LÜTFEN OKUYUNUZ

HÜLAGÜ HAN; genelde araplarla savaştığı için belli kesim tarafından hiç sevilmez! kötülenir.

Hülagü Han fiziksel açıdan Moğol'a hiç benzemeyen; sarışın, mavi gözlü, beyaz tenli bir kişi olduğu bilim adamlarınca da artık kanıtlanmış olan, soyu Gök-Türkler'e dayanan saf kan bir Türk’tür, dolayısıyla Hülagu Türk’tür.

Hülagü Han'ın bir diğer özelliği ise; Feth ettiği yerlerde Türkçe konuşmayı mecbur kılmıştır. Bunu İran Tarihi'ni incelediğimiz de görüyoruz. Türkçe konuşmayı mecbur kılan bir hükümdarı, Türklükten nasıl dışlarız?

İslamlaşmayı; Araplaşmak ve onun kültürünü yaşatmak olarak anlayan Türk milleti belki bu gün Türkçe konuşmasını bile Hülagu Han'a borçludur.

Bağdat Seferi olmasa; Anadolu Türklüğü belki de tamamen Araplaşacak veya Farsileşecekti.

Tarih yazanlar; hiçbir zaman tarihi yapanlara, sadık kalmadığı için birçok şey göz ardı edilir. Örneğin; Arapların (Kuteybe Bin Müslim) Talkan ve Curcan’da katlettikleri Yüz binlerce Türkün adı bile anılmaz.24 Km yol boyunca ağaçlara asılarak katledilen Türkler'in adı bile geçmez.

Türk Gençliği olarak: Tarihimizin noktasından, virgülüne kadar her şeyine sahip çıkacağız. Türk çocuğu; kendi soyundan binlerce kahramanın çıktığını bilecek, Türk olmanın gururunu yaşayacak!

****

İşte TARİHİ Belge...Lütfen Okuyunuz!!!

MAHMİL-İ ŞERİF, SURRE ALAYI...

443844723 7997566640275646 2352573201537893145 N

 

mahmil-i şerif Mekke ve Medine'ye, sürre namiyle gönderilen hediye ve paraların yüklendiği vasıta demektir.

bu yardım her yıl bir kaç defa tekrarlanır Osmanlıdan giden paralar hiç bir karşılık olmadan Araplara verilirdi.

çünkü Osmanlıya göre Araplar '' kavmi necip '' ti, yani yüce kavim.

Araplar ve Arap olan her şey kutsaldı.

onun için arabistan kupkuru bir çöl ken asırlarca fakir osmanlı türklerinden alınan vergiler le, haraçlar la arapları beslediler.

Araplar ise zenginliği ( petrol ) buldukları gün İngilizler birlik olup Osmanlıyı sırtından hançerlediler...

***

 DİNGO'NUN AHIRI...

441196289 7993412214024422 8397405896629502664 N

 Takvimler 3 Eylül 1872'yi gösterirken İstanbullular daha önce bir benzerini görmedikleri yepyeni bir ulaşım aracı ile tanışırlar: "atlı tramvay".İlk kez 1832 yılında New York’ta kullanılmaya başlayan bu ulaşım aracı, 1850’lerde önce Paris’e oradan da tüm Avrupa ülkelerine yayılır. Tabii, atlı tramvayın icat edildikten sonra Osmanlı topraklarına giriş yapması bir kırk yılı bulur.İstanbul halkının atlı tramvay kullanmaya başlaması adeta bir devrimin habercisidir; çünkü taht-ı revan, tenteli at arabası ve fayton gibi yalnızca maddi durumu yüksek olanların kullandığı ulaşım araçlarına ucuz bir alternatif gelmiştir.Azapkapı-Ortaköy hattında 06.30 ile 19.20 saatleri arasında her 20 dakikada bir sefer yapmaya başlayan atlı tramvay, kısa sürede herkesin tercih ettiği ulaşım aracı olur ve ilk hat olan Azapkapı-Ortaköy hattının açılışından sonra şehir içine yeni hatlar da eklenir.

Şişhane yokuşunda tramvayı çeken atların enerjileri neredeyse bitecek hale geldiğinden, tramvay seferlerinin aksamaması için atlar Taksim'de bulunan ahırda dinlendirilir.Yorgun atlar ahırda dinlenmeleri için bırakılır, yeni atlarla tramvay seferine devam edilir ve bu döngü sürekli bu şekilde devam eder. Atların bekletildiği ahır ise bugünkü Fransız Konsolosluğu’nun bulunduğu yerin yakınlarındadır ve Dingo adındaki bir Rum vatandaş tarafından idare edilmektedir.

Şişhane-Kurtuluş hattının işlekliği sebebiyle en çok kullanılan ahırlardan biridir Dingo'nun ahırı. Ancak Dingo biraz pervasızdır, üstelik çok içki içtiğinden kafası da pek yerinde değildir. Kayıtları düzenli tutulmayan bu ahıra kimin girip çıktığı belli olmadığından kavgası gürültüsü de eksik olmaz. Böylece Dingo'nun meşhur ahılı halkın diline düşer ve o gün bugündür de kalabalık ve karmaşa içindeki yerleri tarif eden bir deyim olarak dilimize yerleşir. Nereden nereye...

***

SEMAH ve SEMA

SEMAH, ALEVİ VE BEKTAŞİ TOPLULUKLARINDA YAYGIN OLAN VE MÜZİK EŞLİĞİNDE UYGULANAN TÖREN NİTELİKLİ ÂYİNDİR.

"Semah"ın Alevi ve Bektaşi Cem'lerinde yaygın olarak ve müzik eşliğinde dönüldüğü doğrudur, fakat semah bir dans değildir. Semah Tanrı'ya yaklaşmaktır, semah insanın maneviyatıyla yüzleşmesi ve maddi dünyadan uzaklaşmasıdır.

Semahın kaynağı Kırklar meclisine dayanır. Bu meclise gelen Hz.Muhammed’e Salmân-ı Fârisî tarafından bir üzüm tanesi verilir ve Salmân-ı Fârisî kendisinden bunu paylaştırmasını ister. Hz. Muhammed, Cebrail’in getirdiği tabakta bu üzüm tanesini sıkar. Bunu içen Kırklar "Ya Allah" deyip Semah dönmeye başlarlar.

Semah yalnız Cemlerde dönülür. Bunun dışında günümüzde olduğu gibi asla düğünlerde ve benzer eğlencelerde dönülmez. Semahın dönüldüğü ortam mutlaka özel ve dinsel anlamı olan bir ortam olmalıdır.

SEMAH, SEMA ile karıştırılmamalıdır. Sema Mevlevilerin yapmakta olduğu âyindir. Ama sonuçta özellikleri (Allah'a yaklaşmak) aynıdır.

Alevi semahlarındaki en önemli çalgı bağlamadır.