Tarihi ve olayların nasıl geliştiğini bilmek, konuyu sağlıklı değerlendirebilmek açısından son derece önemlidir. Derler ya, “İlk düğmeyi doğru iliklemek önemlidir.” Tarihi bilmek de biraz buna benzer.
Bir olayı doğru anlatmak; kişiyi, kurumu ve toplumu doğru bir yola götürür. Aynı zamanda o olayın gelişmesinde emeği geçenlerin hakkının ve değerinin bilinmesini sağlar.
Bugün sizlere Didim’in zeytin ve zeytinyağı konusunda geldiği noktaya ilişkin, belki de pek çoğumuzun hatırlamadığı bir başlangıçtan söz etmek istiyorum.

YIL 2010…
Bahattin Gökdemir, o dönemde Didim Ziraat Oda Meclis Başkanı, aynı zamanda Didim Ticaret Odası Meclis Üyesiydi, ben de Meclis Üyesiyim. Bir sohbetimiz sırasında İtalya ve İspanya’nın zeytin ve zeytinyağı konusunda önemli ülkeler olduğunu söyledi. Mümkünse bu ülkelerden birine giderek, yapılan çalışmaları yerinde incelemek istediklerini ifade etti.
Aydın’daki Ziraat Odaları ile birlikte böyle bir çalışma yapılabileceğini söyledi.
Ben de, “Tamam, araştırayım.” dedim.
Araştırmaya başladık.
Ancak yalnızca zeytin bahçelerini ve zeytinyağı fabrikalarını görmek yeterli olmazdı. Gidilecek yerlerde ilgili kurumlarla görüşmeler yapılması, onların çalışmalarının da incelenmesi gerektiğini düşündük.
Çalışmayı buna göre şekillendirmeye başladım.
İtalya ile bağlantısı bulunan tur operatörleriyle görüştüm. Düşüncelerimizi ve yapmak istediğimiz çalışmayı anlattım. Onlar da olumlu yaklaştılar ve organizasyon başladı.
Programlar hem Aydın’da hem de İtalya’da oluşturuldu.
Derken seyahat günü geldi.
Toplam 21 kişiydik.
Didim’den rahmetli iki arkadaşım Veysel Ece ve Ali Çağlar da aramızdaydı. Mekânları cennet olsun. Dr. Halil Akıl, Osman Ayyıldız, Noter Bekir İşlek, Ayhan Kara, Ali Turan, Eşlerimiz ve daha birçok arkadaşımız bizimleydi. Nazilli ve Kuyucak Ziraat Odası başkanları ile Didim Ziraat Odası Başkanı Ahmet Çetin de guruptaydı.
Hiç unutamayacağım bir anım vardır.
Didim’den yola çıkıp Orman Kampı civarına geldiğimizde, o zamana kadar tanışmadığım Didim Ziraat Odası Başkanı Ahmet Çetin bana döndü ve:
“Hikmet Bey, sana güvendik, yola çıkıyoruz.” dedi.
Bir taraftan bu sözün sorumluluğunu hissettim, diğer taraftan da gezimizin amacı konusunda kafilede bazı soru işaretleri olduğunu fark ettim.
Çünkü bu gezi yalnızca İtalya’yı görmek için yapılmıyordu.
Zeytin bahçelerini görecek, zeytinlerin nasıl işlendiğini ve zeytinyağının nasıl üretildiğini inceleyecek, fabrikaları gezecek ve elbette İtalya’yı da tanıyacaktık.

ROMA’DAN İTALYA’NIN GÜNEYİNE
O yıllarda İzmir’den İtalya’ya doğrudan uçuş yoktu. İstanbul üzerinden Roma’ya uçtuk.
Bazı arkadaşlarımızla o yolculukta ilk kez tanışıyorduk.
Turumuzun ilk gününü Roma’da geçirdik. Daha sonra otobüsümüzle İtalya’nın güneyine doğru yol almaya başladık.
Gittiğimiz bölgelerde zeytin bahçelerini gezdik. Zeytinyağı fabrikalarını ziyaret ettik. Zeytinlerin hasadını, sıkılmasını ve yağ haline gelmesini yerinde gördük. Farklı zeytinyağlarının tadımını yaptık.
Sofra zeytininde tartışmasız önde olduğunu biliyorduk.
Peki zeytinyağında durum neydi?
İşte asıl tartışma burada başladı:
Didim’in zeytinyağı mı daha güzel, İtalya’nın zeytinyağı mı?
