Hep söylenir: “Turizm de Güney Bölgesi, Ege Bölgesi’ne göre hava şartları açısından daha şanslıdır.”
Özellikle ekim ve daha sonrası aylarda Türkiye’nin güney bölgelerinin bu konuda daha avantajlı olduğu düşünülür. Peki, gerçekten öyle mi? Yoksa biz hâlâ geçmiş yılların hava şartlarına ve alışkanlıklarına göre mi hareket ediyoruz?
Bugün 25 Ekim. Plajlara baktığımızda şezlongların kaldırıldığını, şemsiyelerin toplandığını ve sezonun sona erdiği düşüncesiyle hazırlıkların yapıldığını görüyoruz. Ancak ortada ilginç bir manzara var: Plajlar tıklım tıklım! Şezlong ve şemsiye yok ama insanlar güzel havayı fırsat bilerek denize ve plajlara koşuyor.
Büyük otellerde doluluk oranları iyi. Buna karşılık küçük otellerde aynı hareketliliği göremiyoruz. Ancak evler, özellikle yurt dışında yaşayanların kullandığı konutlar, sezonun son günlerini değerlendirmek isteyenlerle doluyor. İnsanlar, yılın son günlerini güzel havanın ve denizin tadını çıkararak geçirmek istiyor.
Peki, bütün bunlar bize ne anlatıyor?
Bize, turizm sezonunun bittiğini düşündüğümüz bir dönemde bile turizmin hareketli olduğu insanların denize girmek, güneşlenmek ve tatil yapmak istediğini anlatıyor.
Didim’i yalnızca birkaç aya sınırlandırmayalım
Bir tur operatörü ve turist rehberi olarak Didim turizmini yakından tanıyan, gelişimini adım adım takip eden kişilerden biriyim.
Kış Nüfusunun 4 binden 120 bine ulaşmış bir turizm destinasyonundan söz ediyoruz. Tarihi, kültürü ve çok kültürlü yapısıyla dikkat çeken Didim, yıllar içerisinde konaklama ve hizmet sektörlerinde de önemli bir gelişim gösterdi.
Özellikle yurt dışında Didim turizmine yönelik bir ilginin bulunduğunu görüyor ve bu ilgi her geçen gün artıyor.
Bütün bu gelişmeler, Didim açısından olumlu işaretler veriyor. Ancak konuyu yalnızca Didim ile sınırlandırmamak gerekiyor. Artık Kuzey Ege’den Güney Ege’ye kadar uzanan geniş bir coğrafyayı, değişen hava şartlarıyla birlikte yılın daha fazla ayında turizme hitap edebilecek bir bölge olarak değerlendirmeliyiz.
Burada asıl mesele, havaların güzel olmasıyla sınırlı değil. Asıl mesele, bu güzel havayı turizm hareketliliğine dönüştürebilmek.
Hava değişti, peki turizm anlayışımız değişti mi?
Ege Bölgesi’nde turizm sezonunun sona ermesi, büyük ölçüde geçmiş yılların alışkanlıklarına göre şekilleniyor.
Dalaman ve Bodrum havalimanlarına yapılan uçuşlar, ülkeden ülkeye ve havayolu şirketine göre değişmekle birlikte, ekim ayının başından sonuna kadar önemli ölçüde azalabiliyor ve sona eriyor. Konaklama sektörü de kendisini bu uçuş takvimine göre ayarlıyor. Tesislerin büyük bölümü kapılarını kapatıyor ve bir sonraki sezonun açılışını beklemeye başlıyor.
Elbette bunun ekonomik, operasyonel ve ticari nedenleri var. Ancak burada sormamız gereken bir soru bulunuyor:
Turizm sezonunu gerçekten hava şartları mı bitiriyor, yoksa uçuşların azalması ve tesislerin kapanması mı turizmi sona erdiriyor?
Geçmiş yılların hava şartlarına göre oluşturulan bu düzen, bugünün koşullarında yeniden değerlendirilmelidir.
İnsanlar ekim, kasım ve hatta aralık aylarında hâlâ denize giriyor, plajlarda vakit geçiriyor ve tatil yapmak istiyorsa bu talebi görmezden gelemeyiz. Hava şartları uygun olduğu hâlde uçuşların azalması ve bitmesi, tesislerin kapanması ve hizmet seçeneklerinin daralması, değerlendirebileceğimiz bir turizm potansiyelinin yeterince kullanılmaması anlamına geliyor.
