İnsanlık, tarihin hiçbir döneminde kendini bu kadar özgür sanıp, bu kadar derin bir kuşatılmışlık içinde yaşamamıştı. 18 Kasım 2025 günlü "Algoritmalar, Oligarklar ve Ütopya Şarapları: Sosyalizm Yine de Olanaklı mı?" başlıklı yazımızda sorduğumuz "Kapitalizmin kodlarıyla devrim yazılır mı?" içerikli o can yakıcı soru; 2026’nın ilk günlerinde Venezuela’da yankılanan postal sesleriyle ve Trump’ın "orman kanunlarıyla" çok daha sert bir yanıta dönüştü. Artık yalnızca düşünce yapımız algoritmalarla dumura uğratılmıyor; aynı anda uluslararası hukuk, egemenlik hakları ve demokrasi maskesi de tarihin tozlu raflarına kaldırılıyordu.
Dün meyhanede "iki tek atıp" dünyayı kurtaranların romantizmi, bugün yerini yapay zekânın dünyayı kurtaracağını sanan bir teknolojik teslimiyete bıraktı. Ancak trajedimiz şuradadır ki düşünmeyi algoritmalara devreden bir kitle, "sınıf bilinci" gibi kolektif ve çatışmacı bir bilinci nasıl kavrayabilir?
Ne yazık ki yaşadığımız dijital çağ masalında; sorgulamanın "toksik", eleştirinin "negatif enerji" olarak kodlandığı bu "pembe dünya" illüzyonunda, sosyalizm bir savaşım yöntemi olmaktan çıkıp, TikTok videolarına meze edilen bir "ütopya şarabına" dönüşmüş durumdadır. Algoritmaları kodlayan veri baronları (Musk, Bezos, Zuckerberg), kârı optimize ederken temel olarak vicdanı ve kolektif istenci devredışı bırakıyor. Oysa bizler "önerilen ve özendirilen" yaşamlara yönelirken, ormanın derinliklerinde gerçek avcılar dişlerini biliyormuş.
Ve Ocak 202'nın ilk günlerinde tüm dünyanın gözleri önünde yaşanan olaylar bağlamında; dijital çağ ütopyasındaki kılıçların yerini kodlar, meydanların yerini sosyal medya almış gibi görünse de, ansızın öğreniyoruz ki özde değişen hiç bir şey yokmuş. Hiç kuşkusuz Maduro’nun New York’a bir "suçlu" gibi taşınması; 15. yüzyılın o çiğ ve yırtıcı Makyavelist ruhunun geri dönüşüdür. Makyavel; hükümdarına ya da Prens'ine "amaca ulaşmak için her yol mubahtır" derken, bugün Washington bu öğüdü yalnızca bir strateji değil, bir yaşam biçimi konumuna getirmiştir.
Günümüzün "Yeni Dünya Düzeni"; ne yazık ki 1980’lerin o süslü "küreselleşme, demokrasi, özgürlük" vaatlerini bir kenara itmiştir. Artık sahnede yalnızca "Orman Kanunları" vardır. Eğer güçlüysen haklısın; eğer veri sende, ordu sendeyse yasa sensin.
Bu düzende; uluslararası hukuk, yalnızca güçsüzleri hapsetmek için kullanılan bir örümcek ağına dönüşmüştür. Bu bağlamda Trump’ın "Delta Force" operasyonuyla Venezuela’ya inen demir yumruğu, yalnızca bir ülkenin egemenliğine değil, tüm "ilerici", "demokrat" ve "sosyalist" değer yargılarına indirilmiş bir darbedir. Bu durum; gerçek anlamda bildiğimiz dünyanın sonudur. Şimdi burada sormak zorundayız:
-Yoldaşlığı Telegram gruplarındaki emojilerden ibaret sananlar, bu demir yumruğa karşı nasıl direnecektir?
-Sınıf bilincini "motivasyon konuşmalarıyla" karıştıranlar, Makyavelist bir zorbalığın karşısında hangi "kodla" ayakta kalacaktır?
Eğer sosyalizm bir "ütopya şarabı" olup bizi sarhoş etmeyecekse, yeniden gerçeğin çıplak ve sert zeminine dönmeliyiz. Sosyalizm yalnızca ekonomik bir bölüşüm davası değil; aynı anda bir "düşünsel bağımsızlık" savaşıdır. Veri baronlarının algoritmalarına karşı insan vicdanını, orman kanunlarına karşı uluslararası adaleti savunmak için "dijital sarhoşluktan" ayılmak zorundayız.
Çünkü 2026’nın dünyası, "keşke" diyenleri değil, "nasıl dönüştürebiliriz" diyenleri ve bu uğurda kendi ordusunu (örgütlü iradesini) kuranlara yaşamda kalabilme olanağı tanıyor. Dolayısıyla; bildiğimiz dünyanın sonu geldiyse, yeni dünyayı ya oligarklar kendi kodlarıyla kuracak ya da bizler kolektif bilincimizle ve onlara teslim olmadan bu düzeni sil baştan, yeniden yazacağız.