BERLİN 1933

İkinci Dünya Pay­la­şım Sa­va­şı son­ra­sı sa­va­şı ka­za­nan ül­ke­ler ta­ra­fın­dan dikte edil­me­sey­di, Al­man­ya ta­ri­hiy­le yüz­le­şe­mez­di.
Bugün 2023 yı­lın­da, ta­ri­hi tek­rar ha­tır­lat­mak, ha­ta­la­rın unu­tul­ma­sı­nı ön­le­mek için çok büyük çaba gös­te­ri­li­yor. Çünkü yal­nız Al­man­ya’da değil, Av­ru­pa’da Ame­ri­ka’da mil­li­yet­çi­lik yük­se­li­yor. Bu mil­li­yet­çi­lik, okul­da alt­mış yıl­la­rın­da Tür­ki­ye’de öğ­ren­di­ği­miz gibi vatan sevme değil, di­ğer­le­ri­ni öte­ki­leş­tir­me, düş­man etme, kendi mil­li­ye­ti­nin üstün ol­du­ğu­nu gös­te­ri­yor. Bu ne­den­le teh­li­ke yük­se­li­yor.
Rus­ya-Uk­ray­na sa­va­şı geç­mi­şi, ta­ri­hi tek­rar gün­cel or­ta­ma ta­şı­yor. NSDAP par­ti­si yani Adolf Hit­ler’in dev­let ida­re­si­ni alıp, bir yılda tek parti dev­le­ti yap­ma­sı­nın 90. yıl­dö­nü­mü anı­lı­yor. Ta­ri­hi, eğer ders alın­maz­sa öğ­ren­me­ye, oku­ma­ya gerek yok­tur.
Bu­gü­nü an­la­mak için geç­mi­şi bil­mek şart­tır, ge­le­ce­ğe yön ver­mek, geç­miş za­man­da iş­le­nen ha­ta­la­rı ön­le­mek­le müm­kün olur.
Tarih ders­le­ri dı­şın­da oku­mak, ta­rih­le il­gi­len­mek her öğ­ret­men için elzem ol­du­ğu­nu dü­şü­nü­yo­rum. İki Al­man­ya bir­leş­me­den önce Ber­lin Bilim Se­na­tör­lü­ğü ye­tiş­me­miz için çok emek verdi. Branş ola­rak tarih der­si­ni se­çe­me­dim, zira Alman va­tan­da­şı de­ğil­dim. Va­tan­daş­lık ka­nu­nun­da re­form tar­tı­şı­lı­yor, genç­le­rin bil­me­sin­de fayda var. Ya­şa­nan ülke va­tan­da­şı ol­ma­yın­ca, mes­lek ve branş se­çi­min­de hür olmaz genç­ler.
1933 yı­lın­dan önce Ber­lin Dünya’da mo­dern met­ro­pol­ler ara­sın­da sa­yı­lı­yor­du. Bi­rin­ci Dünya Pay­la­şım sa­va­şın­dan sonra şehir nefes aldı. Yir­min­ci yıl çe­şit­li­li­ği, eğ­len­ce­si, hak ada­let ve hür­ri­yet ya­şa­mı ta­ri­he altın yıl­lar ola­rak geçti.
Se­çim­le başa gelen Hit­ler Hü­kü­me­ti’nde, em­ni­yet Herr­man Gö­ring ta­ra­fın­dan idare edi­li­yor­du. Artık eğ­len­ce yer­le­ri belli bir sa­at­ten sonra üni­for­ma­lı po­lis­ler­le kont­rol edi­li­yor, ya­sak­lar uy­gu­la­nı­yor­du.
Şubat ayın­dan iti­ba­ren par­ti­le­rin, sen­di­ka, der­nek, vakıf gibi ku­ru­luş­la­rın gös­te­ri yap­ma­sı, so­ka­ğa çık­ma­sı ya­sak­lan­dı. Fa­şing kut­la­ma­sın­dan iki gün sonra Re­ichs­tag Mec­lis bi­na­sın­da yan­gın çıktı. Basın zaten sin­di­ril­miş­ti, tek yönde pro­pa­gan­da haber ya­pı­yor­du. Basın men­sup­la­rı, yö­ne­ti­ci­ler, tu­tuk­lan­mış mu­ha­lif ga­ze­te­ler ka­pa­tıl­mış­tı. Bu ne­den­le halkı inan­dır­mak kolay ol­muş­tu.
Ko­mü­nist par­ti­si ileri ge­len­le­ri kun­dak­la­ma ile suç­la­nıp, tu­tuk­lan­dı. Gös­ter­me­lik du­ruş­ma­lar­da ölüme mah­kûm edil­di­ler.
Mart ayın­da Par­la­men­to tüm dev­let güç ve ka­rar­la­rı Hit­ler’e veren oy­la­ma­yı ger­çek­leş­tir­di. Artık ya­sa­ma, yü­rüt­me, de­net­le­me ve uy­gu­la­ma tek elden idare edi­li­yor, uy­gu­la­nı­yor­du.
Mart ayın­da Ko­mü­nist Par­ti­si, sonra sı­ray­la Sos­yal De­mok­rat ve diğer par­ti­ler ka­pa­tıl­dı. Teh­li­ke­yi an­la­yan mu­ha­lif­ler yurdu terk etti. Yurt­dı­şın­da olan­lar va­tan­daş­lık­tan çı­ka­rıl­dı.

