Her ey­lül­de ye­ni­den anım­sa­rız 12 Eylül’ümüzü.

Ana­ya­sa­yı ko­ru­mak adına or­ta­dan kal­dı­ra­rak ve bu fiili ey­le­me kar­şın; bu suçu, suç­la­dık­la­rı­na yı­ka­rak sür­dü­rü­len bir akıl dı­şı­lık­tır 12 Eylül. As­lın­da bi­lan­ço gö­rün­dü­ğün­den daha ağır­dır. Çünkü, onun et­ki­le­ri gü­nü­müz­de var­lı­ğı­nı sür­dür­mek­te­dir. Bugün, ya­şa­dı­ğı­mız aç­maz­la­rın te­me­lin­de 12 Eylül var. Yıl­lar­ca o de­li­le­rin ku­yu­ya at­tı­ğı taş­la­rı çı­kar­ma­ya uğ­ra­şı­yo­ruz!..12 Eylül, hiç ama, hiç hak et­me­di­ği­miz yö­ne­tim­le­rin ne­de­ni­dir!
Kuş­la­rın tut­sak­lı­ğın­da, kol­la­rı­mız­da ke­lep­çe!
Ka­de­ri ya­za­cak olan el­le­ri vardı oysa…
Alın ya­zı­nız ya­zıl­mış dedi gü­ne­şi sı­va­yan­lar.
Pay­laş­ma­mak için ya­şa­mı; di­ren­di­ler ve di­ren­di­ler!...
Yasa ta­nı­maz­lık­lar, bas­kı­lar, şid­det ve iş­ken­ce­ler­le gel­di­ler sa­vun­ma­sız in­san­la­rın üs­tü­ne…
Ölüm­ler, ay­rı­lık­lar ve göz yaş­la­rıy­la, taş­kın­la­ra durdu yü­rek­le­ri­miz­de kan ır­mak­la­rı…
Bir bir ka­pa­nır­ken umu­dun ka­pı­la­rı,
Erken yaş­la­nır oldu ço­cuk­la­rı­mız(!)
O kadar çok şey yı­kıl­dı ki, içi­miz­de…
Sol­ma­dan dö­kül­mek­te rüz­gâ­rın yap­rak­la­rı!
12 Eylül erken ölüm de­mek­ti; tüyü bit­me­yen­le­rin, yaşı dol­ma­yan­la­rın ve ya­şa­ma doy­ma­yan­la­rın ecel­siz ölüm­le­ri…

Bizi biz­den ko­pa­ran bizim or­du­muz muydu?

Ki, şimdi ez­dik­le­ri­nin mer­ha­me­ti­ne muh­taç!..

Öte­ki­le­ri ezer­ken (dev­rim­ci­ler ve mil­li­yet­çi­ler), sır­tı­nı sı­vaz­la­ya­rak se­mirt­tik­le­ri, şimdi on­la­rın ya­rın­la­rı­na hük­met­mek­te­ler(!)…

Kim ya­rat­tı, ken­di­le­rin­den başka olan­lar için ya­rın­sız­lık­la­rı da­ya­tan­la­rı?
Hangi ege­men ya­rar­lan­dı bu hu­kuk­suz ve ada­let­siz ka­rar­lar­dan?

Kim kendi ül­ke­sin­de işgal or­du­su gibi dav­ran­dı?

Ordu de­va­sa var­lı­ğı­na kar­şın, hiç­bir zaman sı­ra­dan bir ER ol­ma­dı! Ordu her zaman, her yerde ve her ko­şul­da hep sı­ra­dan üstü olan­dı. Bu sı­ra­dan üs­tü­lük; ezdi, har­ca­dı ve yok etti sa­yı­sız sı­ra­da­nı…Ve o sı­ra­dan­lar bu ül­ke­nin öz va­tan­daş­la­rı idi ve kahir ek­se­ri­ye­ti oluş­tur­mak­tay­dı­lar(!) Oysa; refah, mut­lu­luk ve yaşam gü­ven­ce­si, ön­ce­lik­le sı­ra­dan­lar için gü­ven­ce­ye alın­ma­lıy­dı!
Ka­ran­lı­ğa yas­lan­dı yor­gun gece,
Yıl­dız­lar ya­şa­ma ka­pa­tır­ken per­de­le­ri­ni.
Ya­şa­ma açıl­dı cümle zulüm ka­pı­la­rı.
Ve emek boynu bükük ta­şı­dı zin­cir­le­ri­ni!...

