Latin Ozan Horatius "Hakikati gülerek söylemek" demiş. Bizimkiler de "Lafın iyisi gülerek söylenir" demiş. Buradaki iyi; acı gerçek demek... Oysa bizler; söylediğimiz sözler yürekleri kırmasın diye değil, birileri kafamızı kırmasın diye "gülerek" söylüyoruz sözlerimizi... Dünya çok değişti. Ama ne yapsak, nasıl yazsak; illa ki kıracaklar kafamızı... Bu durumda biz yine söyleyelim, söyleyeceğimizi... İçimizde kalıp da dert olmasın; neden söylemedik diye...
Bu yıl yine 18 Mart 2026 Çanakkale Zaferi'ni anma törenlerinde GAZİ MUSTAFA KEMAL "neredeyse" yok sayıldı, geçen yılda da yok sayıldığı gibi... Ne yazık ki Atamız, yaklaşık son 20 yıldır yeterince saygıyla anılmadı.
Anımsıyorum; örneğin 2014 yılı törenlerinde de anılmamıştı.
Özellikle 2014 yılı nedeniyle televizyonlarda yapılan konuşmaları bugünmüş gibi anımsıyorum.
18 Mart Çanakkale Zaferi nedeniyle televizyonlarda konuşan zat-ı muhteremler; asker değil, besbelli ki Okyanus ötesinin müritleriydi. Gazi Mustafa Kemal'in adını anmadan, bağlıyorlardı konuyu Bedir savaşına, peygamber dönemine ve de ÇANAKKALE ZAFERİ'nin kazanılmasını da yalnızca Allah'ın yardımına... Öyle ki onların anlattıklarına göre gökyüzünde üç parça bulut oluşmuş, işte bu üç parça bulut ansızın yutmuş 260 kişilik İngiliz askerini ve kazandırmış Allah İslam alemine Çanakkale Zaferi'ni...
Eğer gerçek böyleyse; neden o kadar şehid verdi bu vatan?
Bu durumda toprağın altında yatan eğer değilse senin atan; kazandıysa savaşı Allah'ın yardımıyla İslam inancı, neden binlerce şehid verildi Bosna'dan, Bağdat'a kadar Osmanlı'nın her köşesinden?
Ve günümüzde; Amerikan postalları ezerken Müslüman halkların topraklarını...
Neden yardım etmedi iman gücü; yıllardır kan revan içinde olan Irak, Libya, Mısır, Suriye ve Gazze halklarına?
Yalnızca kıyağı Osmanlı'ya mıydı, torpil mi geçmişti bizimkilere?
İşte böyle yıllarca tarihsel gerçekleri saptırdılar, özellikle gençlerin kafalarını bulandırıp, ulusal kimlik bilinçlerini yok ettiler.
Acaba bu tutum ve davranışların; kime, ne yararı var?
Ola ki çıkarsa topraklarımızda bir savaş ya da bu ülkeye saldırırsa yedi düvel... Bu durumda dursun durduğu yerde bu yurdun evladı; Mehmetçik, Asker savaşmadan... Görelim bakalım nasıl kurtaracaklar bu yurdu; gökten inen melekler ya da kutsal bulutlar?
Ve ola ki bir savaş çıktığında; kim bilir hangi taşın altına gizlenecek Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşlarını yok sayan kelekler?
Yeter bu kadar nankör gelmeyin bu yurdu kurtaran ve kuran Gazi Mustafa Kemal ATAMIZ'a! Son verin bu hatanıza! Gerçi kutsal bulutları bilemem; umalım ki göğümüzün üstünde kümelenmesin İran-ABD-İsrail çatışmaları sırasında atılacak bir nükleer bombanın bulutları...
Şu Mart ayı dediğin; geçmişte vergiciler, bir de kediler için çok önemliydi. Yıllardır neredeyse soluduğumuz hava için bile vergi ödeyecek duruma getirildiğimiz için yalnızca Mart ayı değil, yılın 12 ayı ve 365 günü vergi ödemekle yükümlüyüz. Kediler derseniz; yalnızca Mart ayında değil, Küresel İklim Değişikliği bağlamında, değişen dünya düzeninde sürekli aşk-meşk peşinde...
Ama bunlar dert mi Mart ayına? Öylesine önemli ve anlamlı günler var ki sırada; acaba Mart ayında hiç boş gün var mı takvim yapraklarında?
8 Mart; kadınların günüymüş...
18 Mart; Çanakkale Zaferimiz'i ve şehidlerimizi anma günü...
18-24 Mart günleri; yaşlılara saygı haftası...
20 Mart; Dünya Mutluluk günü... Bu arada 20 Mart Dünya Mutluluk Gününüz "gecikmeli de olsa" hem KUTLU hem de MUTLU olsun; eğer bunca sorunlara ve denetleme olanağından yoksun bırakıldığınız demokratik haklarınız bağlamında yaşanan sorumsuzluklara karşın yine de MUTLU olabiliyorsanız ey Türk Ulusu !
21 Mart; Nevruz, yeni bahar, ekinox günü... 21 Mart Türkler'de baharın gelişinin kutlandığı gün; NEVRUZ yeni gün... Ama birileri her yıl olduğu gibi bu yıl da ayrılıkçı ateşler yaktılar; yedi düvelin alkışları eşliğinde, Türk'ün Orta Asya'dan beri var olan bayramını iç ettiler akıllarınca...
21 Mart; şiirlerin günü ...
22 Mart; suyun yaşamsal önemini vurgulama günü...
27 Mart; Dünya Tiyatro Günü...
Böylesine dolu, dolu geçen bir Mart ayını da uğurladıktan sonra; 23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos derken, 29 Ekim günü Cumhuriyetimiz girecek 103.yaşına... Bununla birlikte Türkiye'nin gelişmekte olan ülkeler sıralamasındaki yerinin yükselmesini beklerken ve başköşede yer bulacağız kendimize söylencelerine karşılık; hiç kuşkunuz olmasın ki yine kendimizi bulacağız azgelişmişlerin alt basamaklarında... Çünkü ülkede sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel sorunlar çözülmedikçe... Hak, hukuk, adalet, bağımsız yargı, basın özgürlüğü günden güne geriledikçe... Osmanlı'dan beri süregelen yönetimle, halk arasındaki "baskı-sindirme-
Ah Mart ayı; bu yıl gerçekten de oldun dert ayı, kim bilir daha ne sorunlar çıkracaksın karşımıza?