Avrupa'da giderek bir kaygı, hatta korku yayılmaya başlamış!
Önce Almanya, ardından Hollanda, Fransa, İngiltere derken “komşuda pişer, bize de düşer” örneği şimdi de Türkiye'de acil durum çantaları, yiyecek stokları, su depoları konuşuluyor.
Herkes hazırlıklı olacakmış!
Kimi üç günlük, kimi on günlük, sosyal medyadaki paylaşımlara bakılırsa da en az doksan günlük...
İyi de nereye hazırlanıyoruz?
Savaşa mı, nükleer saldırıya mı, yoksa yeni bir alışveriş çılgınlığına mı?
Geçenlerde sosyal medyada bir paylaşım okudum. Avrupa devletlerinin yurttaşlarından artık 72 saatlik değil, 90 günlük yaşamda kalma hazırlığı istediği anlatılıyordu.
Merak ettim, araştırdım.
Meğer Avrupa Birliği'nin önerisi en az 72 saatlik hazırlıkmış. Almanya ise on günlük yiyecek ve su bulundurulmasını öneriyormuş.
Doksan gün nereden çıktı?
Orası biraz karışık!
Ama okuduğum bu paylaşımın sonunda yaşamda kalma rehberlerine, eğitimlere ve özel ekipmanlara yönlendiren bir bağlantı vardı.
Eh, korkunun da bir piyasası olmasın mı?
Önce tehlikeyi anlat, sonra kurtuluş malzemelerini pazarlamaya başla!
Yanlış anlaşılmasın, afetlere hazırlanmakla hiçbir sorunum yok.
Bilindiği gibi bizim kuşağın başka bir alışkanlığı var; annelerimizden, büyükannelerimizden öğrendiğimiz...
Evde un, bulgur, pirinç, makarna, kuru fasulye, nohut, mercimek bulunur. Kışlık hazırlıkları yapılır, kavanozlar doldurulur.
Bizim evlerde 72 saatlik yiyecek mi?
Güldürmeyin insanı!
Yetmiş iki gün bile kendi kendimize yeteriz evvelallah...
Elbette yiyecek stoklamak başka, susuz ve elektriksiz yaşamak başka!
Tamam da üç günlük yiyecek alacak parası bile olmayanlar ne yapacak?
İşte konunun düşündürücü yanı burada!
Üstelik dünyadaki gelişmeler de umursanmayacak gibi değil.
Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik savaşı sürüyor. ABD, İsrail ve İran arasındaki çatışmalar uluslararası güvenlik kaygılarını artırıyor.
Bir de Trump var!
NATO müttefiklerine savunma harcamalarını artırmaları için baskı yapıyor. Amerikan güvenlik şemsiyesine alışmış Avrupa da kendi güvenliğini yeniden sorguluyor.
Putin açısından Batı ittifakındaki anlaşmazlıklar stratejik fırsatlar yaratabilir.
Ukrayna'nın geleceği de bu nedenle Avrupa için önemli.
Ama bütün bunlardan yarın Almanya'ya saldırılacağı ya da nükleer savaş çıkacağı sonucuna varamayız elbette...
Gerçek tehlikeler başka, korkutucu senaryolarla ticaret yapmak başka!
Bir de işin kamu yönetimi boyutu var.
Devletler neden vardır?
Kurumlar neden vardır?
Vergiler neden toplanır?
Yurttaşın güvenliğini sağlamak, krizleri yönetmek, temel hizmetleri sürdürmek için değil mi?
Yoksa elektrikler kesildiğinde, sular akmadığında herkes sırt çantasını kapıp ormana mı koşacak?
Ormanda ateş yakmayı, yağmur suyunu arıtmayı, ağaç kabuğundan barınak yapmayı öğrenelim...
İyi de yaşlılar, engelliler, hastalar, çocuklar ne yapacak?
En önemlisi, bütün bunları satın alacak parası olmayanlar ne yapacak?
Demek ki yaşamda kalmaya hazırlanmak bile gelir düzeyine bağlı!
İşte burada başka bir tehlike görüyorum:
Güvenliğin bireyselleştirilmesi!
Elbette yurttaş hazırlıklı olmalı. Ama bireysel hazırlık, kamusal sorumluluğun yerine geçmemeli.
Afet çantası hazırlamak yurttaşın görevi olabilir ama afet yönetimini sırt çantasına sığdırmak devletin görevi değildir!
Şimdi gelelim baştaki soruya.
Savaş mı geliyor, yoksa korku mu satılıyor?
Dünyada gerçek tehlikeler var; savaşlar, silahlanma yarışı, enerji krizleri, siber saldırılar...
Ama her tehlike, anlatılan her felaket senaryosunun gerçekleşeceği anlamına gelmiyor.
Hiç kuşkusuz her türlü olasılığa karşı hazırlıklı olalım!
Ancak hazırlık yalnızca konserve, el feneri, pil ve sırt çantasından oluşmuyor ki... Güçlü kurumlar, işleyen kamu hizmetleri ve toplumsal dayanışma da gerekli.
Neyse...
Biz yine annelerimizden öğrendiğimiz gibi bulgurumuzu, mercimeğimizi, fasulyemizi dolaplarımızda bulunduralım.
Ama şu soruyu da aklımızdan çıkarmayalım:
Evinde üç günlük yiyeceği bile olmayan yurttaşa, doksan günlük yaşamda kalma malzemesi stoklama öğüdü vermek hangi aklın ürünüdür?
Anlaşılan yeni çağın yeni bir mesleği daha doğuyor:
Korku satıcılığı!
Ve korkarım ki bu piyasada da alım gücü olmayanlar, korkularıyla baş başa kalacaklar.
Çünkü korkmak bedava, yaşamda kalmaya hazırlanmak ise giderek paralı!