Çürüme, çözülme ve çözüm, birbirine bağlı süreçleri ifade ediyor. Çözüm her şeyden önce doğru teşhisi zorunlu kılar. Teşhis soruna iyi niyetle ve çözüm temelli yaklaşmaktır. Eğer çözümde iyi niyet olmazsa, kesinlikle çözüm halk yararına olmaz. Doğrudan belirtilmese bile, kamu yararına olan çözümler aynı zamanda yaşamdan, doğadan ve insanlıktan yana olan çözümlerdir.

Çözüm, sorun var ise gündeme gelir. Sorunlar nedensiz olarak ortaya çıkmaz ya bir zorunluluk ya da bir tercih olarak ortaya çıkar. Sorun zorunluluktan kaynaklanır ise, toplumun aklı eren her kesimi çözüme katkı sunar. Bu gibi durumlarda olanaklar ölçüsünde ve en kısa zamanda sorun giderilir. Çözüm her koşulda kamu yararınadır. Toplumun yaşam düzeyine ve refahına katkı sunar.

Çifte kavrulmuş yalnızlıklar üşüşür geceye

Çıplak bir şarkının teni sarması gibi

Sonra tutkularda unutulur unutmak

Yaşamak durmaksızın akarken yarınlara.

Sorun toplumun bir kesiminin (yönetenlerle birlikte) tercihi ise; çözüm değil, çözümsüzlük tercih edilir. Özellikle sorun kaynak kullanımı ve paylaşım ile ilgili ise; kamu zararına olsa bile, çözüm adı altında çözümsüzlüğe devam edilir. Bu kolay bir yol değil elbette. Orta yerde yasalar, kurum ve kuruluşlar var iken; yığınların oyalanması, yanıltılması ve aldatılması gerekir. Dahası, gerektiğinde muhaliflerin haksız ve hukuksuz biçimde susturulması gerekir. Bu olgu hukukun üstünlüğünden ve demokratiklikten uzaklaşmakla olanaklıdır. Yani otoriterleşmek ve kuvvetler ayrılığının yok sayılması ile ilişkidir. Bu süreci besleyen etkenler; öncelikle muhalefetin ve kurumların etkisizleştirilmesi gerekir. Aynı süreçte liyakate değil biat eden itaatlilere gerek duyulur. Bu olgu yandaş kayırmadır, ayrımcılıktır ve adil olmayan paylaşımları dayatmaktır! Bu süreç, çürüme ve çözülme ile yürür(!)

Liyakatsizlerin yetkilendirilmesi, cehaletin ve kabalığın egemenliğine hizmet eder. Kültürsüz varlık sahibi olan, her şeyi “mal” olarak görmeye başlar. Onlar için satın alınmayacak bir şey yoktur, paranın her ayıbı örteceğini düşünürler; onur, şeref, namus dikkate alınmayacak şeylerdir. İlahiyatçı eğitimci yazar Cemil Kılıç şu noktaya parmak basıyor: “Tarih, Türkiye’deki İslamcılar kadar hırsız, düzenbaz ve yalancı bir topluluk görmedi.”

Siyasallaştırılan tüm kurumlar ard arda çökmeye başladı. Güvenliğimizin güvencesi olan ordumuz ve güvenlik güçlerimiz yok artık. Sorun devletin korunup kollanması değil, devlete egemen olanların çıkarıdır. Kızılay milletin gözbebeği iken; devletten vergi kaçırması kabul edilebilir gibi değil! Asıl deprem, kurumların yıkılmasıdır ki; insanlarımız o yıkıntının altından çıkarılmayı bekliyor! Kurumlar devletin omurgasını oluşturur.

Alınıp satılır olduktan sonra her şey

Yaşamın tenine tünedi sayrılar

Ayakta kalmak o denli zordu ki

Kaybolup gitti yaşamın girdabında.

CHP’nin yapması gereken şey, öncelikle tüm muhalefetin katılacağı bir yapılanmanın ivedilikle yaşama geçirilmesidir. Bu yapı geleceğimizi kurtarmak için neler yapılması gerektiği üzerinde anlaşmalıdır:

“Hiçbir şeyin kolay olmadığının ben de farkındayım.

Ama ülkenin içinde bulunduğu durum artık muhalefetin genel geçer siyaset anlayışından sıyrılıp imkansızı başarmasını mecbur kılıyor.

Çünkü siyasetin zemini iktidar tarafından yok edilmiş, demokrasi, hukuk bütünüyle rafa kaldırılmış, ülkede tek adam rejimi kurulmuşken dahası rejim değişikliği sonucunda tek başına bir partinin herhangi bir varlık gösteremeyeceği ortadayken oy hesabı yapmak, her şey normalmiş, ülkede siyaset yapılabilirmiş gibi davranmak anlaşılır bir tutum değil.”(LEVENT GÜLTEKİN, DİKEN)

Sakının kin tutsağı akılsız beyinlerden

Ve kafasını kuma gömüp yaşayanlardan

Dostunu tanımayan kendisinin de düşmanıdır

Çünkü kan yerine nefret akar damarlarından.

Şimdi yeniden aynı iradeye ihtiyacımız var. Gerici karşı devrimcilerin kararlılıkla yürüttükleri, her an el arttırdıkları ve faşizanlıkta yeni eşikler atladıkları yıkımın karşısında ilerici cumhuriyetin savunucusu milyonlar aynı kararlılıkla bir dayanışma örmeliyiz. Düzeni değiştirme iddiasında buluşmalıyız. Demokrasi, eşitlik, özgürlük, laiklik, barış ilkelerinin üzerinde yükselen yarınlar için bugünden bu değerleri var etmeliyiz.

Bugün karşı devrimin yarattığı yıkımdan haberdar olmalı, yarınlar için 101 yıl önceki kuruluşun ve kurtuluşun mücadele gücünü hatırlamalı, o güçteki kıvılcımın her bir haresinden haberdar olmalıyız. (SELİN SAYEK BÖKE, BİRGÜN)