90'li yıllar...

Bursa GESIAD'ın (Genç Sanayici İşadamları Derneği) haftalık buluşmasında konuk konuşmacıyım.

Ülkenin tekstil başkenti olarak tanımlanan Bursa'nın akarsularının ve deniz kıyılarının kumaş boya atik sularıyla nasıl katledildiğini anlatıyorum.

Yarası olan gocunur derler ya üyelerden Hüseyin Özdilek sözlerimi kesiyor ve diyor ki

-Kumaş boya fabrikaları olmasa üzerindeki bu süslü kıyafetler nasıl yapılacak?

Adam arıtma tesisi kurmak gerek, haklısınız doğayı korumak gerek diyeceğine, doğrudan saldırıya geçiyor şımarıkça, pervasızca...

O yıllarda Nilüfer Çayı, Panayır deresi kapkara akıyor ve bölgede kokudan durulmuyor.

Bu umursamazlık sonucunda iste deniz bitti, ama kıyı görülmedi, kirlilik, bozulma ve deniz canlılarına ölüm reva görüldü ama saldırganlar asla durmuyorlar ve durmayacaklar, çünkü onlar doymuyorlar.

Yıllardır yazarım valslere konu olan Mavi Tuna'nın, Avrupa ülkelerinin sanayi atıklarıyla nasıl kapkara bir renge dönüştürülüp Romanya kıyılarından Karadeniz'e bırakıldığını, dolayısıyla kirlenmenin Karadeniz'den başlayarak Marmara'ya yayıldığını...

Ama nedense bizim siyasiler bu sorunu hiç dile getirmezler, daha doğrusu Avrupa Ülkeleri'ni eleştirmezler. Oysa İstanbul Boğazı'nda son yıllarda ortaya çıkan Musilaj sorunu bağlamında Karadeniz'i kirleten ülkelerin hiç mi suçu ya da sorumluluğu yok? Neden bu sorunun ardına düşüp de onlara hesap sormazlar ya da ortak çalışmalar yaparak, Karadeniz'in kirlilikten arındırılması için her ülkenin sorumluluk alması gerektiğine ilişkin tek bir söz söylemezler?

Bu ülkede çevre sorunları artizin , şarkıcının reklam kokulu söylemleriyle geçiştirilemeyecek derecede önemli bir sorundur, hızla çözüm bulunması gerekmektedir. Karadeniz'in dolayısıyla Marmara Denizi'nin sularına bırakılan kirleticilerin arındırılması Yalnızca Karadeniz'e değil, Tuna Nehri'ne kıyıları olan ülkelerin ortak yükümlülüğündedir.

Ve Didim'de Çevreyi Koruyanlar

Her gün paylaşılan poz, poz fotoğraflar... Bir yanda torbalarda çöpler, çöplerin ardına da dizilmiş Totik Başkan'la birlikte çöp toplayan "sözde" çevreciler...

Çevre korumak eğitimle ilgilidir, ama yalnızca çöpleri toplamak çevre korumacılığı değildir. Didim'deki kırsal alanları yapılaşmaya açmak çevre sorunlarına neden olur. Yetersiz altyapıya (özelikle de kanalizasyon sorunlarına) çözüm bulmamak, denizi kıyılarının doğallığını bozmak, Didim'e içilebilir su sağlayamamak, Didim'de aşırı yapılaşma nedeniyle Poyraz rüzgarının dolaşımını engellemek gibi olumsuz nedenler çevre sorunlarına neden olur. Bu sorunları da önlemek öncelikle Belediye'nin görevidir. Çöp toplayanlarla poz veren Başkan Totik; ne yazık ki bu gerçekleri ya bilmemektedir ya da bilse de çözüm üretememektedir. Dolayısıyla Belediyelerin yetersizliği ya da yeteneksizliği nedeniyle ne yazık ki her geçen günle birlikte Didim yaşanabilir kent olma özelliğini yitirmektedir. Evet eğitim önemlidir ama yalnızca kentlinin eğitimli olması değil, kenti yönetenlerin de eğitimli, bilgili, yetenekli ve yeterli olması çok ama çok önemlidir.

Didim için bir söz daha:

Didim'de her akşam ilaçlama yapıyoruz diye gezen araçlar; boşuna benzin, mazot israfı...

Araçlar kesinlikle su sıkıyorlar; böcekleri öldürmüyorlar, sanki besliyorlar. Kurnaz zekası; ama çok sürmez sefası...

Geçen yıl da su sıkıyorlardı, bu yıl da aynısı; kandırmasınlar aptal sandıkları halkı!