Çocuk değiliz artık… Ne bayramlık giysiler, ne de yastık altında sabahı bekleyen kırmızı rugan ayakkabılarımız var. Tüketim toplumu seferi, bizler de olunca onun neferi; bayramdan, bayrama alınan giysiler dönemi çok uzak günlerde kaldı.
Hep yazıyoruz; kaynaklar az, insanlar çok dolayısıyla Ulu Manitu kurbanlar istiyor; silah tüccarları da kasalarının dolmasını… Uygarlığın odu ve de ABD Doları'na endeksli “petrol” ve “doğal gaz” Ortadoğu’da oldukça, herkesin haz alacağı topraklar Ortadoğu olacaktır; kaynaklar tükeninceye dek ve sürekli kan dökülecektir hiç kuşkusuz…


Bilindiği gibi OLMAK YA DA OLMAMAK DESE DE HAMLET… Bugünlerde Ortadoğu ülkelerini yapacaklar omlet…

Var ya bizde bir deyim; iti-ite kırdırmak… İşte Donald aga da bu topraklarda yaşayan halkları; ayrım yapmaksızın… Herkesi kafa, kafaya tokuşturarak; dalgasını geçiyor şu Ortadoğu denen kara parçasında…

Görünen odur ki Müslümanlar için kutsal ay olan Ramazan'da olduğu gibi Şeker Bayramı günlerinde de savaş rahat bir soluk aldırmayacak Ortadoğu halklarına...



Ben Hippieler’in çömezlerindenim ve 68 kuşağının da…Onlar 20’li yaşlarını sürerken henüz girmiştim ergenliğe…
Savaşma, seviş diyen, usanmadan barış şarkıları söyleyen…Yürekleri sevgi, dostluk, savaşsız, sömürüsüz bir dünya için çarpan o güzel insanları tanıdım.
Onları anımsadıkça; acıyorum geçen yıllarıma… Çünkü ben; enflasyon çocuğu olarak büyüdüm. Yıllar içinde darbelerin gölgesinde yaşam yolculuğumu sürdürdüm.
Mutlu, geleceklerinden güvenli, endişesiz, korkusuz yaşayan başka ülke halklarını özençle izlemek; nasıl bir duygudur iyi bilirim.
Oysa bizler üç anakaraya yayılmış, koskoca bir devletin ardılı ya da özeti diyebileceğimiz bir ülkede; giderek küçülen, giderek ezilen ve her geçen günde daha çok üzülen, endişelenen insan posalarıyız bu ülkede derken... Neredeyse "Aman ülkemiz savaştan uzak dursun da, başka sıkıntıları göğüslemeye alışkınız, her nasılsa üstesinden geliriz " diyecek durumdayız.

Hangi dilden girmiş olursa olsun; anlamları, karşılıkları çok değerli olan sözler var dilimizde, Türkçemiz’de…İstikrar, denge, refah, gönenç, kalkınmışlık, huzur, mutluluk, güven gibi… Hiç kuşkusuz bu günlerde en önemli ve anlamlı sözler; Kemal Atatürk'ün Yurtta Barış, Dünyada Barış özdeyişi...
İnsan yaşamında hoş duyguların sözel karşılığı olan bu sözleri; sözlüklerimiz içeriyor, dillerimiz söylüyor ama duygularımız tadamıyor, tanımıyor o kavramları uzun yıllardır ne yazık ki… Üstelik günümüzde "savaşma, seviş" diyerek sokaklarda barış ezgileri söyleyerek dans eden hippieler de kalmadı. Birleşmiş Milletler de işlevini yitirmiş, sanki yok hükmünde bir kuruluş. Savaşı sonlandırmak için dünya genelinde hiç bir kurum, kuruluş ya da ülkeden ne bir söylem, ne de bir eylem yok...

Tüm bu karanlık ve umutsuz gerçeklere karşın, yüreğim diyor ki umut, insanın benliğindeki en değerli duygudur. Ortadoğu'nun üzerine çöken kara bulutları dağıtacak güç, belki BM'de, belki büyük devletlerin saraylarında değil; "savaşma, seviş" diyen hippielerin değerlerini günümüzde de yaşatan sıradan insanların yüreğinde vardır.

Bizler, koskoca bir imparatorluğun küllerinden yeniden doğan bu ülkede, ne güçlükler yaşadık, ne zorlukların üstesinden geldik. Enflasyonla yoğrulduk, darbelerle sarsıldık ama tükenmedik. Bugün Ortadoğu'da kan gövdeyi götürürken, bizlerin "ülkemiz savaştan uzak kalsın" diyebiliyor olmamız bile bir umut arayışıdır, barış için savaşa karşı bir duruştur.

Bayramlar barış, kardeşlik, dostluk duygularını yaşatır. Bugün ayaklarımızda çocukluğumuzun kırmızı rugan ayakkabıları olmayabilir ama bir çocuğun bayram neşesini yaşatmak, onlara savaşsız ve sömürüsüz bir dünya sunmak hepimizin amacı olabilir. Yeter ki biz, Atatürk'ün gösterdiği yolda yürürken yurtta ve dünyada barışı ilkesini sözde değil özde gerçekleştirelim.

Ve yalnızca kendi çocuklarımız için değil Ortadoğu'daki çocuklar için de güvenli, neşeli, mutlu bayramlar yaşayabilecekleri savaşsız, sömürüsüz bir gelecek dileyelim.