İzmir’e kış döneminde uçuşların devam etmesi de tek başına yeterli değil. Konaklama sektörünün, tur operatörlerinin ve diğer turizm işletmelerinin de bu döneme uygun programlar hazırlaması gerekiyor.
Çünkü uçuşun olması başka, o uçuşla gelen ziyaretçinin konaklayabileceği, yeme içme hizmeti alabileceği ve tatilini değerlendirebileceği bir destinasyon bulması başkadır.
Ege Bölgesi’nin kış turizmi potansiyelini değerlendirebilmesi için havayolu şirketleri, tur operatörleri ve konaklama sektörü arasında yeni bir iş birliği anlayışına ihtiyaç var.
Önce kendimizi inandırmalıyız
Elbette bütün bunları tur operatörlerine ve havayolu şirketlerine anlatacak olan bizleriz.
Ancak bunun için öncelikle kendimizi yıllardır tekrarladığımız rutin söylemlerden kurtarmamız gerekiyor. Teknolojinin sunduğu imkânları, değişen hava şartlarını, seyahat alışkanlıklarını ve turistlerin yeni beklentilerini dikkate almalıyız.
Turizm, değişen koşullara uyum sağlayabildiği ölçüde gelişir. Dün geçerli olan bir uygulamanın bugün de aynı şekilde sürdürülmesi gerektiğini düşünmek, bizi yeni fırsatları görmekten alıkoyabilir.
Elbette turistlerin alışkanlıklarını değiştirmek kolay değil. Yıllardır ekim ayının başıyla birlikte Ege’de deniz sezonunun sona erdiğine inanan bir turist kitlesi var. Bu insanlara Ege’nin yalnızca yaz aylarında değil, uygun hava şartlarında sonbaharda ve kışın belirli dönemlerinde de tatil imkânı sunduğunu anlatmamız gerekiyor.
Bunun yolu, yalnızca güzel havalardan söz etmekten geçmiyor. Ulaşım imkânlarını, açık tesisleri, sunulacak hizmetleri ve bölgenin kültürel, tarihî ve doğal değerlerini bir araya getiren programlar hazırlamalıyız.
Turistlere yeni seçenekler sunmalı, tur operatörlerine bu seçeneklerin ticari karşılığını göstermeli ve havayolu şirketleriyle sezon dışı uçuşların sürdürülebilirliği üzerine çalışmalıyız.
Sezonu uzatmak bir hayal değil, değerlendirilmesi gereken bir fırsattır
Öncelikle kendimiz şuna inanmalıyız: Hava şartlarının uygun olduğu dönemlerde turistlerin tatil tercihlerini değiştirmeleri ve farklı destinasyonlara yönelmeleri mümkündür.
Ardından bu düşünceyi somut çalışmalara dönüştürmeliyiz. Hem yurt içinde hem de yurt dışında tanıtım faaliyetleri yürütmeli, yeni pazarlar araştırmalı ve Ege’nin sezon dışı turizm olanaklarını anlatmalıyız.
Didim gibi tarihî ve kültürel zenginliklere sahip destinasyonlar için bu yaklaşım daha da önemlidir. Çünkü turizmimizi yalnızca deniz, kum ve güneş üçlüsüne dayandırdığımız sürece sezonu belirli aylara sıkıştırmaya devam ederiz. Oysa tarihimiz, kültürümüz, doğamız, gastronomimiz ve yerel yaşamımız, farklı dönemlerde farklı ziyaretçi gruplarına hitap etmemizi sağlayabilir.
Bunun için öncelikle düşünce yapımızı değiştirmeli, ardından sektörün diğer paydaşlarıyla birlikte hareket etmeliyiz.
Unutmayalım ki turizmde fırsatlar yalnızca yeni oteller yapmakla veya yeni pazarlar bulmakla ortaya çıkmaz. Bazen mevcut değerlerimizi farklı bir bakış açısıyla değerlendirmek de önemli sonuçlar doğurabilir.
Ege’nin turizm sezonunu uzatmak için önce turizme bakış açımızı değiştirmeliyiz.