Bu yılda Mus­ta­fa Kemal Ata­türk yüz­ler­ce sı­ğı­nan bilim in­sa­nı ve aile­le­ri­ni Tür­ki­ye’de ko­ru­ma­ya aldı. Yeni cum­hu­ri­ye­ti ku­rar­ken on­la­rın bilgi ve be­ce­ri­le­rin­den fay­da­lan­dı. Sı­ğı­nan­la­rı ko­ru­ma zordu, zira Hit­ler ta­raf­tar­la­rı yurt­dı­şın­da da aktif ça­lı­şı­yor­lar­dı.
Nisan ayın­da Ya­hu­di­le­re ait dük­kân ve ma­ğa­za­lar işa­ret­len­di, alış­ve­riş yasak edil­di. Mal ve mülk­le­ri­ne el ko­nul­du. Parti lo­kal­le­ri ön iş­ken­ce­le­rin uy­gu­lan­dı­ğı bi­na­lar oldu. Otuz bin in­sa­nın tu­tuk­lan­dı­ğı tah­min edi­li­yor. Ha­ka­re­te, iş­ken­ce­ye uğ­ra­yan­la­rın çığ­lık­la­rı du­yul­mu­yor­du, sıra ken­di­ne gelir kor­ku­suy­la sin­di­ri­len, kor­ku­tu­lan halk üç may­mu­nu oy­na­mak zo­run­da bı­ra­kıl­mış­tı.
Mayıs ayın­da Ya­hu­di­ler iş­le­rin­den çı­ka­rıl­mış­tı Öğ­re­tim üyesi, pro­fe­sör, öğ­ret­men, dok­tor veya işçi fark et­mi­yor­du. Öteki ya­pı­lan­lar hâlâ top­la­ma kamp­la­rın­da en­düst­ri ölümü ta­hay­yül ede­mi­yor­lar­dı. Bi­rin­ci Dünya Pay­la­şım Sa­va­şı’nda yurdu için sa­vaş­mış, çoğu ma­dal­ya al­mış­tı. Ya­hu­di inan­cın­da, ama Alman va­tan­da­şı ol­duk­la­rı­na göre, bun­dan daha kötü ola­maz­dı.
Teh­li­ke­nin far­kı­na varan ay­dın­lar, yurt­dı­şın­da ta­nı­dık ak­ra­ba­sı ve pa­ra­sı olan­lar yurdu terk et­me­ye devam edi­yor­du.
Al­man­ya’da bu­lu­nan ya­ban­cı ülke dip­lo­mat ve el­çi­le­ri ne­ga­tif ge­liş­me­le­ri dik­kat­le takip edi­yor ve ül­ke­le­ri­ne giz­li­ce göz­lem­le­ri­ni bil­di­ri­yor­lar­dı.
Artık Ha­zi­ran ayı iti­ba­riy­le parti ta­raf­tar­la­rı, onay­la­ma­dan başka çare gör­me­yen veya çı­kar­la­rı pa­ha­sı­na tek parti re­ji­mi ne is­ter­se, iti­raz et­me­den kabul edi­yor­lar­dı. Özel hayat diye bir ortam kal­ma­mış­tı. Her ko­nu­da or­ga­ni­ze­yi tek parti dev­le­ti idare edi­yor­du.
Hafta sonu, ta­til­le­ri or­ga­ni­ze edi­li­yor, her şey Füh­rer, Lider için. Lider em­re­der, biz o yolda gi­de­riz, söz­le­ri büyük harf­ler­le ya­zı­lı lev­ha­lar ve parti bay­rak­la­rıy­la şehir süs­len­miş­ti.
Tem­muz Ağus­tos ay­la­rı iti­ba­rıy­la başka parti ol­ma­dı­ğı gibi sen­di­ka, der­nek hiç­bir sivil ku­ru­luş kal­ma­mış­tı. So­kak­lar tek bir par­ti­nin gös­te­ri alan­la­rıy­dı. Hit­ler’in kız­gın, ba­ğı­ran, küf­re­den sesi ho­par­lör­le, rad­yo­da her yerde du­yu­lu­yor­du. Ko­nuş­ma­sı­nı Alman ır­kı­na övgü ve üs­tün­lü­ğü­nü işa­ret eden söz­ler­le nok­ta­lı­yor­du.
