Ülkemizde siyasetçilerin genellikle hiç birisinin; tarım topraklarını korumak, sebze-meyve bahçelerinin, zeytin bağlarının, yapılaşmaya açılmasını durdurmak gibi bir amacı olmuyor ne yazık ki...
Onlara göre ki özellikle yerelde; siyaset demek, emlakçılara ziyafet demek, onlarla rantı üleşmek demek...
Okuduğunu anlamaktan acizlere... Ne veciz sözler desek... Her şey boşuna...
Bilgiden, bilimden yoksun olduklarından... Yalnızca akılları yeter toprakların parselasyon oyunlarına...
Oysa Cumhuriyetin ilk yıllarında; en birinci işkolu tarımdı. Ülkenin borcu yoktu, ulusun karnı toktu. Ülkenin topraklarında buğday başakları çoktu. Ülke tarımsal üretimden uzaklaştıkça halkın omuzlarına yoksulluk çöktü.
Çünkü Marshall yardımıyla, Amerikalı aga "her mahalleye bir milyoner" masallarıyla akıl verince o günlerin egemenlerine... Sözde /göstermelik ya da montaj tarzı sanayileşme ile tarım toprakları talan, kente göçen halk perişan, sonuçta enflasyon oldu akraban...
Söze tarımsal iş kolundan, tarımsal üretimle başlayınca; biraz da "beslenme konusunda acaba neler öneriyorlar diye" kulak verelim uzmanlara... Örneğin Prof. Dr. Canan Karatay diyor ki:
- Evde yemek pişirin, dışarıdaki trans yağlı besinlerle karnınızı şişirmeyin !
Haydi gençler, siz sokakta beslenenler; sağlığınız için evinizin mutfağında kaynatın tencereleri !
Bir de şu SU sorunsalı...
Maddenin Sakımı Kanunu der ki...
Evrende hiç bir şey yok olmaz, yalnızca biçim değiştirir.
Dolayısıyla yeniden değerlendirme mantığında da bu yasanın varlığı yatar.
Su dediğin de doğada evrimini sağlayıp, yeniden pınarlardan, çeşmelerden akar.
Yetmiyorsa suyunuz; lütfen çok çocuk doğurmayınız!
Ve yine de yetmiyorsa suyunuz; lütfen yabancıları ülkemize doldurmayınız!
Mezopotamya'da çıkan savaşların gerekçesi; son aşamada suyu ele geçirmek, SU SAVAŞLARINI KAZANMAK...
Bu nedenle istiyorlar ülkemizi parçalamak... Bu sözleri de tutun aklınızın bir köşesinde !
Petrolü çıkartmak için de, insan yaşamını sürdürebilmek için de Mezopotamya havzasındaki suları ele geçirmek dünya egemenlerinin tek amacı...
Belki de bugünlerde yaşıyor olsaydı fitne fücur Henry Kissenger; PETROL’ü değil, SU’yu eline geçiren, dünyayı denetler derdi Amerikalı agalara hiç kuşkusuz...
Bu arada bir önceki yazımızda Mart ayında yer alan önemli günler arasında, bir eksik bırakmışız sıralamamızda...
Anımsarsak o günleri bir kez daha
"8 Mart; kadınların günüymüş...
18 Mart; Çanakkale Zaferimiz'i ve şehidlerimizi anma günü...
18-24 Mart günleri; yaşlılara saygı haftası...
20 Mart; Dünya Mutluluk günü...
21 Mart; Nevruz, yeni bahar, ekinox günü...
21 Mart; şiirlerin günü ...
22 Mart; suyun yaşamsal önemini vurgulama günü...
27 Mart; Dünya Tiyatro Günü..."
Ne yazık ki "23 Mart Dünya Ormancılık Günü"ne yer vermemişiz , bu yazımızda sıralamamızı tamamlayalım, ormanlar olmazsa yaşamda da eksik kalacağımızı her an anımsayalım. Çünkü ormanların yokluğunda; yaşam çöl, sen de kendine ölüm marşını çal insan soyu!
Savaşın gölgesinde endişe, korku, kaygı ile gereçken günler; doğaya, doğal kaynaklara, doğada yaşayan varlıklara ve elbette ki insanın sürdürülebilir yaşamına saygı, hiç kimsenin umurunda değil. Üstelik atari, play station oyunları değil, savaştır yaşanan... Yalnızca insana değil, doğanın tümüne zarar gelir atılan füzelerden... Yıkmak kolaydır, ama onarmak ya da yeniden yapılandırmak zordur. Ve bir de savaşı başlatmak çok kolaydır ama barışı sağlamak da çok zordur. Umalım ve dileyelim ki insan aklı, mantığı, en önemlisi de vicdanı üstün gelsin; Ortadoğu topraklarındaki zeytin ağaçlarının dallarına tez günde barış güvercinleri konsun.