Bu tartışma seyahat boyunca devam etti.
Noter Bekir Bey ise başka bir konunun peşine düşmüştü.
Üretim sırasında ortaya çıkan suyun nasıl değerlendirildiğini ve nasıl yok edildiğini merak ediyordu. Sordu, araştırdı, cevaplar aldı ama bir türlü tam anlamıyla tatmin olmadı.
İnşallah aradığı cevabı bulmuştur!
İTALYANLARIN İLGİSİ
İtalya seyahatimiz sırasında gittiğimiz bazı yerlerde belediye başkanları ve Kültür Bakanı, Tarım Bakanı ve Çevre Bakanı tarafından kabul edildik.
Hatta bir ziyaretimizde Kültür Bakanı kendi arabasıyla geldi. Arabasından indi ve bize kendisi rehberlik etti.
Bu bizim için gerçekten unutulmaz bir davranıştı.
İtalya Zeytin Birliği Başkanı da bizi kabul etti.
Didim tabii ki o yıllarda İtalya’da çok fazla bilinmiyordu. Didim’in nerede olduğunu ve bizim oraya gelmemizin amacını sordular.
Türkiye’den, Didim’den böyle bir heyetin kendilerini ziyaret etmesinden büyük memnuniyet duyduklarını ifade ettiler.
Her gittiğimiz yerde hediyeler veriliyor, plaketler karşılıklı olarak el değiştiriyordu.
Güzel bir seyahat geçirdik.
Görmemiz gereken yerleri gördük. Öğrenmemiz gerekenlerin ise hiç olmazsa bir bölümünü yerinde öğrenmeye çalıştık.
Sonunda Didim’e döndük.
Ama asıl hikâye daha yeni başlıyordu.
Didim Ziraat Odası da boş durmadı.
Didim, Birliğin üyesi oldu.
Dünya Akdeniz Ülkeleri Zeytin Üreticileri Birliği Genel Başkanı Enrico Lupi ve beraberindeki heyeti davet etti, Didim’e geldiler.
Birliğin genel kurulları da Didim’de, Garden Of Sun Otel’de gerçekleştirildi.
İşte tam o dönemde Didim’de 1. Zeytinyağı Festivali organize edildi.
Birlik Başkanı ve heyetinin yanı sıra Yunanistan’ın Kos, Leros ve Kalimnos adalarından da heyetler festivale katıldı.
Böylece festivalin adı 1. Uluslararası Zeytin Festivali olarak değişti.
Bugün Didim Belediyesi’nin önünde bulunan iki zeytin ağacı da işte o dönemin hatırasıdır.
2011 yılında Yunanistan’dan getirilen zeytin ağaçlarıdır.
O dönemde Didim Belediye Başkanı ise Mümin Kamacı’ydı.
Bugün 8’incisi gerçekleştirilen Zeytin Festivali, artık Guinness Rekorlar Kitabı’na girmek gibi önemli bir hedefin peşinden koşuyor.
DÜŞÜNÜN…
Bir zamanlar İtalya’daki zeytinyağı fabrikalarını görmek, üretimi yerinde incelemek ve oradaki uygulamalardan bir şeyler öğrenmek için yola çıkmıştık.
Bugün ise Didim, kendi zeytin kültürünü ve festivalini uluslararası ölçekte büyütmenin, hatta Guinness Rekorlar Kitabı’na girmenin hedefini taşıyor.
İşte bu, geçmişte atılan adımların zaman içinde nasıl bir değere dönüşebildiğinin güzel bir örneğidir.
Bu nedenle geçmişi bilmek önemlidir.
Çünkü her organizasyonun, her festivalin, her başarının arkasında bir başlangıç vardır.
O başlangıçta fikir üreten, araştıran, yola çıkan, risk alan ve insanları bir araya getiren insanlar vardır.
Belki bugün isimleri çok fazla hatırlanmıyor olabilir.
Ama yapılan her işin bir hafızası vardır.
Ben de bu vesileyle, Didim’in zeytin ve zeytinyağı konusunda bugünlere gelmesinde emeği geçen herkese teşekkür etmek istiyorum.
Rahmetli olan arkadaşlarımızı da bir kez daha saygı ve rahmetle anıyorum.
Veysel Ece ve Ali Çağlar’ın mekânları cennet olsun.
Ve belki de bütün bu hikâyenin bize söylediği en önemli şey şudur:
İlk düğmeyi doğru iliklerseniz, yolun devamı çok daha güzel olur.