12 Eylül, yö­net­me yü­küm­lü­lü­ğün­de olan­la­rın yö­ne­te­me­dik­le­ri­nin en somut ka­nı­tı­dır. Ama, hesap o yö­ne­te­me­yen­ler­den değil, hak et­me­di­ği halde çok kötü yö­ne­ti­len­ler­den so­rul­muş­tur. Bu ne­den­le sa­de­ce dar­be­ci­ler değil, on­la­ra bu or­ta­mı ha­zır­la­yan­lar da suç­lu­dur! Dar­be­ci­ler plan­la­rı­nı uy­gu­lar­ken tanık oluta ses­siz kalan yargı men­sup­la­rı da suç­lu­dur(!)

En başta, hiç­bir sa­kın­ca gör­me­den, hiç di­ren­me­den ve hatta bi­le­rek ve is­te­ye­rek dar­be­ci­le­rin hiz­me­ti­ne gi­re­rek el pençe divan duran kimi yargı men­sup­la­rı yar­gı­lan­ma­lı­dır(!)

Ölüm­le­ri sür­dük­le­rin­de in­san­la­rın üs­tü­ne, te­tik­te sı­ra­dan­la­rın par­ma­ğı vardı. O suç­suz­lar­dan gü­nah­kâr­lar ya­rat­tı­lar!.. Her tetik dü­şü­şün­de bir önde giden düştü!..​Yaşı tut­ma­yan­la­rın da ya­şı­nı ita­at­kâr yar­gı­ya ha­va­le ede­rek ki­ta­bı­na uy­dur­du­lar!..

Kol­tu­ğu­na ya­pış­ma­yı ma­ri­fet sayan, akıl ho­ca­lı­ğın­da önde giden bazı bü­rok­rat­lar, in­san­lık dışı ge­liş­me­ler­de in­san­lık onu­ru­na iliş­kin en küçük bir en­di­şe duy­ma­dı­lar. Vatan için, mil­let için pa­ra­va­nı ar­dın­da bu ül­ke­nin dü­rüst ve na­mus­lu emek­çi­le­ri­nin ca­nı­na ot tık­tı­lar!..

Dok­tor­la­rın bir kısmı eli kanlı iş­ken­ce­ci­ler­le me­sa­ile­ri­ni pay­laş­tı­lar. Dar­be­ci­le­rin en yakın suç or­ta­ğı ola­rak ha­re­ket et­ti­ler. İnsan­la­ra ya­pı­lan in­san­lık dışı iş­ken­ce­le­ri gör­mez­den ge­le­rek iş­ken­ce­ci­le­ri ak­la­dı­lar!..

Şimdi 12 Eylül’ün mağ­rur­la­rı mağ­dur olun­ca; o günün mağ­dur­la­rı­nın mer­ha­me­ti­ne muh­taç­lar. (Dev­rim­ci sağ­du­yu her ko­şul­da mağ­dur­la­rın hak­la­rı­nı sa­vun­ma­ya devam edi­yor, hatta Kenan Evren’e bile acı­mak insan ola­rak bize dü­şü­yor(!))

Artık 12 Eylül sa­de­ce bir 12 Eylül değil!.. En sinsi, en çı­kar­cı­la­rın ege­men ol­du­ğu bir ters aka­rın adı­dır. Ama onun adını ko­ya­bil­mek için bile çey­rek yüz­yıl bek­le­dik.

Bir­çok alan­da 12 Eylül ön­ce­si ko­nu­mu­mu­zun çok çok uza­ğı­na sav­rul­duk. Gine bi­ri­le­ri ku­yu­la­ra taş­lar dol­dur­mak­ta­lar. Bu yı­kı­mın acı­sı­nı da biz ve biz­den son­ra­ki­ler çe­ke­cek­ler!..
Ya­şa­mın savaş ha­li­ni ya­şat­tı­lar bize;
Çı­kar­lar üs­tün­den yü­rü­tül­dü kav­ga­lar!
En kanlı bo­ğuş­ma­lar tez­gah­la­nır oldu,
Di­re­nen­ler için ca­nın­dan olmak da vardı!...