Yaşam kararsızlığa zaman ayırmaz. Bu hal siyasi tercihle ilgili ise, birey kendini geleceksiz bırakır. Bireylerin böyle bir hakkı olduğunu sanmıyorum. Hak varsayımı temel haklara aykırı olamaz. Dolayısıyla, bu bir toplumsal sorundur ve kamu yararına çözülmelidir.

Kararsızlık çoğu zaman bir erdem gibi sunulur. Oysa yaşam, duraksamayı değil, yönelmeyi; beklemeyi değil, tercih etmeyi ister. İnsan yanlış karar verebilir, ancak karar vermemek çoğu zaman yanlışların önünü açan en tehlikeli tercihtir. Çünkü hayat boşluk tanımaz; birey karar vermediğinde, onun yerine koşullar, çıkar çevreleri ya da başkalarının iradesi karar verir.

Kararsızlığın Toplumsal Bedeli

Kararsızlık yalnızca bireysel bir ruh hali değildir. Özellikle siyasal ve toplumsal konularda kitlesel bir davranış biçimine dönüştüğünde, bütün bir toplumun geleceğini etkileyen bir sorun haline gelir.

Her yurttaş, yaşadığı toplumun geleceğinde pay sahibidir. Eğitimden ekonomiye, hukuktan çevreye kadar her kamusal karar, bireyin yaşam koşullarını belirler. Bu nedenle siyasal tercihten kaçınmak ya da "ben kararsızım" diyerek sorumluluğu askıya almak, yalnızca kişinin kendisini değil, içinde yaşadığı toplumu da etkiler.

Kararsız kalan birey, geleceğini başkalarının tercihine teslim eder. Böylece kendi yaşamına ilişkin söz hakkını zayıflatır. Demokrasi ise aktif yurttaşlık üzerine kurulur; seyircilik üzerine değil. Aktif birey gören, anlayan, yorumlayan ve çözüm üreten veya önerilen çözümlere katılan ve katkı sunandır.

Kararsızlığın Kaynakları

Kararsızlık çoğu zaman bilgisizlikten doğmaz. Bilgi çağında yaşıyoruz. Sorun daha çok şu nedenlerden kaynaklanmaktadır:

  • Sorumluluk almaktan kaçınma,
  • Hata yapma korkusu,
  • Umutsuzluk ve değişim inancının zayıflaması,
  • Bilgi kirliliği içinde yönünü kaybetme,
  • Toplumsal olaylara yabancılaşma.
  • Yaşama ilişkin önemli kararları başka güç ve oluşumlara havale etme kolaycılığı.

Ancak bu nedenlerin hiçbiri kararsızlığı meşrulaştırmaz. Çünkü karar vermemek de sonuçları olan bir davranıştır.

Hak mı, Sorumluluk mu?

Bazıları kararsızlığı bireysel bir hak olarak görebilir. Elbette hiç kimse belirli bir görüşü savunmaya zorlanamaz. Ancak hak kavramı, topluma karşı sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

Temel haklar, toplumsal yaşamın devamını sağlayan ortak değerlerle birlikte anlam kazanır. Geleceği ilgilendiren konularda sürekli kararsız kalmak, toplumun ortak kaderine ilişkin sorumluluğu reddetmek anlamına gelebilir.

Bu nedenle kararsızlık yalnızca bireyin özel alanına ait psikolojik bir durum olarak değerlendirilemez. Kamusal sonuçlar üreten bir olgu olduğu ölçüde toplumsal bir nitelik kazanır. Bu kapsamda birey kendisine ait olan varlıkları toplum yararına aykırı kullanamaz!...

Kararsızlığın Sonuçları

Kararsızlığın egemen olduğu toplumlarda:

  • Katılım azalır.
  • Demokratik denetim zayıflar.
  • Güç odakları daha kolay etkili olur.
  • Gelecek planları belirsizleşir.
  • Umutsuzluk yaygınlaşır.
  • Toplumsal dayanışma aşınır.
  • Güven ve güvenirlik aşınır.

Bunun sonucunda toplum, kendi kaderini belirleyen özne olmaktan uzaklaşır. Bu sorun aslında yaşama sahip çıkmak veya çıkmamakla ilişkilidir.

Çözüm Nedir?

Kararsızlığın panzehiri baskı değil, bilinç ve örgütlü çağdaş yapılardır.

İnsanların özgürce bilgiye ulaşabildiği, eleştirel düşünmenin teşvik edildiği, yurttaşlık bilincinin güçlendirildiği bir ortam yaratılmalıdır. Eğitim sistemi, medya ve sivil toplum bu konuda önemli sorumluluk taşır. Sivil oluşumlar çözüm temelli ve var olan otoritelere karşı yapılanmalardır.

Ama en büyük görev bireyin kendisine düşer. Çünkü gelecek, karar verenlerin eseridir. Kararsız kalanlar ise çoğu zaman başkalarının yazdığı senaryoda figüran olmaya mahkûm olur.

Sonuç

Yaşam kararsızlığa zaman ayırmaz. Nehir akarken kıyıda bekleyenler, sonunda suyun nereye vardığını yalnızca uzaktan izler. Oysa yurttaş olmak, izleyici olmak değil; yön verenlerden biri olmaktır.

Kararsızlık geçici bir düşünme süreci olarak yararlı olabilir. Fakat kalıcı bir tutuma dönüştüğünde, bireyi geleceksizliğe, toplumu ise güçsüzlüğe sürükler. Bu nedenle kararsızlık yalnızca kişisel bir mesele değil, aynı zamanda kamusal bir sorundur. Ve her kamusal sorun gibi, bilinçle, katılımla ve ortak sorumluluk anlayışıyla aşılmalıdır.

Aforizma: "Karar vermeyen insan, kendi yolunu seçmez; başkalarının seçtiği yolda yürümeye razı olur."