Hindistan'da günümüzden on yıl öncesinde kuduz salgını artmış. Kuduz salgını nedeniyle her yıl ölen insan sayısı da 25 milyon kadarmış. Neden mi? Çünkü Hindistan'da "kutsal" inekler öldüğünde, leşleri sokaklarda kalıyormuş. O leşler de zararlı bakteriler üretiyormuş ve ineklerin leşleriyle beslenen sokak köpekleri de kuduz mikrobu aldıkları için, insanlara saldırıyormuş. Sonrasında da her yıl 25 milyon insan kuduz salgını nedeniyle canından oluyormuş. Neden yaşanıyormuş bu ölümler? Çünkü akbabalar Hindistan'ı terk etmişler, çünkü akbabaların soyları tükenmek üzereymiş. Yok, yok; anlamlı, anlamsız sorular üretmeyin kafanızda, akbabalar başka ülkelere göç etmemiş, gerçekten de sayıları azalmış, neredeyse soyları tükenecek kadar hem de... Çünkü akbabalar ölmüş! Neden mi ölmüşler? Çünkü Hindistan'da ineklere verilen kimyasal içerikli bir ilaç nedeniyle; sokaklara bırakılan inek leşlerini yiyen akbabalar ölmüşler. İneklerin hastalıklardan korunması amacıyla verilen bu ilaç, ineğin etinde birikiyormuş, inek öldüğünde de etinden yalnızca bir kez ve yalnızca bir lokma ısıran akbabalar hemen ölüyormuş. Böylece Hindistan'da akbabaların sayısı azalmış, neredeyse yok olacak aşamaya gelmiş. Doğal çöp öğütücüsü, doğanın çöpçüsü, leş yiyicisi, leşleri yok edicisi akbabalar azalınca da sokaklar pis kokudan geçilmez ve insanlar da kuduz salgını endişesinden dolayı ölüm korkusuyla dışarıya çıkamaz olmuşlar. Akbabaların neden yok olduğunu araştıran uzmanlar; inek leşinde biriken kimyasal ilaç kalıntılarının ölümlere neden olduğunu belirleyince, hem o zararlı ilacın kullanılması yasaklanmış, hem de akbabaların çoğaltılması için üretim çiftlikleri kurulmuş. Doğanın doğal çöp öğütücüleri, çöpçüleri akbabaların sayısının artmaya başlamasıyla da Hintliler'in kuduzdan ölme endişeleri ve korkuları da giderek azalmaya başlamış. İşte doğanın dengesi, düzeni... Ola ki yaşam zincirinden bir tek halka bile eksilirse; peşi sıra geliyor olumsuzlukların her türlüsü...

Ve yine akbabalar gibi, tarlada gezen yılanlar da yok olursa... Örneğin; tarladaki yılanları öldürdüğünde çiftçiler; fareler çoğalıyor, çoğalan fareler tohumlara saldırıyor. Ve tohum yoksa ürün yok; sonuç kıtlık, son aşamada açlık...

Doğada gerçekleşen olaylara bakarken, ilişkilerin tümünü görmek, birbiriyle etkileşimini düşünerek eylemde bulunmak gerekir ki buna kısaca BÜTÜNSELLİK yaklaşımı deniyor Çevre Bilim terminolojisinde... Daha anlaşılır bir deyişle; ekolojide kullanıldığı biçimiyle bütünsel yaklaşım demek, doğadaki ilişkilerin tümüne bakmak demektir (ki İngilizce karşılığı; holism). İşte bu nedenledir ki çağdaş ekolojiyi diğer pek çok pozitif bilim dalından ayıran önemli özellik, bilimsel yöntem olarak bütünsel yaklaşımın kullanılmasıdır. Ekolojide doğanın parçalarının tek, tek nasıl işlediğine değil, bu parçaların ilişkilerine bakılır, birbirleriyle olan etkileşimlerine bakılır. Örneğin; tarım ilaçları kullanılırken, yalnızca tarım zararlılarını öldürüp, öldürmediğine değil, doğayı nasıl etkilediğine, başka nelere zarar verip, vermediğine bakılır. Hindistan'da akbabalar ve kuduzdan ölen insanlar arasındaki; neden-sonuç ilişkileri kurulana kadar, pek çok insan ölmüş ama sonunda uzmanlar soruna bütünsel yaklaşım bağlamında çözüm bulmuşlar. Üstelik onlar Tanrı diye kutsal saydıkları ineklere tapınsalar da yine de çözümü bilimde aramışlar, kitlesel ölümleri engellemek için bilimden yararlanmışlar.

Oysa ülkemizde; yabancı şirketler eliyle siyanürle altın arama işlemleri sonrasında, doğaya, dolayısıyla doğanın çocukları olan tüm canlıların başına nasıl olumsuzluklar gelecek acaba? Sanıyor musunuz ki birileri endişeleniyordur; siyanürün toprağa, suya, havaya karışmasının sonucunda her türden canlının başına nelerin gelebileceği konusunda? Üstelik de onlar "kutsal" ineklere tapanları kınayan, yalnızca Göklerdeki Babamız'a tapan "dindar" etkililer ve yetkililer olmalarına karşın... Endişelendiklerini sanıyor musunuz? Sanmıyorsunuz; değil mi? Çünkü kasalarını doldurmak varken; hiç kimse umursamıyor bu yoksul ve korunmasız halkı... Ne acı değil mi? Hindistan'ın milyarlık nüfusuna gösterdiği duyarlılık kadar duyarlı olamıyorlar ülkemizdeki yetkililer ve de etkililer, henüz yüz milyonu bile bulmayan nüfusumuza karşı... Eğer bir ülkeyi yönetenler halkı için kaygılanmıyorsa, sorumluluk duymuyorsa... Bu durum gerçekten de ne büyük bir acı, güvensizlik ve düş kırıklığı değil mi?