Yeni bir sözcük dolaşıyor ortalıkta:
Perennial.
Türkçedeki en güzel karşılığı “yaşsız nesil.”
Ne yaşadığı yılları ne de aldığı yaşları yok saymayan, yaşını da tenindeki kırışıklıkları da saklamayan; yalnızca yurttaşlık kimlik belgesindeki rakamın kendisini tanımlamasına izin vermeyenler...
Bir başka deyişle:
Bizler.
Şimdi bazı yeni yetmeler bu kavramı pek anlamaz. Onlara göre yaşam cetvelle ölçülür.
Şu yaşta okursun. Şu yaşta çalışırsın. Şu yaşta emekli olursun. Sonra da olabildiğince sessizce bir köşeye çekilirsin.
Dahası, dünyayı kendilerine bırakmamız konusunda da onlar pek sabırsızdırlar.
Sanki biz gitsek bütün koltuklar boşalacak, bütün yollar açılacak, yaşam yalnızca onlara kalacak.
Kusura bakmasınlar. Yağma yok.
Çünkü biz yalnızca uzun yaşamış insanlar değiliz.
Uzun yıllar boyunca çok görmüş geçirmiş, yaşamın içinde olgunlaşmış, pişmiş insanlarız.
Teknoloji değişirken oradaydık.
Kentler değişirken oradaydık.
Siyasetçiler gelip giderken oradaydık.
Moda diye önümüze sürülen nice “yeniliğin” gerçekte yirmi yılda bir yinelenen eski öykülerin yeni ambalajı olduğunu da gördük.
Bizim ayrıcalığımız tam da burada. Gençlerin sahip olduğu hız bizde olmayabilir.
Ama onların henüz sahip olamayacağı bir şey bizde var: Yaşanmış yılların kazandırdığı karşılaştırma gücü.
Bugün “yeni” diye sunulanın dün hangi adla dolaştığını biliriz.
Bugün büyük keşif diye anlatılanın kırk yıl önce hangi kitapta yazıldığını anımsarız.
Birisi bize dünyayı yeniden anlatmaya kalktığında da içimizden hafifçe güleriz:
“Çocukcağızım, biz onun ilk baskısını gördük.”
İşte perennial olmak biraz da budur.
Geçmişte yaşamamak ama geçmişi unutmamak.
Yeniye kapıyı kapatmamak ama her yeniye de hayranlıkla teslim olmamak.
Öğrenmeyi yaşam boyu sürdürmek. Merak etmek. Okumak. Yazmak. Tartışmak. Üretmek.
Ve en önemlisi, kendimize ayrıldığı sanılan o küçük yaşlılık köşesinde uslu uslu oturmamak.
Çünkü insanın yaşam alanını nüfus müdürlüğü belirlemez. Takvim hiç belirlemez.
İnsan merak ettiği sürece vardır.
Ürettiği sürece vardır.
Söyleyecek bir sözü olduğu sürece vardır.
Bu nedenle, bizlerin tedavülden kalkmasını bekleyen genç arkadaşlara küçük bir haberimiz var:
Evrenin kapladığımız bölümünü "sizler istediniz diye" boşaltmaya hiç niyetimiz yok.
Biraz daha okuyacağız.
Biraz daha yazacağız.
Biraz daha düşüneceğiz.
Biraz daha karşı çıkacağız.
Belki bazılarının sinirini de biraz daha bozacağız.
Ne yapalım?
Perennial olmak kolay değil.
Hele karşınızda sizi çoktan yolcu etmeye hazırlanmış yeni yetmeler varsa...
Onlara da şimdiden söyleyelim:
Beklemeyin. Yağma yok. Biz daha buradayız. Yaşam sevincimiz ve enerjimiz tükenmedikçe buralardan gitmeye hiç niyetimiz yok!