Özet
Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) sonrasında Osmanlı Devleti fiilen tasfiye sürecine girmiş, Anadolu toprakları İtilaf Devletleri tarafından işgale açılmıştır. Bu süreçte Türk milleti, siyasi varlığını Anadolu’nun dar bir coğrafyasına hapsetmeyi hedefleyen emperyalist planlarla karşı karşıya kalmıştır. Ancak 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışıyla başlayan Millî Mücadele, yalnızca askerî değil aynı zamanda siyasal bir diriliş hareketi niteliği taşımıştır. Amasya Tamimi, Erzurum ve Sivas Kongreleri ile teşkilatlanan millî irade, 28 Ocak 1920’de Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı tarafından kabul edilen Misak-ı Millî ile somut ve bağlayıcı bir siyasî programa dönüşmüştür. Bu makale, Misak-ı Millî’nin tarihsel arka planını, Millî Mücadele içindeki yerini ve Türk milletinin istiklal iradesinin hukuki-siyasi manifestosu oluşunu incelemektedir.
Anahtar Kelimeler: Misak-ı Millî, Millî Mücadele, Mondros Mütarekesi, Meclis-i Mebusan, Mustafa Kemal Atatürk, Ulusal Egemenlik
1. Giriş
I. Dünya Savaşı’nın ardından imzalanan Mondros Mütarekesi, Osmanlı Devleti’nin askerî ve siyasî bağımsızlığını fiilen ortadan kaldıran bir belge niteliğindeydi. Mütareke hükümleri, İtilaf Devletlerine stratejik bölgeleri işgal etme yetkisi tanımış ve Anadolu coğrafyası parçalanma sürecine sürüklenmiştir. Bu durum, Türk milletinin tarih sahnesinden silinmesini hedefleyen bir tasfiye planının başlangıcı olmuştur.
Ancak Türk milleti, bu tabloyu kabullenmemiş; millî varlığını korumak adına tarihsel bir direniş süreci başlatmıştır. Bu direniş, askerî mücadele kadar siyasî bilinç ve örgütlenmeyi de kapsayan bir bağımsızlık hareketidir.
2. Millî Mücadele’nin Siyasal Zemini: Amasya, Erzurum ve Sivas
Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışı, Türk tarihinin dönüm noktalarından biridir. Bu adım, millet egemenliğine dayalı yeni bir siyasal anlayışın başlangıcıdır.
2.1 Amasya Tamimi (22 Haziran 1919)
Amasya Tamimi, “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” ifadesiyle ulusal egemenlik ilkesini açıkça ortaya koymuştur. Bu belge, İstanbul Hükûmeti’nin meşruiyet kaybını işaret etmiş ve millî iradeyi esas alan yeni bir siyasî çizgiyi başlatmıştır.
2.2 Erzurum ve Sivas Kongreleri
Erzurum (23 Temmuz–7 Ağustos 1919) ve Sivas (4–11 Eylül 1919) Kongreleri, bölgesel direnişleri ulusal bir çatı altında birleştirmiştir. Bu kongrelerde:
* Vatanın bir bütün olduğu ve bölünemeyeceği,
* Manda ve himayenin kabul edilemeyeceği,
* Millî kuvvetlerin etkin, millî iradenin hâkim olduğu
ilkeleri kabul edilmiştir.
Bu kararlar, Misak-ı Millî’nin ideolojik ve siyasal temelini oluşturmuştur.
3. Misak-ı Millî’nin Kabulü (28 Ocak 1920)
Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda kabul edilen Misak-ı Millî, Millî Mücadele’nin siyasî hedeflerini maddeler halinde belirleyen bir “ulusal yemin” niteliğindedir. Temel esasları şunlardır:
* Arap çoğunluğu bulunan bölgelerin geleceğinin halk oylamasıyla belirlenmesi,
* Türk çoğunluğun yaşadığı toprakların bölünmez bütünlüğü,
* Kars, Ardahan ve Batum için halkoylaması,
* Batı Trakya’nın statüsünün plebisitle belirlenmesi,
* İstanbul ve Marmara’nın güvenliği sağlanmak şartıyla Boğazların dünya ticaretine açık olması,
* Azınlık haklarının karşılıklılık esasına dayanması.
