Ulusal istenç; esnek, kaygan ve oynak bir zeminde vücut bulur. Bu hali onun sürekliliğinden söz etmeyi güçleştirir. Normal koşullarda "ülke yararı" en önemli belirleyen olarak gözükür.

Ulusal istenç özgür iradi tercihtir ve birey temellidir. Bireylerin tercih ve istemleri kesiştiği zaman, ulusal istenç ortaya çıkar. Bireylerin özgür iradi tercihleri ancak ortak çıkarlar dolayımında kesişir. Ülke çıkarı bu nedenlerin önde gelenidir. Kamufle edilmiş bazı kişi veya grup çıkarları, ülke çıkarı gibi sunulabilir ve kabul gördüğü de olur. Bu nedenle milli irade her zaman saf ve temiz olmayabilir(!)Bu değişkenlik, aktif istencin her koşulda yeniden tanımlanmasını zorunlu kılar. Bu olgu değişimin değişmezliği gerçekliği ile örtüşür.

Ulusal istencin kavramsallaştırılması, modern siyasal düşüncenin en tartışmalı alanlarından biridir. “Ulus” kavramı, tarihsel ve kültürel bağlamlarda farklı biçimlerde inşa edilirken; “istenc” kavramı, kolektif iradenin siyasal düzlemdeki tezahürünü ifade eder. Ancak bu irade hiçbir zaman mutlak değildir; tarihsel koşullar, iktidar ilişkileri, rıza mekanizmaları ve bilgiye erişim süreçleri tarafından şekillendirilir. Bu makale, ulusal istencin göreceliğini devlet ve iktidar kavramları üzerinden çözümlemeyi, rıza üretimi ile medya ve bilgiye erişim arasındaki bağı irdelemeyi amaçlamaktadır.

Devlet ve İktidar Kavramlarının Netleştirilmesi

Devlet: Siyasal topluluğun kurumsallaşmış biçimi olarak devlet, egemenliğin somutlaştığı aygıttır. Hukuki düzen, bürokratik mekanizmalar ve zor aygıtlarıyla toplumsal yaşamı düzenler.

İktidar: Devletin ötesinde, toplumsal ilişkilerde sürekli yeniden üretilen bir güç ilişkisidir. Michel Foucault’nun vurguladığı gibi iktidar yalnızca baskı değil, aynı zamanda üretimdir; bilgi, norm ve kimlik üretir.

Devlet ve iktidar arasındaki fark: Devlet kurumsal bir yapı iken, iktidar toplumsal ilişkilerin her hücresinde işleyen dinamik bir süreçtir. Devlet, iktidarın yoğunlaşmış biçimi olarak görülebilir.

Rıza Üretimi ve Ulusal İstencin İnşası

Antonio Gramsci’nin hegemonya kavramı, ulusal istencin göreceliğini anlamak için kritik bir çerçeve sunar. Devlet yalnızca zor kullanarak değil, aynı zamanda rıza üreterek egemenliğini sürdürür.

Rıza üretimi, ulusal istencin “doğal” ya da “kendiliğinden” görünmesini sağlar. Eğitim, kültürel kurumlar ve ideolojik aygıtlar aracılığıyla toplum, belirli bir ulusal istenci içselleştirir.

Bu süreçte ulusal istencin göreceliği ortaya çıkar: farklı tarihsel dönemlerde farklı içeriklerle doldurulur.

Medya ve Bilgiye Erişim

Medya: Modern toplumlarda ulusal istencin en güçlü taşıyıcılarından biridir. Medya, ulusal kimliği yeniden üretir, ulusal istenci meşrulaştırır ve rıza üretiminin en görünür alanıdır.

Bilgiye erişim: Ulusal istencin göreceliğini belirleyen kritik bir faktördür. Bilgiye erişimin sınırlı olduğu toplumlarda ulusal istencin tek sesli ve homojen bir biçimde inşa edilmesi kolaylaşır.

Dijital çağ: İnternet ve sosyal medya, ulusal istencin çoğulculuğunu artırabilir; farklı seslerin duyulmasına imkân tanır. Ancak aynı zamanda dezenformasyon ve manipülasyon yoluyla rıza üretiminin yeni biçimlerini de doğurur.

Medya ve bilgiye erişim, ulusal istencin göreceliğini hem genişleten hem daraltan bir çift yönlü süreçtir: çoğulculuğu besleyebilir, ama aynı zamanda tek sesliliği pekiştirebilir.

Ulusal İstencin Göreceliği

Ulusal istencin mutlak bir özneye indirgenmesi, otoriterleşme riskini taşır.

Göreceliğin kabulü ise çoğulculuğu ve demokratik katılımı mümkün kılar. Ulusal istencin farklı sınıflar, etnik gruplar ve toplumsal kesimler tarafından farklı biçimlerde algılanması, onun çoğul doğasını gösterir.

Medya ve bilgiye erişim, bu çoğulluğun görünür hale gelmesinde belirleyici bir rol oynar.

Devlet, İktidar ve İstencin Diyalektiği

Devlet, ulusal istenci temsil iddiasında bulunur; ancak bu temsil her zaman tartışmalıdır.

İktidar, ulusal istenci yeniden tanımlar ve dönüştürür; rıza üretimi bu dönüşümün aracıdır. Bazı rıza üretimi girişimleri bu tartışmalı durumu işaret eder.

Medya ve bilgiye erişim, bu diyalektiğin en güncel boyutunu oluşturur: ulusal istencin meşruiyeti, bilgi akışının kontrolü ve çoğulluğun tanınmasıyla doğrudan ilişkilidir.

Sonuç

Ulusal istencin göreceliği, modern siyasal yaşamın temel gerilimlerinden biridir. Devlet ve iktidar kavramlarının ayrıştırılması, rıza üretiminin ve medya ile bilgiye erişimin ulusal istencin inşasındaki rolünü görünür kılar. Bu görecelik hem bir risk hem de bir imkân taşır: risk, tek bir mutlak ulusal istencin dayatılmasıyla otoriterleşme; imkân ise çoğulculuğun ve demokratik yenilenmenin önünü açmasıdır. Ulusal istencin göreceliğini anlamak, geleceğin siyasal ve toplumsal dönüşümlerine yön verecek kritik bir adım olarak görülmelidir. Çağımızın anahtar sözcükleri bu süreçte daha bir anlam kazanmıştır. Bilgiye erişim ve farkındalık eşliğinde ön görebilirlik ve duygudaşlık. Duygudaşlık, dünya insanlık ailesi için, doğa ve tüm canlılar için düşünülmelidir…