Sadece yanlış yapmamışlar, yaptıkları yanlışları uyarılara karşın ısrarla sürdürme çabasında olmaları anlaşılır gibi değil!
Yanlış yapmakta ısrar edenler küçük bir azınlık olmasına karşın; göre sınırsız olanaklarla donatılmış durumdalar. Yaptıkları yanlışlar kitlelerde dalgalanmalar yarattığında ya sıradan bir kurban vererek ya da suçu dış düşmanlara yıkarak geri çekilmektedirler. Geri çekilmeleri o işi yapmaktan vazgeçtikleri anlamına gelmiyor. Yeniden saldırıya geçmek için fırsat kollamaktadırlar. Bunun için şeytana pabucunu ters giydirmeleri olasıdır(!)
İlk düğme yanlış iliklendiğinde, yanlışlık sürekli hale gelir.
İnsan yaşamındaki ilk düğmeler çok önemlidir. Bu konuda yapılan seçim veya adına yapılan seçim bir ömür boyu etkinliğini sürdürecektir. İkilem şurada; gerçek yaşam mı temel alınacaktır (bilimsel yöntem), yoksa inanç temelli yaklaşımlar mı? Bazı inanç temelli yaklaşımlar, işe ilk düğmeyi yanlış ilikleyerek başlayabilir. Bu olumsuzluğun en tipik örneği kendi dışında kalanları yanlış değerlendirmeleridir. Kendilerini farklı, ayrıcalıklı, hikmet sahibi ve olmazsa olmaz olduklarını düşünebiliyor olmalarıdır. Bu ötekilerin sıradanlar olduğu, varlıkları ile yokluklarının pek önemli olmadığı sanısıdır(!)
Yanlış değerlendirmelerin birinci sırasında kadınlar var. Onları yabancılar, çocuklar ve yaşlılar izlemektedir. Bu noktada sorulması gereken soru şu: Kadını insan olarak görmeyenlerin insan olma olasılığı var mı? Hacı Bektaşi Veli’ye Kadıncık Ana için eşiniz mi diye sorulduğunda verdiği yanıt şöyle; “Eşim değil, eşitim.” Biz biliyoruz ki, dünyadaki insanların yarısı kadın ve öteki yarısını doğuranlarda onlar. Bir pozitif ayrımcılık uygulanacak ise, öncelikle kadınlar için uygulanmalıdır. Kendisini saygı ve rahmetle andığımız; Bozkırın Tezenesi, Neşet Ertaş şöyle demişti; “Kadınlar insandır, biz insan oğluyuz!” Burada ayrımcılık yok, eşitlerden söz edilmektedir. Üstelik bu eşit, kendisine minnettar kalmamız gerekenlerdir.
Dincilik ve milliyetçilik (yanlış iliklemelerin somut örneğidir), ortalama bireylerin güçlülerden yana tavır alma zorunluluğudur. Sistemlerin yarattığı kurumlar aracılığıyla beyinlerin işgal edilmesi, işgallerin en zalim olanıdır! Sığ milliyetçilik, söylencelerin ardına takılarak güncel gerçekleri ıskalamaktır. Oysa ülke yararı temelinde gerçekleri görmek gerek. Ülke yararını gözeten yaklaşım sığ milliyetçilik değil, gerçek milliyetçilik yani yurtseverliktir!
Varsaydıkları veya tartışmasız olarak kabul ettikleri güçlüden yana olma ve biat etme yaklaşımları özgür ve üretken insanlardan yana bir yaklaşım değildir! Bu aykırı ve hastalıklı tavır, yanlış iliklenen ilk düğmedir. Bunun doğal sonucu olarak kadını eşit olarak görememek; çocuk, yaşlı ve yabancıların temel haklarını görmezden gelmek, insanların körlüğüne denk gelmektedir. Bu çarpık ve akılla bağdaşmayan yaklaşımlar sonucunda küçük bir azınlık sınır ve kural tanımayan yaşamlar sürdürürken; geriye kalan ve buyurgan azınlığa sorgusuz ve sualsiz inanan bir çoğunluk var. Azınlığın normalüstü yaşantılarını sürdürmeleri için kendilerinden istenenleri yaparlar(!) Yani kendileri için değil, onlar için yaşarlar(!)
Bilgi sorunlar karşısında değil, cehalet karşısında çaresiz kalır!
İnsanları en çok insanlıktan uzaklaşanlar yorar!
Kör muhafazakarlık ile, topal milliyetçiliğin yolunun sonu uçurumdur!