“Emek kesiminin bu hırsızlık düzenine isyan etmemesi, ancak bu gerçeklerin gizlenmesiyle olur; dinin bir bilinç çarpıtma aracı olarak devreye sokulmasıyla olur; eğitimin engellenmesi, düzeyinin düşürülmesi ve dinselleştirilmesiyle olur. O yüzden bunlar insanın cahilini severler; bakıp da göremeyenleri, görüp de bağlantıları yeterince kuramayanları tercih ederler; her türlü ilişkiyi çözenleri de yağmaya ortak etmeye çalışırlar.” Yağmaya ortak olmaya vicdanı elvermeyenleri de bir biçimde yok ederler. Oğuz Oyan Hocanın saptadıkları, yaşamımızın kısa özetidir. 

Birçok ülke gibi(yeterince gelişmemiş veya bilerek ve isteyerek geri bıraktırılmış),bizim tarihimizde bir darbeler tarihidir. Genel olarak darbelerde güçlü olanlar kazanırlar. Darbe yapmak serbest, darbeye teşebbüs etmek yasaktır. Bir yazımda bende darbeyi, “egemenlerin paylaşım temelli tepişmesi” olarak tanımlamıştım. Çok eskiden okumuş olduğum bir okuma parçasını anımsıyorum. Şöyle bir şeydi: Bir ülkede darbe teşebbüsünde bulunan bir kişi yakalanıyor ve savcının karşısına çıkarılıyor. Savcı soruyor; “Darbe girişiminde bulunmuşsun, taraftarların kimdi?” Adam yanıtlıyor; “Eğer kazansaydım, sende taraftarım olacaktın(!)” Taraftarlık, kazanmakla çok yakın ilişkisi olan bir tavır alıştır. Yukarıda vurguladığım gibi, darbe paylaşım temelli bir mücadeledir. Paylaşımlardan yararlananlar yandaş veya taraftarlardır. Hukukun üstünlüğü değil de, üstünlerin hukuku (hukuksuzluğu diye okunabilir)uygulandığı ülkelerde yandaşlar bilmez fakat çıkarları eşliğinde koşullandırılırlar. Yığınlar, haksızlıkların ve hukuksuzlukların yanında yer alırken; gerçekte kendilerinin karşısında olurlar(!) 

Darbe, kurum ve kuralların işlemediği toplumlarda gündeme gelir. Pratikte tanık olunan genellikle muhalif olanların yaptığı darbelerdir. Ancak sessiz ve derinden yapılan iktidar darbeleri daha yaygındır. Buna sürekli darbe diyebiliriz. İktidara el koyanların üstten ele geçirdikleri kurumları, aşağıdan yukarıya işgal etmeleri sürekli darbenin tipik işleyiş biçimidir. Bu yöntemle önce kurumlar ele geçiriliyor; ele geçirilen kurumların içi boşaltılarak önce etkisizleştiriliyor ve sonra da istenmez hale getiriliyor(!) Oysa devlet, kurumlar bileşeninden oluşur. 

İlk defa ve bir biçimde iktidar ele geçirildiğinde; ondan sonraki tüm seçimler her türlü yol ve yöntem kullanılarak kazanılmaya devam ediliyor. Ta ki, bıçak kemiğe dayanıncaya dek. Bıçak ne zaman kemiğe dayanır? İşsizlik, yoksulluk ve açlık kitleselleşinceye dek! 

Sürekli darbe ancak iktidar olanaklarıyla sürdürülebilir. İktidar, istediği gibi yönetmeyi yeğler. Bunu sürdürürken, iktidarın elden çıkmaması ile birlikte, yönetim biçiminin değişmesi de istenmez. İstenen şey, paylaşımdaki belirleyiciliğin sürdürülmesidir. Süreç kaçınılmaz olarak alanın daralmasına ve birkaç aktörün ön plana çıkmasına neden olur! Bu olumsuz gelişme toplumda huzursuzlukların artmasına neden olur. Toplumda gelişen karşı çıkışlar şiddete başvurularak bastırılır! 

Sakının kin tutsağı akılsız beyinlerden, 

Ve kafasını kuma gömüp yaşayanlardan; 

Dostunu tanımayan kendisinin de düşmanıdır, 

Çünkü kan yerine nefret akar damarlarından!