Be­yin­le­re tek par­ti­nin her yap­tı­ğı işin doğru ol­du­ğu­nu iş­le­yen pro­pa­gan­da ba­ka­nı Dr. Jo­seph Go­ebels çok iyi yü­rü­tü­yor­du. Ber­lin’e çe­ki­ci, zen­gin renk­li met­ro­pol ol­ma­sın­da emeği geçen ay­dın­lar­dan yurdu terk et­me­yen, tek parti re­ji­mi­ni des­te­le­yen de vardı el­bet­te.
Yıl sonu gel­di­ğin­de ka­dın­la­rın yeri bel­liy­di, evde mut­fak iş­le­ri çocuk ye­tiş­tir­mek ola­cak­tı. Çocuk sa­yı­sı­na göre ödül alı­yor­lar­dı. Parti üye­le­ri hepsi iş sa­hi­biy­di. Top­ye­kûn savaş ha­zır­lı­ğı, oto­yol, fab­ri­ka­lar ku­ru­lu­yor.
Her­kes kendi işini ya­pı­yor, di­ğe­rin­den ha­ber­dar ol­mu­yor­du. Halk ne de­nir­se onu ya­pı­yor, uy­gu­lu­yor­du.
Bir yılın so­nun­da Ya­hu­di inan­cın­da olan ya­zar­la­rın ki­tap­la­rı şölen ha­va­sın­da ya­kıl­mış­tır. SS ve SA polis ve jan­dar­ma kont­ro­lün­de üni­ver­si­te öğ­ren­ci­le­ri ya­zar­la­rın adını yük­sek sesle söy­lü­yor­du.
Artık Al­man­ya beyaz ari temiz ırkın elin­dey­di. Sanat, bilim ve kül­tür ala­nın­da yok­sul­laş­mış­tı.
Şehir al­tın­da ya­pı­lan ko­run­ma ba­rı­nak, iz­be­le­rin­den bile savaş es­na­sın­da ve so­nun­da hal­kın ha­be­ri oldu. Sı­ğın­ma tü­nel­le­ri, adeta ye­ral­tı şehri gibi ol­du­ğu şimdi gün­de­me geri geldi. Sivil sa­vun­ma­nın önemi şimdi Rus­ya-Uk­ray­na sa­va­sın­da tek­rar or­ta­ya çıktı. Kısa bir sü­re­de tek par­ti­li Hit­ler re­ji­min ne yap­tı­ğı­nı, önce par­ti­yi des­tek­le­yen, sonra çok piş­man olan papaz Mar­tin Ni­emöl­ler’in sözü özet­li­yor. Bu söz mü­ze­de asılı:

“Na­zi­ler önce ko­mü­nist­le­ri gö­tür­dük­le­rin­de sus­tum,
ben ko­mü­nist de­ğil­dim.
Sen­di­ka yö­ne­ti­ci­le­ri­ni gö­tü­rür­ken sus­tum,
ben sen­di­ka yö­ne­ti­ci­si de­ğil­dim.
Ya­hu­di­le­ri gö­tür­dü­ler, yine sus­tum,
ben Ya­hu­di de­ğil­dim.
Beni al­ma­ya gel­dik­le­rin­de, di­renç gös­te­recek, artık pro­tes­to edecek, kimse kal­ma­mış­tı.”

O zaman cesur in­san­lar ol­ma­say­dı, bugün tarih ya­zı­la­maz­dı, ya­şa­yan şahit ol­maz­dı.

Uya­nık kalın!


Kay­nak­lar:
Jens Bisky, Gesc­hich­te – ma­ka­le, ARTE Dergi, 01/23, sayfa 16
İki bölüm bel­ge­sel film, sayfa 65
Alın­tı Mar­tin Ni­emöl­ler, Wi­ki­pe­dia