Turizmde rekabet artık yalnızca deniz, kum ve güneş üzerinden değil; turistin yaşamını kolaylaştıran, deneyimini zenginleştiren ve teknolojiyi doğru kullanan akıllı kentler üzerinden yürümektedir.
Kitle turizminin gelişmesinde deniz, kum ve güneş üçlüsü önemli bir etken olmuştur. Ancak çok az ülke kitlesel turizme hazırlıklıydı. Konaklama tesisleri yeterli değildi; uçaklar ya her yere uçmuyor ya da en azından bugünkü kadar sık sefer düzenlemiyordu. Ayrıca uçak biletleri, havayolu şirketlerinin büyük ölçüde devlet tekelinde olması nedeniyle oldukça pahalıydı.
Kitlesel turizmin başlaması havayolu sektöründe de rekabet ortamının oluşmasına katkı sağladı. Ülkeler, konaklama tesisleri kurarak hızla turizm pazarına girdiler ve turizm pastasından pay almaya başladılar. Katıldığımız fuarlarda ve turizm etkinliklerinde de görüyoruz ki, her ülke her yıl daha fazla turist çekebilmek için büyük çaba harcıyor.
Bu çabayla birlikte turizmde kendini geliştiren, kentini öne çıkaran ülkeler artık yalnızca deniz, kum ve güneş turizmine bağlı kalmaksızın hareket ediyor. Turizm ülkeleri ve kentleri sürekli yeni arayışlar içerisindeler. Her kent, diğerinden bir adım önde olmak istiyor. Peki bu nasıl mümkün olacak? Elbette kendini geliştirerek. Kentlerin kendilerini geliştirmeleri, turistlerin önceliklerini dikkate almaları gerekiyor. İşte buna “akıllı kentler” diyoruz.
Peki bu öncelikler nelerdir? Birlikte bakalım.
Turist, gittiği yerde rahatlıkla seyahat etmek ister. Hiç unutamadığım bir örnek vardır. Hamburg’da bundan seneler önce bir otelin resepsiyonunda kaydımı yaptırdıktan sonra, oda anahtarıyla birlikte bana şehir ulaşım bileti verdiler. “Bu biletle üç gün boyunca istediğiniz yere gidebilirsiniz” dediler. Böylece zorlanmadan, tekrar tekrar bilet alma mecburiyeti yaşamadan şehrin her noktasına ulaşabildim.
Ulaşım konusu çözüldü. Şehrin belirli bölgelerinde ve hatta toplu taşıma araçlarında ücretsiz Wi-Fi hizmeti bulunuyor. Bu sayede turistler istedikleri yerden sosyal medya paylaşımları yaparak şehrin tanıtımına katkı sunabiliyorlar.
Sık sık “Çöplerimiz toplanmıyor” şikâyetlerini duyarız. Bunun da bir çözümü var. Çöp konteynerlerine yerleştirilen sensörler sayesinde doluluk oranı anlık olarak takip ediliyor. Konteyner dolduğunda ilgili birimlere uyarı gidiyor ve çöp toplama araçları hızla yönlendiriliyor.
Özellikle belirli dönemlerde tatil kentleri oldukça kalabalıklaşıyor ve araçlar dakikalarca trafik ışıklarında beklemek zorunda kalıyor. İşte burada da akıllı trafik sistemleri devreye giriyor. Yoğunluğun oluştuğu kavşaklarda trafik ışıkları anlık duruma göre ayarlanıyor, böylece araç kuyruklarının uzaması önleniyor, araç park yerleri aynı şekilde boş olduklarında sinyallerini veriyorlar.
Tarihi ve kültürel değerlerin korunması da akıllı kent anlayışının önemli parametrelerinden biridir. Çünkü günümüz turisti yalnızca görmek değil, deneyim kazanmak da istiyor. Dolayısıyla deneyim tasarlayan, ziyaretçisine kolaylık sağlayan ve yaşam kalitesini yükselten kent, gerçek anlamda akıllı kenttir.
Netice olarak; günümüzde turistler yalnızca güzel bir manzara ya da iyi bir otel aramıyor. Kolay ulaşım, temiz çevre, hızlı iletişim imkânları, korunmuş tarihi değerler ve kendilerine zaman kazandıran hizmetler de bekliyorlar. Turizmde öne çıkmak isteyen kentlerin bu beklentileri dikkate alarak kendilerini geliştirmeleri gerekiyor. Çünkü geleceğin turizm yarışında kazananlar, sadece misafir ağırlayan değil, misafirlerine unutulmaz deneyimler yaşatan akıllı kentler olacaktır.