Bu maddeler, Türk milletinin yalnızca toprak bütünlüğünü değil, egemenlik hakkını da savunduğunu göstermektedir.
4. Misak-ı Millî’nin Tarihsel Anlamı
Misak-ı Millî, bir imparatorluğun çözülüş sürecinde doğan bir ulus-devletin siyasal doğum belgesidir. Bu belgeyle:
* Millî sınır anlayışı ortaya konmuş,
* Ulusal egemenlik hukuki bir temele bağlanmış,
* İstanbul Hükûmeti’nin pasif siyasetine karşı millet iradesi resmî bir kimlik kazanmıştır.
İtilaf Devletleri, Misak-ı Millî kararlarını kabul edilemez bulmuş ve 16 Mart 1920’de İstanbul’u resmen işgal etmiştir. Bu gelişme, Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasına giden süreci hızlandırmıştır.
5. Sonuç
Misak-ı Millî, Türk milletinin Mondros sonrası dayatılan esaret düzenine karşı verdiği siyasal cevaptır. Bu belge, yalnızca sınırların değil, aynı zamanda egemenliğin de millete ait olduğunun ilanıdır. Amasya’dan başlayıp Erzurum ve Sivas’ta şekillenen millî irade, Misak-ı Millî ile kurumsal bir kimlik kazanmış; Türk milletinin istiklal kararı dünya kamuoyuna duyurulmuştur.
Bu yönüyle Misak-ı Millî, Millî Mücadele’nin askerî zaferlerini mümkün kılan siyasal ve fikrî temel olarak değerlendirilmelidir.
Kaynakça (Seçme)
* Atatürk, M. K. Nutuk.
* Karal, E. Z. Osmanlı Tarihi.
* Shaw, S. J. & Shaw, E. K. History of the Ottoman Empire and Modern Turkey.
* Zürcher, E. J. Turkey: A Modern History.
* Akşin, S. Kısa Türkiye Tarihi.
ANMA METNİ: MİSAK-ı MİLLÎ RUHU
Mondros’un karanlığında Anadolu’nun kalbine hapsedilmek istenen bir millet vardı. Umutsuzluk hesapları yapılırken, 19 Mayıs 1919’da Samsun ufkunda bir güneş doğdu. O güneş, yalnızca bir komutanın değil, bir milletin kaderini değiştirecek iradenin ışığıydı.
Amasya’da millet kendi kaderine sahip çıktı. Erzurum’da vatanın bölünmeyeceği haykırıldı. Sivas’ta millet tek yürek oldu. Ve 28 Ocak 1920’de Misak-ı Millî ile dünya şunu duydu:
“Bu millet esir yaşamaz.”
Misak-ı Millî, sınırların çizilmesinden öte bir anlam taşır; o, onurun, bağımsızlığın ve hür yaşama iradesinin yeminiydi. Bir imparatorluk küllerinden yeni bir devlet doğarken, o yeminin ateşi yolumuzu aydınlattı.
Bugün Misak-ı Millî’yi anmak; yalnızca geçmişi hatırlamak değil, vatanın bütünlüğü ve milletin istiklali uğruna verilen o büyük kararı yürekte yeniden hissetmektir.
Çünkü Misak-ı Millî bir belge değil, bir milletin namus sözüdür. Bütün Şehitlerimizi Rahmet Şükranla ve Minnetle yad ediyoruz
Mavi Didim’in değerli okuyucuları, tarih sadece geçmişin aynası değil, geleceğin pusulasıdır. Bizler de bu pusulayı iyi okumalı, tarihimize, ecdadımıza ve onların bize bıraktığı onurlu mirasa sahip çıkmalıyız.
Bir sonraki yazımızda buluşmak dileğiyle...
Ne mutlu Türk’üm diyene! Sonsuz Sevgi ve Saygılarımla