Varsılın Seçeneği, Yoksulun Zorunluluğu…
Muhafaza etmek: sahip olunanı korumak. Bir refleks, bir alışkanlık, bir yaşam biçimi. Ama her elde farklı bir yankı: Varsıl için esnek bir seçenek, Yoksul için kaçınılmaz bir zorunluluk. Devletin ideolojik aygıtları, yığınları bu düşüncelerle yoğurur ve şekillendirir. Bir nokta daha var, egemenler kendi çıkarlarını toplumun çıkarıymış gibi benimsetirler. Sınıf olmamalarına karşın, varlık sürdürümlerini egemenlerin hizmetine sunan rıza üreticileri yığınları yönlendirir(!)
Varsıl ve Yoksul Muhafazakârlığı
Varsıl, yasaların ve kurumların zırhıyla kuşanır. Direnci esnektir; sıkıştığında kuyruğunu bırakıp kaçan kertenkele gibi, az zararla kurtulmayı bilir. Yoksul ise manevi değerlerine tutunur, ancak ondan ödün vermek yoktur. Onun muhafazakârlığı, aldatılmışlığın sessiz mirasıdır. Varsıl bilinçli muhafazakâr, yoksul aldatılmış muhafazakâr… Ve bu ayrım, sınıf bilinci doğana dek sürer. Bilinçli muhafazakârların esnek yanı, kendi yararlarına olan değişim ve gelişmeleri savunurlar.
İnanç ve Aldatılma Mekanizması
Her kapitalist, kazancını en yakındakini istismar ederek başlatır. İnanç giysili kapitalistler, umut pazarlayıcılarıdır. Saf ve temiz insanları kandıranlar, onların en çok inandıkları kişilerdir. Oysa umut, avcının oltasında yemdir. Ve unutma: “Bedava peynir kapanda olur.” Bu bedava peynir sevdası, tarikatların semirmesine ve holdingleşmesine neden olur.
Eğitim ve Cehalet
Bir zamanlar eğitim cehaleti gidermek için vardı. Şimdi ise cehaleti üretmek için bir ideolojik araç. Yoksul emekçinin muhafazakârlığı hem kendi yoksulluğunu sürdürür hem varsılın varlığını güvenceye alır. Cehaletin yeğlenmesi onların kolay yönetilir olmalarından dolayıdır!...
Aydınlarda Muhafazakârlık: Çelişkinin Görünür Yüzü
Muhafazakârlık yalnızca varsılın seçeneği, yoksulun zorunluluğu değildir. Aydın da kimi zaman kendi bütünlüğünde muhafazakâr olabilir. Düşüncede ilerici, yaşamda korumacı… Alışkanlıklarını, kültürel ritüellerini, etik ilkelerini saklar. Bu çelişki, onun yenilikçi yanını gölgelemez; aksine süreklilik ile değişim arasındaki gerilimi görünür kılar. Aydının muhafazakârlığı, insani kazanımları ve kültürel değerleri yıkıcı dönüşümlere karşı koruma refleksidir.
Sermaye, Din ve Milliyetçilik Üçgeni
Sermaye odakları, dincilerin ve milliyetçilerin çekim merkezidir. Emperyalizme eklemlenenler, bu merkezde hizalanır. Milliyetçilik, gelişimin ilkel basamağıdır; aşıldığında yurtseverlik, doğaseverlik, insan severlik doğar. Ama sermaye çıkarlarının bekçiliğine dönüştürülen muhafazakârlar, çoğu zaman bu basamakta takılı kalır. Utangaç bir sadakatle, sermayenin hizmetinde…Genel olan bir eğilim var, bireyler sermayenin şemsiyesi altına sığınır; güvenlik güçleri, en güçlü olanların hizmetine girer(!)…
Sonuç: Yurtseverlikten Varlık severliğe
Muhafazakârlık, sahip olunanı korumanın adıdır. Ama özgürlük, henüz sahip olunmayanı yaratmanın adıdır. Varsılın esnek direncine, yoksulun zorunlu muhafazakârlığına karşı; gelecek, bilinçle ve dayanışmayla korunacak değil, yeniden kurulacaktır.
Milliyetçilikten yurtseverliğe, yurtseverlikten doğaseverliğe, doğaseverlikten insan severliğe… Ve nihayet varlık severliğe uzanan çizgi, muhafazakârlığın sınırlarını aşar, toplumsal dönüşümün ufkunu açar. Bu nedenle milliyetçilik bir söylem, yurtseverlik ise bir yaşama biçimidir. Gelişmekte olan toplumun bireylerinin büyük çoğunluğunun yaşamada bıraktığı iz, toplumsal iz ile örtüşür. Tıpkı akarlar ile yer altı akarlarının aynı rotayı izlemesi gibi. Sonuçta her ikisi de denize erişir. Deniz, yaşamsal çoğulluk barındırır. Önemli olan, içinde bulunulan koşulları iyi algılamak ve doğru yorumlamaktır!
Varsıl için muhafazakarlık bir seçenek, yoksullar için ise zorunluluktur.
Sadece muhafaza değil, yeniden kurmak: Gelecek bizim ellerimizde…