Yeşile savrulur rüzgârda yaprak,
Güneş öper gülüşünden gülü…
Bir özlem kanatır düş şafağını,
Irmak akar, sevdanın yüreğinden…
Yaşamın duruşu, çiçeklenmesi gonca güllerle gülümsemesi, sevinçlere kanat takması ve kendisini istenir kılması, paylaşıldıkça çoğalmasındandır. Paylaşılan yaşam gül bahçeleri kurarken; paylaşılmayanlar, yaşam alanını daraltır! Burada temel sorun adil paylaşımdan kaçınmaktır. Paylaşmamak temelli kişi veya dar grup yaklaşımları yıkar yaşamı(!) Paylaşım olmayan ortamda tüm renkler kapatır gözlerini… Oysa paylaşmak üretime katkıdır, güven, sevinç ve fırsat eşitliğidir. Yaşamları yaşanır kılmanın ön ve en gerekli adımıdır! Duygular körelince insanlıktan uzaklaşıldığı unutulmamalıdır!...
Yeşile savrulur rüzgârda yaprak,
Güneş öper gülüşünden gülü…
Bir özlem kanatır düş şafağını,
Irmak akar, sevdanın yüreğinden…
Sevda doğal akarındayken taşkınlara neden olmaz çünkü dağılımı dengelidir. Tıpkı ovada delta çizen su gibi, tüm gereksinimlere derman olmaya çalışır. Sevdanın ağırlık merkezi değişince kişiselleşmeye başlar. Kişiselleşme yoğunluk artışına neden olabilir. En etkili ilaç bile doz aşımında zehir olur. Bu nedenle sevdaya akıl eşlik etmelidir…
Umut geleceğe bakan gözdür…
Yürekte demlenen sevda bedene közdür!
Bir gonca renklere soyunur yaşama sevincini;
Beklenen rüzgâr geldiğinde, yürek alevlenir!
Dünya insanlık ailesi yaşama ilişkin sorunları, farklı zamanlarda, aynı olmayan koşullarda ve farklı araçlarla aşmaya çalışır. Farklı dayanaklardan kaynaklanan farklı dinamikler, ortak veya benzer sorunların çözümü temelinde; farklı yer ve zamanlarda olsa bile, aklın yolunda birleşmeyi başarmıştır. Varlıkların yaşama ilişkin sorunları ortak olunca, çözümlerin ortak olması da kaçınılmazdır…
Közlü su söner yürek yangınlarına,
Yatağından çözülür ki, deli çaylar…
Çeker kınından kurtuluşun sevdasını;
Cümle akarlar umutla ayağa kalkar!
Yaşamak güvendir, birlikteliktir ve farkındalıktır. Görüldüğü kadarıyla, yaşanan sorunların tamamı, adil olmayan paylaşımlardan kaynaklanmaktadır. Paylaşım ne kadar adil olursa; o kadar istenir bir demokratik yapıyı kurulabilir. Çoğalmak isteyen paylaşmalıdır. Alışılmış yaşamlar düşünceye pek şans tanımaz. Kabullenmek, bir yargıdan hükme varmaktır; yargı ne kadar kapsayıcı ise, hüküm o kadar sağlam bir zemine oturur.
Büyüttü sevgisini yüreğinde,
Severek besledi umutlarını;
Kucakladı doğada ne varsa.
Ve sığdı yüreğine koca bir dünya!
Sevgi ile sevdayı karşılaştırdığımızda; sevgi daha geniş, daha kapsayıcıdır. Bir anneyle çocuk arasındaki bağda, dostlukta, doğaya duyulan bağlılıkta, hatta insanın kendine duyduğu şefkatte görünür. Sevgi, çoğu zaman sakin bir akış gibidir; sürekliliğiyle hayatı besler, güven verir. Sevgi insanı çoğaltırken, doğa ile ve öteki varlıklar ile ilişki kurma olanağı sağlar…
Tohumda umut sabırla beklerken,
Çözüldü sancılı şafaklara acılarla…
Yürüdü gözü kara sevdalı sarmaşıklar;
Yürüdü yaşamaya çatlayan tohumlarla!...
Sevda ise daha dar, daha yoğun bir alana sıkışır. Aşkın ateşiyle yanar, tutkunun dalgasıyla savrulur. Sevda, çoğu zaman bir kişiye yönelir; bazen kavuşma umuduyla, bazen kavuşamamanın acısıyla. Sevgi’nin dinginliğine karşılık, sevda bir fırtına gibidir—yakıcı, dönüştürücü, bazen de yıkıcı. Sevgi çoğalınca dalgalar halinde yayılır ve paylaşıldıkça çoğalır. Sevda çoğaldıkça yoğunlaşır. Bir ata söylemimiz der ki; “Keskin sirke küpüne zarar verir. Sevda bir farkındalıklı noksan tamamlayıcısıdır. Akılcılıkla buluşuncaya dek yıkıcı olabilir(!) Sevda, insanı yoğunlaştırır; tek bir noktada bütün varlığını toplar.