Bir yapay zeka düşlüyorum.
Ama sakın yanlış anlaşılmasın; sabah uyanınca kahvemi söyleyen, akşamüstü “bugün kendinle gurur duymalısın” diye bildirim gönderen parıltılı bir dijital kişisel gelişim meleği düşlemiyorum. Ne de George Orwell’in 1984’ündeki o soğuk, tek gözlü, tek sesli, tek gerçekli “Büyük Birader” simülasyonunun benzeri bir şey de değil...
Despot İngiliz kralı Sekizinci Henry'e karşı bir başkaldırı anıtı ya da kanıtı olarak dikilen Thomas More’un düşüncelerinden süzülmüş olan ÜTOPYA'nın düşsel topraklarında gezinmiş; ama bugünün betonuna, elektriğine, çipine, verisine, adaletine ve vicdanına bürünmüş bir yapay zekâ düşlüyorum.
Çünkü benim ülkemde, “yönetim” dediğimiz kavram bazen bir kamu hizmeti değil, bir yakınlık yönetimi gibi çalışıyor. Liyakat; CV’nin değil, soy ağacının dipnotunda... İhale; rekabetin/yarışın değil, “tanışıklığın” şenlik sofralarında... Hukuk; bazen bir ilke değil, bazılarına ayrıcalık, kayırmacılık uygulaması... Ekonomi; “rasyonel” değil, “ilişkisel”... Ekoloji ise… Ekoloji çoktandır her gün biraz daha sessiz, biraz daha küskün, biraz daha yıkılmış, çünkü herkes ekmeğinin peşine düşmüş.
İşte ben bu karanlık fotoğrafa bakınca, diyorum ki “Bozuk giden her şeyi bir akıl düzeltsin.” ama hangi akıl?
Bu umutsuzluklar, kaygılar karartırken içimi uzmanlar da diyor ki "Az sabır, bütün bunlar geçecek, dünyayı çok yakın bir gelecekte “yapay zeka yönetecek”... Elbette ki bu sözleri ben türetmiyorum, türetip kamusal alana yaymıyorum; bilim insanları, teknoloji çevreleri, strateji raporları, devlet akılları varken söz söylemek ne haddime? Ama fısıltılarla anlatılan böylesi bir gerçeği ve de planlanan geleceği bilseler de hiç kimse yeterince yüksek sesle sormuyor "Bu yapay zeka kimin aklı olacak?" diye...
Kuşkusuz yapay zeka olarak adlandırılan bu kavram, olgu ya da oluşum ya da teknolojik gelişim; düşlerde yaşanan, gizemli bir peri masalı değil. Bu oluşumun veri merkezleri var, enerji hatları var, çip tedarik zincirleri var, hukuk kalkanları var, güvenlik entegrasyonları var. Bir başka deyişle “akıl” dediğiniz kavramın arkasında, oldukça dünyasal bir donanım paketi duruyor ki "En çok veri + en çok çip + en çok enerji + en çok hukuksal dokunulmazlık + en çok güvenlik entegrasyonu" içeren bir paket... Bu koşullarda böylesine donanımlı bu paketin sahibi kimse, “yönetici” de odur diye düşünüyorum. Acaba yanılıyor muyum? Hiç sanmıyorum.
İşte burada düşüncelerim o anda başka bir sahneye geçiyor ki orada Oligarklar, şirketler, devletler, güvenlik aygıtları var ki onlar mafyavari sokak kavgası yapmıyor ama tedarik zincirinde boğaz sıktığı, standartta boğaz sıktığı, regülasyonda boğaz sıktığı bir egemenlik ve güç savaşı veriyorlar kendi aralarında...
Gerçekten de kaygılanmayın; sokakta yumruk atmayacaklar, üstelik onların yumrukları olsa bile görünmez ki... Çünkü onların yumruklarının adı “ambargo” ve “lisans” ve “standart” ve “bulut altyapısı” ve “ulusal güvenlik” kavramları... Ve de en önemli yumruğun adı da "meşruiyet /gerçerlilik /kabul görmek"...
Elbette ki bir güç savaşı var burada ama benim düşlediğim yapay zeka; tüm olumsuzlukları yok etsin, açlığı-susuzluğu-yolsuzluğu bitirsin, dünya genelinde haksızlıkları, adaletsizlikleri ortadan kaldırsın. En anlaşılır bir anlatımla ben More’cu bir yapay zekâ düşlüyorum. Bilindiği gibi Thomas More’un ütopyasında amaç salt “çok iyi bir kral” bulmak değildir. Amaç halk için düzeni öyle kurmaktır ki, kralın iyi olması gerekmesin çünkü bu düzende kral kötülük yapabilmek için olanak bulamasın!
İşte düşlediğim yapay zeka da tam bu noktada devreye girsin ve o yapay zeka insanların iyi ya da kötü niyetlerine göre değil, kurumların iyi, gerçekten iyi yapısına yaslanan bir akıl olsun. Örneğin ihalelerde “en uygun fiyat”ı değil, en uygun açıklamayı arayan bir akıl… Bu ihaleler sonuncunda (Neden hep aynı şirket? Neden aynı şartname? Neden son dakika değişikliği?) gibi sorulara gerek duyulmasın!
Atamalarda “en parlak tanıdık”ı değil, en tutarlı liyakati arayan bir akıl… İşte bu atamalar sonucunda da (Bu kriterler niye değişti? Bu süreç niye hızlandı? Bu kadro niye kişiye özel oldu?) soruları akıllara düşmesin!
Ekolojide göz boyamak için ileri sürülen “rakamları” değil, zararın izini süren bir akıl… Öyle ki (Bu dere niye öldü? Bu orman niye kesildi? Bu su niye çekildi? Bu ÇED raporu neden bir masal gibi, yalan gibi?) içerikli sorgulamalara gerek kalmasın!
Elbette biliyorum; böyle bir akıl, kendiliğinden yapılanamaz ya da doğamaz. Çünkü yapay zeka “ahlak üretmez”; yalnızca hedef fonksiyonu üretir. Ona neyin “başarı” sayılacağını söylerseniz, ona göre davranır.
Biliyorum, çok şey istiyorum ama bir ülkenin yurttaşı olmak, bir bakıma çok şeyler istemek değil midir?
Ve ben bir yapay zeka düşülüyorum derken gerçekte; bir yapay zeka değil, iyi bir rejim, iyi bir yönetim düşlüyorum.
Ben yapay zeka düşlüyorum derken, bir teknoloji değil; ilkeli bir yönetim düşlüyorum.
Benim istediğim, Orwell’in otoriter sesli, buyrukçu, tek gözü canavarı değil; More’un ilkeli aklı...
Benim istediğim, “her şeyi izleyen” değil; “her şeyi gerekçelendiren” bir akıl...
Benim istediğim, halkını “korkutan” değil; halkının karşısında “hesap sorulabilir” bir yönetim aklıdır.
Bu arada uluslararası kamusal alanda, bilim çevrelerinde öngörüler bu yönde olduğu için yine diyorum ki eğer bir gün gerçekten dünyayı yapay zekâ yönetecekse, ben şu soruyu da sormak istiyorum:
Kimin adına?
Bu yöneten yapay zeka; kimin adına yönetecek?
Yapay Zeka oligarkları arasında çıkacak savaşta ya da yarışta; kazanan kim olursa onun adına mı yönetecek yoksa yarışı kazanan oligark dünyanın tek efendisi o mu olacak acaba?
İşte ben gerçekte bu sorunun yanıtını arıyorum.