamları yaşanır kılmanın ön ve en gerekli adımıdır! Duygular körelince insanlıktan uzaklaşıldığı unutulmamalıdır!...

Korkunun egemen olduğu ve yasal (iktidarın uymadığı) güvencelerin olmadığı bir yapıda özgürlüklerden söz etmek güçleşir. Bütün bu var olan olumsuzluklar yetmezmiş gibi, güvenlik adı altında yeni yasal düzenlemelerin yapılmak istenmesi, yaşamı bulanıklaştırmakta ve geleceği öngörülemez kılmaktadır. Bu önlemler meclis eliyle yapıldığında vatandaşlara sokaklarda direnme dışında bir seçenek bırakılmamaktadır. Gösteri ve yürüyüş hakkının anayasal bir dayanağı olmasına karşın bu hak da kullanılmaz hale getirilmektedir!

Korku diktatörlerin en vazgeçilmezlerindendir. Bu nedenle sürekli olarak düşman yaratırlar. Genellikle de düşman yaratırken ülkeyi bölerler. Ülkeyi bölmek, olası muhalefeti bölmek anlamındadır. Düşman söyleminin alıcıları olduğu sürece, bunu planlı olarak ortaya atanlar; durumdan yararlanmaya devam ederler. Derin yoksulluk, dayatılmakta olan düzensiz ve kuralsız yeniden paylaşımların kaçınılmaz sonucudur(!)Bu hal, korku toplumunun oluşmasına neden olur.